YUMUŞAK GÜÇ KOMÜNÜ GEZİ PARKI

images

Karşıtların birliği yasası gereği şeyler kendi karşıtlarını doğururlar. Doğa kanununun şekillendirdiği üzere eşyanın tabiatı gereği hiçbir şey yoktan var olmaz, var olan ise değişir, ama yok olmaz. Doğanın bu yasaları hayatın bütün alanlarında eksiksiz olarak işlerler. Toplumsal sistemler de bu doğa yasalarına tabidir. Onlarda bir öncekinin rahiminde cenin şeklinde oluşur, anne rahimi tarafından gıdalanır, beslenir ve doğum günü ve saati geldiğinde her bebek gibi doğar. Bazen doğum anı çok sancılı olur ve bebek ölebilir. Tıpkı doğanın doğurganlık yasaları gibi bazen güzel bir anneden çirkin, bazen de çirkin bir anneden güzel bir bebeğin doğduğu gibi : Toplumsal sistemler de böyle doğarlar. Örneğin Kominal toplum gibi sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız, devletsiz bir toplumsal sistemden, insanı insana köle yapan, acımasız, vicdansız, her yönü ile savaş, zor, zorbalık, zulüm olan köleci toplumun doğması gibi.

Doğanın bu yasası gereği : kapitalizm gibi insanı iliklerine kadar sömüren, gölgesini satamadığı ağacı bile kesebilen, ücretli köleliği acımasızca hayata uyarlayan sistemden, sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız, sınırsız bir dünya sistemi doğacaktır. Adı sosyalizm ya da başka bir şey olur fark etmez. Tıpkı 1871 de gerçekleşmiş olan “Paris Komününün” adının yüz küsur yıl sonra Türkiye de Gezi Parkı olduğu gibi. Gezi Parkı derken, Gezi Parkının bugün bir komün olduğunu vurgulamak istiyorum. Paris Komünü yetmiş bir gün yaşadı. Gezi Parkı Komünü belki o kadar da yaşayamayabilir. Ne kadar yaşayabilirse yaşasın, artık fark etmez. O bir milat oldu ve insanlık tarihinde hep yaşayacaktır. Türkiye nin toplumsal ilerleme tarihi sürecinde bir kilometre taşı olarak kalacaktır. Türkiyeli her devrimci ve karşı devrimci Gezi parkını unutamayacaktır. Devrimciler gurur ve onur duyarak, karşı devrimciler ise yüreklerinde bir korku olarak taşıyacaklardır.

Gezi Parkı komünü uzun da yaşasa kısa da tarihe silinmez bir not olarak düştü. Karşı devrimciler bir daha yüzünü görmemek üzere def etmeye çalışırken, devrimciler bu önemli olgudan çok büyük dersler çıkartmalıdır. Çünkü böylesi toplumsal olaylar tarihte çok az rastlanan olaylardır. Olaya dünya çapında bakınca bu o ilk olan değildir. İçerikleri aynı olmasa da biçim bakımından, Arabistan da, “Arap baharı”, Avrupa da bir çok isimler altında benzeri olaylar yaşandı ve hala da yaşanıyor. Ama Türkiye de bir ilk. İkincisi olur mu? Olacaksa ne zaman olur bilemiyoruz? Olup olmayacağını bir kenara bırakacak olursak, var olandan tarihi derslerin çıkartılması ve geleceğe ışık tutması amacı ile ele alınmalıdır. Hiç olmazsa, bir çok eski kuşağın (68 li ve 78 li) mevcut gençliği : bunlardan adam olmaz, bunlardan bir şey çıkmaz diye aşağılayanların utanmak babında da olsa Gezi Parkını derinlemesine irdelemesi gerekir.

Mücadele tarihimizin ilk dönemlerinde, hep dünya mirasımız olan enternasyonal değerlerimizi ele alarak, ideolojik, politik üretim yapmaya çalışıyorduk. 68 ve 78 kuşağı çok önemli değerler üretti. Ama söz konusu değerlerin çoğu zora dayalı devrimi savunan ekolün üretmiş olduğu değerlerdi. Kuşkusuz TİP gibi yasal mücadelenin içinde çok önemli birikim ve değer üretmiş olan bir süreç de yaşandı. Ne ki, bu süreç sonraki kuşaklar tarafından yeterince kavranıp, anlaşılmadı. Benzeri olgu bir daha yaratılamadı. Ama zora dayalı devrimi savunan örgütler devlet tarafından ezilip, ilga edilse bile yerine başka bir yapı yaratılabiliyordu. Hiç olmazsa bundan sonra, Gezi Parkı Komününü, devlet ezse dahi tekrarı olmasa bile benzerini sürekli hale getirerek mücadele tarihine kazandırmak gerekir. Tıpkı Paris Komününün yüz yıldan fazla bir süredir yüreklerde yaşatıldığı gibi. Çünkü bu da onun bir benzeridir.

Paris Komünü ile Gezi Komününün en önemli benzerliği : her ikisinin de vahşi bir kapitalizme karşı doğmuş olmasıdır. Paris Komünü : Jarondenlerin Jakobenleri erkten temizledikten sonra, büyük bir gayretle kapitalizmi bütün vahşeti ile hayatın her alanlarında egemen kılmak için Makyavel’ ce bir gayretle çalışmaları sırasında oluştu. Gezi Komünü de Erdoğan ve Hükümetinin : Emperyalizmin desteği ve isteği ile askeri vesayeti erk üzerinden kaldırıp, yerine kendi ekonomik, politik vesayetini Makyavel in bütün yöntemlerini yezitçe kullanarak erk üzerinde egemen kılmaya çalıştığı bir ortam ve süreçte ortaya çıktı. Görüldüğü gibi tarih tekerrür etmedi ama benzeri şeyler yaşandı. Tekerrür etmedi çünkü Paris Komünü çok kanlı oldu, ama Gezi Komünü yumuşak güç politikasının ürünü olarak oluştu. Bir başka ortak özellikleri de : Baranje nin Paris Komünü için yazmış olduğu şiirde “sana liman gösterdiler uzakta” dediği gibi her iki komünün de insanlığa kapitalizm sonrası varacakları toplumsal sistem limanını göstermeleri olmuştur.

Paris Komünü kapitalizmin başka bir sisteme gebe olduğunu ve varılması gereken limanı göstermişti. 1917 de Sovyet devrimi Paris Komününün göstermiş olduğu “ limana” demirledi. Ama o bir erken doğum oldu. O nedenle Paris Komünü 71 gün, Sovyet devrimi yetmiş küsur yıl yaşayabildi. Paris Komününü burjuvazi acımasızca kanlı bir şekilde yıktı, Sovyet devrimi zora dayalı devrim mücadelesi sonucu gerçekleşti ama kendi iç dinamizmi ile sessiz sedasız, sadece düşmanlarının sevinç çığlıkları arasında yıkılarak hayata veda etti. Paris Komününü kuranlar geleceğe umutla baktıkları için sonuna kadar savaştılar, özellikle de kadınlar ölünceye kadar barikatları terk etmediler. Kadınların direnişini, devrimci bir inatla sürdürdüğü mücadelesini yakında gören, bilen biri olarak o dönemin Paris in polis şefi : tanrım hele ki Fransız ulusu sadece kadınlardan oluşmamış demişti.

Fakat Sovyet toplumunun gelecek umudu kırılmış, umudun kırıntısı bile kalmamıştı ki 28 milyon üyesi olan Komünist Partinin bir üyesi bile ne sosyalizmin önüne barikat kurdu ne de barikatını ölene kadar savundu. Sovyet Devrimi kanlı kavga ile geldi, on milyonlarca insanın canına mal oldu, fakat kavgasız gürültüsüz olarak çekip gitti. Onlarca yıllık, milyonlarca işçinin emeği kısa bir süre içerisinde, köpek balıkları kapitalistlerin midesine indi. Geriye bıraktığı tek miras : sakın bizim yaptıklarımızı yapmayın mirası idi. Aslında gelecek açısında ne yapmamız gerektiğini, bize en iyi gösteren olgu Gezi Parkı Komünü olmalıdır. Sovyetler geçmişimiz, tarihimiz oldu. Ama Gezi Parkı Komünü ise geleceğimiz olarak değerlendirilmelidir.

Zaten Gezi Parkı Komünü de bir geleceğe işaret ediyor, geleceğin limanını bizlere gösteriyor. Ama bu limana varmanın ise Paris Komününün yöntemi ile olmayacağına da işaret ediyor. İzlenmesi gereken yürüyüş temposu ve biçiminin yumuşak güç politikası yöntemi olduğuna vurgu yapıyor. İnatçı, sabırlı, diyalogcu, kapsayıcı, kucaklayıcı, heterojen, sevecen, paylaşımcı, bütün ulusal renk ve inançsal duygulara, düşüncelere açık, ama amacından asla vaz geçmeyen bir mücadele tarzına işaret ediyor. Taşımış olduğu kimliksel, inançsal renkler, toplumsal doku itibarı ile Türkiye nin bir prototipini oluşturuyor. Bunların bir biri le sağlamış olduğu uyum ve toplumsal renklerin bir biri ile bağdaşıklığı gelecek için nasıl bir Türkiye nin oluşturulmasını görmek istemeyen gözlere bile çakacak kadar net hale getirdi.

Üretmek isteyen her solcu, sosyalist için çok önemli bir hazine bıraktı Gezi Komünü. İdeolojik, teorik, örgütsel üretim yapmak için gereken her türlü doküman var. Özellikle de fraksiyoncu kafaların kendilerine gelmeleri, fraksiyon anlayışının yerine en geniş kitlelerle ilişki kurup, ortak bir davranış tarzı geliştirmelerinin yol ve yöntemini gösterdi. Dar ideolojik üretim ve ideolojiye esir düşme anlayışının da ne kadar gereksiz bir anlayış olduğunu anlamak isteyen herkese anlattı. Onlarca yıldır dar ideolojik kalıplar içine kendini kapatmış ideoloji esirlerine, dar kalıplarının içinden nasıl çıkılacağını öğretti. Öğretti ama, kocaman bir Sovyetler Birliğinin ve sosyalist sistemin yıkılmasından bile dersler çıkartmamış olanların Gezi Parkı Komününden ders çıkartmalarını beklemek safça bir beklenti olur. Fakat o tiplerden değil de Özgürlük Hareketine uzak duran ve Özgürlük Hareketinin de ilk günlerde” Kemalistler, ulusalcılar” vb. diyerek uzak durduğu çevrelere yeniden bir bakış açısı getirmelerini beklemek gerekir.

Özgürlük Hareketi mi yoksa sadece BDP’ mi demek gerektiği konusunda belli tereddütler olsa da, ilk günlerde bir tedirginliğin yaşandığı kesin. Son günlerde ki beyanlarla yaşanmış olan tedirginliğin aşıldığı kesin gibi. Özellikle de, APO’ nun İmralı dan göndermiş olduğu “Taksim selamlaması” ile tereddütlerin geride kaldığı görülüyor. Ancak mevcut Gezi bütünlüğü içerisinde geleceğe yönelik nasıl kalıcı bağların oluşturulduğu, nasıl ittifakların yapılmasının gerektiği net olarak bilinmiyor. Böylesi bir fırsat bir daha doğar mı, doğmaz mı bilinemez. Ama mevcut fırsatın kaçırılmadan en geniş kesimlerle gereken düzeyde, gereken önemde ilişkilerin kurulması kaçınılmaz devrimci bir görev olarak Özgürlük Hareketinin önünde durduğu kesin. Sadece Özgürlük Hareketi değil başta HDP olmak üzere bütün sol ve sosyalistlerin önünde de çok önemli bir görev olarak duruyor. HDP, devrime, demokrasiye ve sosyalizme gönül veren her kesin, tabir uygunsa, Gezi Parkı Komününü aynı çapta bir platforma dönüştürmeleri gibi önemli bir görevi var. Tarih her zaman böylesi fırsatları insana vermez.

Ayrıca : bir eli “Arap baharı” diğer eli ABD ve AB ülkelerinde ki, toplumsal mücadelelere uzanmış olarak, dünyanın bir devrime gebe kaldığına, devrim sürecinin mayalanmakta olduğuna da işaret ediyor Gezi Parkı Komünü. Gezi Komünü, geliştirmiş olduğu eylemlerle doğu halklarının da Batının da destek ve güvenini aldı. Almaya devam ediyor. Bu bağların enternasyonal dayanışma ve bu dayanışmayı geleceğe taşıma, dünya devrim sürecinin devrimci güçlerini şimdiden oluşturmak bakımında da büyük önem taşıyor. Bu tarihi bir fırsattır. Dünya devrim süreci nesnel alt yapısı ile birlikte oluşuyorken, öznel yapısının da yaratılması için bütün koşullar oluşmaktadır. Dünya devriminin objektif koşulları olgunlaşıyorken sübjektif koşullarının da şekillenmeye başlaması son derece heyecan verici bir durumdur.

Bunları kaçırmak, sorumsuzlukların en büyüğü olur.

Bütün bunlarla birlikte, Gezi Parkı Komünü, basın da görüldüğü kadarı ile, karşı devrim güçlerinin arasındaki çıkar çelişkisini de su yüzüne çıkmış durumda. Erdoğan ı üreten “yeşil kuşak” ın yaratıcısı ve henüz parlamentoya seçilmemişken bile, Erdoğan ı Waşinton da 21 pare top atışı ile karşılayan, Erdoğan ı “deliğe süpürmeyip” başbakan yapan ABD bile Erdoğan a tavır almış gibi. Aynı tavrı AB de gösteriyor. Sömürücüler arasında çıkar çelişkisi ve çıkar kavgası hiç bitmez, ama bu güne kadar bu boyutta ayyuka çıkmamıştı. Bu da gösteriyor ki, Gezi Parkı Komünü, zor kullanarak sona erdirilse, bile Erdoğan Hükümetine karşı verilen demokrasi mücadelesi hızından hiçbir şey kaybetmeden devam edecek.

O nedenle Komün de gücünden hiçbir şey kaybetmeden mücadelesine devam etmek zorunda kalacak. Şu anda, Türkiye de, Erdoğan zorbasına ve diktatoryal eğilim taşıyan Hükümetine karşı tek ve en güçlü muhalefet Gezi Parkı Komünüdür. Erdoğan Başbakanlık hayatında ilk kez Gezi parkı Komünü karşısında paniğe kapılıp, kendini kaybetti ve karşı atağa geçti. Olguya neresinden bakılırsa bakılsın, Gezi Parkı Komünü, geçici bir vaka değil, kalıcı bir toplumsal olgu ve yapı olarak geleceğe taşınmak durumunda. Bu somut gerçeği iyi kavrayıp, algılamak, geleceğe bu pencereden bakmak ve Gezi Parkı Komününü onun üretmiş olduğu yumuşak güç politikası ile birlikte geleceğe taşımak gerekiyor.

Teslim TÖRE

676 kez okundu.

Check Also

53 yıllık Sürgün Doğan Özgüden’in Sürgün Yazıları adlı kitaplarının 7. cildi de yayımlandı

11 Mayıs 2024… Bugün, Doğan Özgüden ve İnci Tuğsavul’un yarım yüzyılı çoktan aşan sürgünlerinin başlangıcının …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir