KENDİNİ KANDIRMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

19.4.2014

 

engin

Başlığa konu olan örneklerin tamamı Avrupa’daki Kürt ve Türk toplumundandır. Konu buraya özgü değil, Türkiye’den de çok sayıda örnek verilebilir, ama kendimizi bulunduğumuz yerle sınırlandıralım. Konu da sadece Almanya seçimleriyle sınırlı olacak…

2000’li yılların başlarında Almanya’da yaklaşık 500 bin Türkiye kökenli Alman vatandaşı olduğu söylenirdi. Hürriyet başta olmak üzere değişik Türkçe gazeteler 500 bin oyun SPD için ne kadar büyük önem taşıdığını yaza yaza bitiremezlerdi. SPD Türklerin (aslında bu sayıya Alman vatandaşı olan Kürtler de dahildi ama o yıllarda Türkçe basın sadece Türklerden söz ederdi) bu desteğine layık olmalıydı.

İnsan rakama bakınca hemen düşünürdü ve bunu düşünmek için akıllı olmak da gerekmezdi:

Almanya’daki genel seçimde ya da herhangi bir seçimde oy kullanmak için vatandaş olmak ve 18 yaşını bitirmiş olmak gerekir. 500 bin Türkiye kökenli Alman vatandaşı var demek, bu kadar oy var demek anlamına gelmez. Nüfusun genç olduğu dikkate alınırsa bu sayının en az yarısı seçimde oy kullanabilecek yaşta değildi.

“500 bin oyumuz var” diye yazanlar yalan mı söylüyordu?

Bence hayır! Kendilerini önemli hissetmek hoşlarına gittiği için düşünmeden böyle yazıyorlardı. Yazdıklarına kendileri de inanıyordu. Nitekim böyle yazanlardan birisini tanımak fırsatım olmuş ve resmen saçmaladıklarını açıkça söylemiştim. Hiçbir şey söyleyememişti ve zaten ne söylenebilirdi ki!

500 bin oy bulunmamasının yanı sıra sanki oy kullananların tümü de SPD’yi seçecekti…

Yazanlar bunları hiç düşünmüyordu ve 500 bin oyun rahatlığıyla kendilerini iyi hissediyorlardı ve galiba asıl önemli olan da buydu.

Aradan yıllar geçti ve “CDU, CSU gibi ırkçı partilere oylarımızla haddini bildirelim” kampanyaları unutulup gitti. Bavyera eyalet seçimlerinde çok sayıda Türkiye kökenli göçmen CSU listesinde yer aldı. CSU’yu seçen Türkiye kökenli Alman vatandaşı sayısı da az değil… Özellikle CDU Türkiye kökenli vatandaşlardan aldığı oyu artırdı. Zaten bunu CDU’lu politikacılar da söylüyor ve muhafazakar değerleri savunan CDU Türkiye kökenlilere daha yakındır, diyorlardı.

Kürtlerde durum çok mu farklı, hiç de değil!

Geçen yıl Almanya’da genel seçim yapıldı ve bir Kürt kadın aday Sol Parti listesinden Kuzey Ren Vesfalya eyaletinden 10. sıradan aday oldu. Sol Parti önceki genel seçimde bu eyaletten 10 milletvekili çıkarmıştı ama partinin oy kaybettiği dikkate alınırsa bu sefer de aynı sayıyı tutturması mümkün görünmüyordu.

Buna karşın seçime kesin kazanıldı gözüyle bakılıyor ve gerçeğe dayanmayan bir propaganda yürütülüyordu. Almanya’da gösterilerde sokakları dolduran Kürtlerin büyük bölümünün vatandaş olmadığı, dolayısıyla oy kullanamayacağı unutuluyordu.

Evet, bu eyalet Almanya’da Kürt nüfusunun ve dolayısıyla da kesin sayısı bilinmeyen Kürt kökenli Alman vatandaşlarının en fazla bulunduğu eyaletti.

Sonuçlar belli oldu ve beklenildiği gibi kazanılamadı. Sol Parti bu eyaletten ancak dokuz milletvekili çıkarabildi ve bunlardan birisi de Federal Meclis’e giremeyen FDP’nin hissesinden kazanılandı.

FAZ Almanya genelinde bütün seçim bölgelerinde patilerin aldıkları oyları ve önceki seçime göre değişimi yayınladı. Sol Parti’nin oyları Kuzey Ren Vestfalya’da genelde biraz düşmüştü ve Kürt kökenli vatandaşların çabası bu düşüşü engellemeye yetmemişti.

Bu arada bir istatistik yayınlandı, önemli bir istatistik…

Türkiye kökenli Alman vatandaşlarının yüzde kaçı seçimde oy kullanıyordu?

Yüzde 18’i (yazıyla: yüzde on sekiz!)

Bu rakamın ne kadarını Türk ne kadarını Kürt kökenliler oluşturuyor, bilmek mümkün değil… Oranın çok farklı olmadığı söylenebilir. Türk kökenlilerde bu oran yüzde 10, Kürt kökenlilerde yüzde 80 denilemez.

Her durumda yaklaşık 62 milyonluk seçmen sayısı içinde toplam 800 bin Türkiye kökenli Alman vatandaşının (sayı arttı ve bunların tümü oy kullanabilecek yaşta olsa bile) öneminin ne kadar olduğunu hesaplamayı okura bırakıyorum.

Ek olarak, Kürt kökenli Alman vatandaşlarının Sol Parti’yi seçmesi Türk kökenlilere göre daha yüksek orandadır ama hepsinin bu partiye oy verdiğini hiç sanmıyorum.

Geneldeki yüzde 18 oy kullanma oranını dikkate alırsak, herkesin aynı partiyi seçmeyeceğini de düşünürsek, ne Türk kökenlilerin SPD için ve ne Kürt kökenlilerin Sol Parti için büyük önem taşımadıklarını görebiliriz.

On yıl kadar önce durum değişikti ve Alman partilerindeki sorumlular durumu bugünkü kadar açık olarak göremiyordu. Bir geceye ya da yürüyüşe katılan herkes oy kullanabilir diye düşünülüyordu ve bu durum değişti.

İnsanların politik faaliyetle ilgilenmeleri, Alman partilerinde çalışmaları iyi bir şeydir ve hele bu parti Sol Parti ise daha da iyidir. Sadece kendimizi iyi hissetmek için bile olsa kandırmaktan uzak durmak gerekir.

Rakamlar ortada…  Bu ülkede değişik bileşenleri olan bir azınlığız. Sol da var sağ da var, politik mücadeleyle herhangi bir şekilde ilgilenmeyen, seçimde oy kullanmayan büyük bir kesim de var.

Mevcut durumu değiştirmek için öncelikle durumun ne olduğunu doğru saptamak gerekir.

 

687 kez okundu.

Check Also

Freedom protests for Ecevit Piroğlu in Europe

Freedom protests for Ecevit Piroğlu in Europe One of the demonstrations held in front of …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir