
Sürgünde üretilen edebiyat yaşanılan sürgünün özelliklerine göre değişir.
Sürgünde üretilen edebiyatın mutlaka sürgünlüğü konu alması gerekmez. Nasıl hapishanede üretilen edebiyatın mutlaka hapishaneyi anlatması gerekmiyorsa…
Burada edebiyatın başında kullanılan kelime içeriği değil üretilen yeri belirtir.
Bu konuda karşılaştırmalı inceleme yapılacak olursa…
Anna Seghers ikinci sürgünlüğünü yaşadığı Meksika’da o ülke ve bölge hakkında öyküler yazmış, bunlar Almanya’ya döndükten sonra yayımlanmıştır. Seghers aynı zamanda Nazi Almanya’sını anlatan iki romanı da Fransa ve Meksika’da tamamlamıştır: Transit ve 7. Haç. İlk roman Almanya’dan sonra Fransa’dan kaçışı anlatır.
Sürgünde üretilen Türkçe öykü ve romanların konusu ise değişiktir.
Bazı yapıtlarda yazar Türkiye’deyken yaşadıklarını anlatır (genellikle işkence). Burada yaşanan doğrudan anlatıldığı için yapıt edebiyat kategorisine girmez.
1989’da yayımlanan Yolun Sonu adlı romanım 12 Eylül’den sonra kaçışı ve Almanya’da yaşantıyı konu alır.
Sürgünde Türkçe edebiyat üreten yazarlar büyük oranda Almanya’daki Türkiyeli işçileri ve ikinci kuşağı konu almışlardır. Bu insanlar Alman sürgünlerin örneğinin aksine aynı dili konuşan büyük bir kitlenin içine geldiler. Fakir Baykurt, Yusuf Ziya Bahadanlı, Dursun Akçam ilk olarak sayılabilecek isimlerdir. Baykurt’un Yüksek Fırınlar romanı ilk Almanya romanı sayılabilir. Burada Türkiyeli bir işçinin zor ve yavaş olarak kültürel değişimi anlatılır.
1985 ve 1987’de Bir İşçinin dönüşü ve Taşınamayan Özgürlük adlı iki öykü kitabım yayımlanmıştı. Öykülerden birisinde 35 saatlik çalışma haftası için yapılan grevlerde pasif grev kırıcı rolündeki Türkiyeli bir işçi konu alınmakla birlikte Alman toplumunu anlatan konu seçimi yok gibidir. Almanya’da üretilen öyküler denildi mi akla hemen gelen ırkçılık ve yabancı düşmanlığı konuları gelirdi. Almanya’da üreten bütün yazarlar az veya çok bu konuyu işlemişlerdir.
Seghers’in on yıl bile tutmayan sürgünlüğünde anlattığı Meksika toplumu ve Karayipler bölgesinin benzeri gibi bizde Almanya toplumu edebiyatta konu olmamıştır. Yaygın yabancı düşmanlığı 1980’li yıllarda Almanya toplumunun sadece bir yönüydü, başka yönler dikkate alınmamıştır.
Bu tek yanlılık normal sayılabilir çünkü bu toplumu tanımıyorduk. Herkesin dil öğrenmesi –öğrenebilenler için tabii- uzun sürdü çünkü Türkçeyle hemen her iş yapılabiliyordu.
Almanya’daki Türkçe edebiyatta ikinci işçi kuşağının önemli yeri bulunmakla birlikte eğitim düzeylerinin düşüklüğü ve yeterli Türkçe bilmemeleri nedeniyle bu edebiyat günlük sorunları anlatan ve sosyolojik edebiyat olarak adlandırılan türün ilerisine geçememiştir.
Alman sürgünler bulundukları ülkede Nazizmi teşhir eden ve o ülke dilinde dergiler yayımladılar. Benzerini Türkiye’den gelen sürgünler de yaptılar. Türkei Info gibi… Ek olarak Demokrat Türkiye, Özgür Politika ve Türkiye Postası gibi gazetelerle Yazın, Dergi, Allı Turna, Parantez, Demet, Yabanel gibi kültür-sanat ağırlıklı dergiler de yayımlandı.
Her ne kadar az okuyan bir toplum olsak da bu dergiler büyük sayı içinde alıcı bulabiliyordu. Bazıları kısa bazıları uzun ömürlü oldu.
Tahmin edilebileceği gibi bu dergilerde yazarlık özellikleri gelişmiş kişilerin yanı sıra ikinci kuşaktan olan ya da Almanya’ya yeni gelmiş insanlar da yazdılar. Bunların çok azı yazarlığı sürdürdü. Genellikle birkaç öyküden sonra yazmayı bıraktılar. Yine de birkaç kişi yetişti ve bunlar daha sonra döndükleri Türkiye’de kitaplar yayınlamayı sürdürdüler. Vehbi Bardakçı, Harun Yiğit, Orhan Bahçıvan (dönmedi) ve birkaç isim daha sayılabilir.
Sürgünde yayımlanan dergiler Türkçe edebiyata yeni yazarlar kazandırabildi.
Engin Erkiner
18 Mayıs 2026
11 kez okundu.
Avrupa Sürgünleri Avrupa Sürgünleri Meclisi web sitesi