
Yaratıcı sürgünlük sürgünde üreten insanlar için kullanılan bir kavramdır ve görece yenidir; yaklaşık 30 yıllık mazisi vardır.
İnsanlık tarihinde sürgünlük göç kadar eskidir. İnsanlar yaşadıkları toplumun yönetimiyle anlaşmazlığa düştüklerinde, bu anlaşmazlık kişinin –en başta can güvenliği için- başka yere gitmesini gerektirir. Sürgün, zorunlu politik göç olarak da tanımlanabilir.
Sürgün yönetim kararıyla ülke içinde olabileceği gibi ülke dışına da olabilir.
Osmanlı döneminde bazı kişiler Yemen’e sürgüne gönderilirken –imparatorluk sınırları içindedir- bazıları da şu veya bu Avrupa ülkesine büyükelçilik verilerek gönderilirdi. Amaç tehlikeli olduğuna inanılan kişiyi İstanbul’dan uzaklaştırmaktı.
Sürgün genellikle ülkeyi terk etmek zorunda olan kişiler tarafından seçilir. Bazı durumlarda yönetim kişinin gitmesini engellemeye çalışmaz. 12 Eylül sonrasında Behice Boran’ın ülke dışına uçakla yasal çıkışı böyledir. 12 Eylül yönetimi engelleme durumunda Avrupa’daki insan hakları kuruluşlarıyla sorun yaşanacağını düşünmüştür. Sürgüne giden çok kişi ise gizlice ülke dışına çıkmıştır.
Yaratıcı sürgünlük sürgüne gittiği ülkede üretmeyi sürdüren insanlar için kullanılır. Sürgünlüğün yaygın özelliği olan içine kapanmak, özlem duygusunun fazlasıyla ağır basması bu insanlarda görülmez. Hem ülkelerindeki yönetime karşı muhalefetlerini sürdürürler ve hem de üretirler.
Nazım Hikmet ve Yılmaz Güney bilinen iki örnek olmakla birlikte sayı oldukça fazladır. Türkiye’yi terk etmek zorunda kalan insanların büyük çoğunluğunun geldiği Avrupa ülkelerinde sürgünlüğün tipik etkilerini görece az hissetmelerinin nedeni, ülkelerinden yıllar önce gelmiş ve yerleşmiş büyük bir kitlenin arasına gelmelerinden kaynaklanır. Özellikle Batı Almanya için (1980’li yıllarda iki Almanya vardı) durum böyledir. Yaratıcı sürgünler ürettiklerini tüketecek geniş bir kitle bulmuşlardır. O yılların iletişim imkanları içinde tüketimin sürgün olarak yaşanılan ülkeyle ya da en fazla Avrupa ile sınırlı olduğunu düşünecek olsak bile, bu alan diyelim Kanada’ya sürgüne giden birinin alanından geniştir.
Yaratıcı sürgünlüğün çok sayıda örneği bulunmasına karşın –mesela Hannah Arendt, Horkheimer, Adorno, Anna Seghers hemen sayılabilecek isimlerdir- neden bu kadar geç kavramsallaştırıldığı sorulabilir.
Sürgünlük insanlık tarihi kadar eskidir. İlk tanınmış sürgünler olarak Aristoteles ve Heredot sayılabilir. Yıllardır yaşadıkları yeri terk etmek zorunda kalmışlardır. Bunlara Hannibal’in eklenmesi gerekir.
Filleriyle Alpleri geçen ve Roma İmparatorluğu’na zor anlar yaşatan Kartacalı Hannibal, Kartaca’nın Roma tarafından yerle bir edilmesinin ardından kaçmak zorunda kalır. O yıllarda çok sayıda bulunan değişik küçük devletlere sığınır ama Roma her yerde onu kovalar. Yakalanacağını anlayan Hannibal intihar eder.
Roma’nın Hannibal’i sıkı takibini günümüzde bazı politik sürgünlerin adlarının Interpol’e bildirilerek sürekli izlenmelerine benzetebiliriz. İadeleri istenmektedir ve yanlış bir ülkeye seyahat tutuklanmayı ve iadeyi gündeme getirebilir.
Yüzyıllar sonra benzer durum güney Fransa’da başka ülkeye gitmek için vize bulamayan Walter Benjamin’in başına gelecektir. Nazilerin eline geçmektense intihar etmeyi tercih eder.
Benzerini politik iltica başvurusu reddedilen ve Türkiye’ye iadesi gündeme gelen Cemal Kemal Altun yapacaktır. Mahkemenin yüksek kattaki penceresinden atlayarak intihar eder.
Sürgünlük göç kadar eski olmasına karşın yıllarca göçün parçası olarak görüldü, ayrıca üzerinde durulmadı. Sürgünlük göçün özgün bir parçasıdır ve sürgüne giden ve üretimlerini sürdürenler şu veya bu oranda sürgün hakkında mutlaka yazmışlardır ama anlaşılan ayrı bir olgu olarak ele alınmadığı için genelin içinde kaybolmuştur.
Sadece sürgünlüğü konu alan ilk önemli yazı 1943’te Hannah Arendt tarafından yazılır ve değişik dillere çevrilerek günümüze kadar gelir.
Göçün özellikleri dönemine ve ülkesine göre değişir ve aynısı sürgünlük için de geçerlidir. Sürgünlük bu kadar ihmal edilmiş bir konu olunca yaratıcı sürgünlüğün daha da geç anlaşılmasını normal karşılamak gerekir.
Yaratıcı sürgünlük kavramını yazmadan önce bir konuşmada kullanmıştım. 2020 yılı başlarında sıkı korona önlemleri arasında yapılan Gökhan Harmandalıoğlu’nu anma toplantısında ASM adına yaptığım ve on dakika bile sürmeyen konuşmanın bu kadar dikkat çekmesini ve birkaç yıl sonra bile hatırlanmasını hayretle karşılamıştım. Kavramın zamanı gelmişti ve kullanılmakta geç bile kalınmıştı.
Engin Erkiner
25/05/2026
7 kez okundu.
Avrupa Sürgünleri Avrupa Sürgünleri Meclisi web sitesi