SÜRGÜN ÖRNEKLERİ (2) ROSA LUXEMBURG

         

  Rosa Luxemburg 1871’de Polonya’nın Çarlık Rusya’sı hakimiyetindeki bölgesinde doğdu. Polonyalı bir yazar “Polonya neresi, bilmiyorum” derken ülkenin zaman içinde sürekli değişen sınırlarını kastediyordu. Bir dönem Rusya’nın bir bölümünü ve Litvanya’yı kaplayan geniş sınırlara sahip Polonya Krallığı, 1815’deki Viyana Kongresi’nde bölgenin üç büyük devleti –Avusturya Macaristan, Prusya ve Çarlık- arasında bölünür ve 1918’e kadar devlet olarak ortadan kalkar.

            Polonya tarihi sürgün ve göç tarihidir. Polonya’yı bölüşen devletlere, özellikle Rusya’ya karşı değişik direnişler gelişir. Bunlar bastırılınca çok sayıda kişi özellikle Fransa, Belçika ve İngiltere’ye gitmek zorunda kalacaktır. İçerdeki muhalefetle sürgünler arasında yakın ilişki vardır. Ek olarak 20. yüzyıl başlarında özellikle Almanya’ya çok sayıda işçi madenlerde çalışmak için göç edecektir.

            Rosa Luxemburg üniversiteyi bitirdikten sonra doktora yapamaz. O yıllarda sadece İsviçre’de bunu yapabilmesi mümkündür. Birlikte yaşadığı ve sosyalist harekette yer alan Leo Jocighes kendisine kalan büyük mirası Rosa’nın eğitimi için kullanır. Rosa daha sonra Almanya’ya gelecek ve politik mücadelede SPD’de yer alacaktır. O yıllarda komünistler kendilerine sosyal demokrat olarak adlandırmaktadır.

            Rosa 20. yüzyıl sosyalist hareketinin teorisyenleri arasındadır. Başlangıçta birlikte olduğu Kautsky ile yolları ayrılmış, değişik konularda Lenin’i eleştirmiştir. 20. yüzyıl başlarında RSDİP ile SPD arasında yakın ilişki vardır.

            Rosa Luxemburg’un büyük teorik mirasını dört yönden kısaca incelemekle yetineceğim.

            Birincisi; tahmin edilebileceği gibi milli mesele ya da ulusların kaderini tayin hakkıdır. Rosa’ya göre Polonya’nın bağımsızlığını istemek yanlıştır, Polonya işçi sınıfı Rusya işçi sınıfıyla birlikte mücadele etmelidir.

            Rosa’ya göre ulusların kaderini tayin hakkı (ayrılma hakkı dahil) özellikle emperyalist ülkeler tarafından savunulmaktadır. Örnek olarak Almanya’nın rakibi İngiltere’nin sömürgeleri İrlanda ve Hindistan’ın bağımsızlığını istemesini gösterir. Almanya rakibini zayıflatacağı düşüncesiyle onun sömürgelerinde bağımsız devletlerin kurulmasını istemektedir.

            Benzer durum Ekim devriminden sonra da ortaya çıkacaktır. O yılların ABD’si sayılan İngiltere dünyanın altıda birini kaplayan büyük devleti –SSCB henüz kurulmamıştı- parçalamak ve kendisine bağlı uydu devletçikler kurulması için ülkeyi oluşturan halkların bağımsızlığını savunuyordu. Zayıf burjuvaziye sahip bu halkların önünde iki seçenek vardı: bağımsızlık ve İngiltere’nin etkisine girmek ya da daha sonra SSCB adını alacak büyük birlik içinde kalmak. Rosa milli mesele konusunda haklı çıktığını savunarak Lenin’in “kendi kaderini tayin hakkı” konusundaki görüşünü yeniden eleştirecektir.

            İkincisi; Brest-Litowsk barışıdır. Mart 1918’de zamanın Sovyet yönetimiyle Almanya arasında imzalanan bu antlaşmayla Rusya geniş bir alanda toprak kaybediyordu. Lenin’e göre ağır şartlarına rağmen bu antlaşmanın yapılması zorunluydu, aksi durumda devrim tehlikeye girecekti. Sürekli gerileyen Rus ordusunun direnmesi mümkün değildi.

            RSDIP Merkez Komitesi barışın ağır şartlarını kabul etmeyince Lenin MK’dan istifa edeceğini açıklar. Bunu kimse göze alamadığı için barış şartları kabul edilir ve böylece doğu cephesinde Birinci Dünya Savaşı sona erer.

            Rosa böyle bir antlaşma yapılmasına karşı çıkar. Almanya’nın doğu cephesinde savaşı kazanması ülkedeki devrimci durumu geriletecektir. Doğu cephesindeki askerler çekilerek Fransa’ya karşı savaşa ek kuvvetler olarak sürülecektir.

            Lenin Rosa’nın talebine şöyle karşılık verir: “Alman devrimi devrimimizden önemlidir. Biz devrimi yaptık, Almanya’da devrim olacak mı, belli değildir. Devrimimizin geleceğini ihtimale bırakamayız.”

            Daha sonra Rosa, Ekim devriminin yalnız kalmasının ve ağır zorluklarla karşılaşacak olmasının asıl sorumlusunun kendileri olduğunu açıklayacaktır. Biz devrim yapamadık, onlar yaptı. Biz yapamadığımız için yalnız kaldılar.

            Üçüncüsü; Rosa Luxemburg savaşa karşı tutum konusunda Bolşeviklerle aynı görüştedir.

            Dördüncüsü; Rosa, Kurucu Meclis’in devrimden hemen sonra kapatılmasını eleştirir. Lenin’in ve Bolşeviklerin demokratiklik konusunda eksikliklerine dikkat çeker.

            Rosa savaşa karşı tutumu nedeniyle birkaç kere tutuklanır. Karl Liebknecht’le birlikte Almanya Komünist Partisi’ni kurar. Almanya’da 1918-1919 devriminin yenilgisinin ardından Liebknecht’le birlikte öldürülecektir.

            1990’lı yılların başlarında Hannover’de Rosa Luxemburg’u konu alan iki günlük bir sempozyum düzenlenmişti. Orada adını hatırlamadığım DAC’den Luxemburg uzmanı bir kadın, Jocighes hakkında çok az bilgi bulunduğunu açıklamıştı. Jocighes profesyonel devrimciydi, gizli olarak Berlin’den Polonya’nın değişik bölgelerine gidip geliyordu. Oradaki partinin yönetimindeydi. Rosa’nın öldürülmesinin ardından yeniden geldiği Berlin’de o da öldürülecektir.

            Kadın konuşmasının sonunu şöyle bağlamıştı:

            “O büyük bir adamdı. Kendisinden üstün bir kadınla birlikte yaşamasını bildi.”

            Rosa’nın Leo’ya yazdığı ve fırtınalı birlikteliklerini yansıtan mektuplar “Sevgiliye Mektuplar” adıyla Türkçede yayımlanmıştır.

Engin Erkiner

26/4/2026

6 kez okundu.

Check Also

ZORBALIK – EŞKIYALIK DÜNYAMIZDA HÜKÜM SÜRÜYOR..! – Alaattin Çelik

Kapitalist-emperyalist sistemin 2008’den bu yana girdiği bunalım giderek derinleşmektedir. Dünyamıza egemen olan burjuvazi, sorunun çözümünü …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir