Başsağlığı: Sürgünde Anne Acısı…

Fransa’da sürgünde yaşayan Ersin Eroğlu yoldaşımızın annesi Ayşe Eroğlu`nun  dün Tokat/Niksar Devlet Hastanesinde yaşamını yitirdiğini büyük bir üzüntüyle öğrendik.

Ersin yoldaşımıza, ailesine ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyoruz.

Sürgünde yaşarken anne, baba ya da kardeş acısı çok daha ağır ve katmerli yaşanıyor. Cenazeye gidememek, son günlerinde ailenin yanında olamamak, acıyı daha da derinleştiriyor.

Annesi Ayşe Eroğlu`nun vefatının ardından Ersin Eroğlu’nun kaleme aldığı duygularını paylaşıyoruz.


Canım Annem, Yoldaşım, Sığınamadığım En Güvenli Limanım…

ANNEM…

Dün, 2 Haziran’da, o koca yüreğin bu dünyanın adaletsiz yükünü daha fazla taşımak istemedi ve yorulup durdu. Sen gözlerini hayata yumdun; benimse içimde yılların biriktirdiği o devasa hasret, koca bir çınar gibi devrildi.

Sürgünün o soğuk, kilometrelerce uzak yollarından sana sesleniyorum annem. Bilirsin, biz erkekler öyle ulu orta bağırıp çağıramayız; içimizdeki fırtınaları dışarı fışkırtıp hıçkıra hıçkıra ağlayamayız. Göğsümüzün ortasına koca bir taş oturur, nefesimiz kesilir de yine de dik durmaya çalışırız. İşte şimdi o taş, canımdan bir parça kopardı.

Yıllardır birbirimize sarılamayışımızın, göz göze gelemeyişimizin, “annem” deyip boynuna sarılamayışımın acısı içimi paramparça ediyor.

İnsan sürgündeyken en çok anasının kokusunu özlermiş. Bunu her gün, her an uzaktan uzağa seni düşünerek öğrendim. Biz fiziken ayrı düşsek de kalplerimiz hep aynı ritimle çarptı. Benim hayat hikâyem de, kavgam da senin o nasırlı ellerinde başladı.

Biz daha küçücük çocuklarken babamı kaybettik. Sen bize hem annelik yaptın hem babalık… Hayatın tüm yükünü o narin omuzlarına tek başına aldın. Tarlalarda, çamurların içinde, yağmurda, ayazda bizim için nasıl çalıştığını; bizleri kimseye muhtaç etmemek için nasıl didindiğini hiç aklımdan çıkarmadım.

O günlerin ayazı senin ellerindeydi; sıcaklığı ise bizlere saçtığın o sonsuz sevgindeydi. Çocukluk işte… O zorluğun içinde yaramazlıklarımla seni çok üzdüğümü, yorduğumu biliyorum annem. Uzaklardan yalvarıyorum sana; ne olur hakkını helal et bana. O kocaman, her şeyi affeden yüreğinle helal et…

Şimdi uzağında, sürgünde yaşadığım bu köyün ormanında, bir su kenarındayım. Buraya bahar geldi, çiçekler açtı. Hava hafiften yağmurlu; toprak bereketini serpiyor etrafa. Tam senin seveceğin, tarlalardaki çocukluğumuzu ve toprağın kokusunu hatırlatan bir huzur var burada.

Hani o çok sevdiğin tavuklar vardı ya; onlar için kendi ellerimle güzel bir yer yaptım burada. Sana fotoğraflarını gösterip bu küçük dünyamı paylaşamadım. “Bak annem, burayı senin için kurdum” diyemedim. Sana uzaktan sadece hasret gönderebildim ya, içimde en çok da bu ukde kalacak.

Şimdi arkanda koca bir boşluk, dinmeyen bir sızı bıraktın. En çok da o soruyor kendine… Küçük kızın, senin canından çok sevdiğin “Minikcan”ın şimdi sensiz ne yapacak annem? Onun dayanağı, sığınağı, her şeyi sendin. Onun içindeki bu derin yarayı, bu büyük yokluğu senin o şefkatli anınla ve bize bıraktığın gururlu mirasla sarıp sarmalamak şimdi benim boynumun borcu.

Sen sadece evinin değil, koca bir kavganın da sarsılmaz direğiydin. Ben büyüdüm, bir yola çıktım; sen ne zaman düşecek gibi olsam o sarsılmaz iradenle beni hep ayağa kaldırdın.

O demir kapıların ardındayken, saatlerce, günlerce cezaevi kapılarında bekledin. Evladından bir haber alabilmek, bir an olsun yüzünü görebilmek için o zindan duvarlarını inatçı bekleyişinle dövdün.

Ölüm orucundayken, o dirençli ve zor günlerde sokakları adımlarıyla titreten, evlatlarının hakkını arayan “dirençli analardan” biri olarak tarihe geçtin. Sen sadece benim değil; adalet arayan, direnen, bu uğurda bedel ödeyen tüm devrimcilerin anası oldun.

Bize direnmeyi de, umudu diri tutmayı da o tarlalardan cezaevi kapılarına, oradan sokaklara taşıdığın emeğinle öğrettin.

Son yıllarında yatağa bağlı yaşarken bile gözlerindeki gururu, o dik duruşu hiç kaybetmedin. Kalbin bu fani dünyanın ağırlığına, bunca yılın yorgunluğuna belki daha fazla dayanamadı. Şimdi o büyük, sonsuz yolculuğuna başladın. Babama kavuştun artık… Hüseyin’e kavuştun. Ona bizden de çok selam söyle annem, bizi merak etmesin.

Sana sarılamadan, o emek kokan ellerini öpüp kokunu içime çekemeden, cenazene gelip o tabuta omuz veremeden gidişin, içimde hiç kapanmayacak bir sürgün yarası olarak kalacak.

Şimdi bu su kenarında, yağan hafif yağmurun altında sana ve senin bize emanetin olan Minikcan’a söz veriyorum: O kapılarda beklediğin adaleti, o meydanlarda haykırdığın özgürlüğü ve senin o dik, eğilmez duruşunu nefes aldığım sürece yaşatacağım. Sana olan özlemim, kavgamın rehberi olacak.

Toprağın incitmesin seni güzel annem. Devrimci yoldaşların, evlatların seni asla unutmayacak.

Yıldızlar yoldaşın, mekânın her zaman kalbimiz olsun.

Seni çok seven, seninle her zaman gurur duyan oğlun ve kızın…

Ersin 
Halide 

26 kez okundu.

Check Also

SÜRGÜN EDEBİYATLARI

Sürgünde üretilen edebiyat yaşanılan sürgünün özelliklerine göre değişir. Sürgünde üretilen edebiyatın mutlaka sürgünlüğü konu alması …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir