Celal Başlangıç, BU DAHA BAŞLANGIÇ – Mehmet Akkaya

Türkiye gibi ülkelerin tarihinde bir gelenek var. Muhalif şahsiyetler, yazarlar, düşünürler, gazeteciler, sanatçılar, politik teorisyen ve aktivistler yurt dışında yaşamlarını yitiriyor. Bunlara şimdi Celal Başlangıç adı da eklenmiş oldu. Bu durum Osmanlının son zamanlarından beri böyledir. Prens benzeri diktatörlerin (Machiavelli) ve Leviathan türü devlet biçimlerinin (Hobbes) belirleyici olduğu toplumların yapısında muhalifleri sansür, sürgün ve yasaklama anlayışı vardır. Celal Başlangıç anmasında Prens ve Leviathanların halen yaşadığını düşündüm. Düzen karşıtı, özellikle sınıf mücadelesi perspektifinden gazetecilik yapanlara yaşam hakkı tanınmaz. Başlangıç’a da tanınmadı. Üstelik Celal Başlangıç, objektif gazeteciliğe örnek bir muhalif olsa bile düzenden, Türkiye’deki sistemden tamamen kopmuş bir radikal değildi bildiğim kadarıyla.
78’liler Girişimi‘nin, 10 Mayıs günü (2024) Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde düzenlediği Celal Başlangıç anmasındaydık. Anmaya gazeteciler, milletvekilleri, yazarlar, televizyoncular vs katıldı. Hem adı hem soyadı her zaman ilgimi çekmiştir Celal Başlangıç’ın. 1956’da İstanbul’da doğmuş olan Başlangıç, ilginç bir günde, 3 Mayıs 2024’te, Dünya basın günü’nde, Köln’de sürgündeyken “aramızdan ayrıldı” haberini aldık. Celal adı, Şeyh Bozoklu Celal’i aklıma getirir. Genellikle tüm Celal adını taşıyanları Bozoklu’ya benzetme eğilimim var nedense. Bazı tarihi kaynaklara göre 200 yıl Osmanlı feodalizmine karşı köylü ayaklanmalarının başını çekti Celal.
Türkçe, Kürtçe ve Arapça’daki Celal adı, Bozoklu’dan mı geliyor, bilmiyorum. Celal ismi tarihsel olarak bunu hatırlatırken soyad olarak düşünülmüş olan “Başlangıç” kelimesi de aktüel açıdan ilgimizi çeker. Her bitiş de dahil olmak üzere her süreç ve sonuç, haddizatında bir başlangıçtır aslında. Daha da aktüel olan kullanım, bir slogandır ve “bu daha başlangıç, mücadeleye devam” denilir.
Gazetecilikte Radikal Çizgi
İstanbul çocuğu olan ve muhtemelen resmi ideolojinin içine bir ortasınıf Türk olarak doğan Başlangıç’ın yaşamı, bilhassa son yıllar açısından düşünülürse sistemle gerilim ve mücadele içinde geçmiştir. Gazetecilik mesleğini en radikal çizgide yaptığı anlaşılıyor. Başta Kürtler olmak üzere emekçilere ve ezilenlere yakın olması, onun Kürt olduğu veya Kürt kökenli olduğu söylentilerini de ortaya çıkarmıştır. Bu açıdan vefatı üzerine Kürt medyasında “Kürt dostlu Celal Başlangıç’ı kaybettik” başlıklı haberler yer alması anlamlıdır.
Sürgün gazetecilik meselesinin kökleri eskidir aslında. Sol gelenek için Marx ve Engels adlarını anmadan olmaz. Bunlar kapitalizm koşullarında her mesleğe olduğu gibi gazetecilik ve genel olarak basın mesleğine de sınıf açısından, ezilenler açısından bakmışlardır. Bu yüzden de dönemin devletleri, hükümetleri, ordu ve polisleri tarafından düşman hukukuna maruz kalmışlar ve göçmen yaşamını sürüp Başlangıç ve benzerleri gibi sürgünde ölmüşlerdir. Dolayısıyla gazetecilik, yalnızca gazetecilik değildir. Analitik felsefeler, basın faaliyetini sosyal ve sınıfsal gerçeklikten izole ederek ele alır ki, kabul etmek mümkün değil. Buradan bakılırsa Marx, Engels ve benzer örnekler, gazeteciliğin sınırlarının çok geniş olduğunu gösterir. Sosyal gerçekliği açıkladığı gibi dünyanın değiştirilmesini de problem olarak görür.
İnşacı Gazetecilik Örneği
Sürgün gazetecileri konu ederken, sürgün düşün ve sanat insanlarımızı da unutmak olmaz. Ülkemizin tarihi, bunlarla dolu. Başlangıç, elbette ki başlangıç değil! Misal Behice Boran Belçika’da, Pertev Naili Boratav Fransa’da, Niyazi Berkes İngiltere’de, Muzaffer Şerif Amerika’da, Yılmaz Güney Fransa’da, Nazım Hikmet Rusya’da hayatını kaybetti. Bu isimler, kendi dallarında en özgün kişilerdir. Sinemayı, psikolojiyi, modern şiiri, folklorü, sosyolojiyi vs. bu düşün ve sanat insanları kurmuştur. Başlangıç’ın da bu çizgide yer aldığı, benzer bir işlev gördüğü söylenebilir.
Pekçok basın kuruluşunun inşasında Başlangıç’ın imzası olduğunu öğreniyoruz: Evrensel, Radikal, Artı Gerçek, Artı TV. vs. Cumhuriyet, Politika gibi gazeteler ve ayrıca birçok yerel basın kurumlarında da onun adı yer almaktadır. Anmada konuşan Celalettin Can’ın dediğine göre 78 Girişimi’nin oluşumunda, Tükenmez dergisinin planında da Başlangıç’ın katkısı var. Can’ın bir de önerisi vardı anmada. “Celal Başlangıç gazeteciliği”, “Celal Başlangıç tarzı”nın yaşatılması gerekir.
Başlangıç ve Tarihsel Momentler
Celal Başlangıç ile ilgili yazılanlara ve toplantıdaki sunumlara bakılırsa Başlangıç’ın adını duyurduğu tarihsellik momentler son derece kritik süreçlere tekabül ediyor. Şöyle ki, 1980’lerde Politika gibi devrimci yayınların içinde yer alıyor ki gazetecilerin öldürüldüğü bir dönemdir (A. İpekçi). Başlangıç’ın gazetecilik tarihi bakımından bu dönemine birinci moment diyebiliriz.
İkinci moment olarak onu 1990’lı yıllarda yaptığı habercilikle görüyoruz. Kürt halkının maruz kaldığı insanlık dışı uygulamaları haberleşirtirmesiyle gündeme geliyor. Cumhuriyet gazetesindeki haberlerden dolayı yargılanıyor. Şırnak’ın Cizre ilçesinde, Yeşilyurt köyünde yaşanan asker zulmünü manşetlere taşımıştır. Anmada sinevizyon aracılığıyla birçok materyalin izletildiğini de anımsatmak isterim. Başlangıç, anlaşılıyor ki resmi ideolojinin yayın organlarında olsa da bağımsız, namuslu bir çizgi izlemeye özen göstermiş birisi. Bu dönemde de basında siyasi cinayetler sürmüştür (U. Mumcu). Devrimci Kürt basınına yapılanlar ise ayrı bir yazı konusudur, şimdilik geçiyorum.
Üçüncü moment ise 2000’li yıllardaki hapishanelerde devam eden uygulamalar dönemine tekabül ediyor. Başlangıç, bu yıllarda da mahkumların lehine yaptığı haberlerle biliniyor. Birçok imza metninde onun adı da var. Dördüncü olarak da 2015’deki yine Kürt illerinde yaşanan yıkımları, ölümleri ve hak ihlallerini manşetlere taşımak olmuştur.
Özgür Medya Burjuva Medyası
Tek tarz bir gazetecilik olmadığı anlaşılıyor. Örneğin Başlangıç da özgür basın, sosyalist basın, boyalı basın, yandaş medyası, havuz medyası, sermaye basını türünden terimlerin popüler olduğu bir süreçte medya aktivistiydi. Sosyalist bir çizgide değilse de emekçi sınıflara, ezilenlere ve sosyalistlere yakın durdu. Onlarla ittifak içinde oldu.
Artı TV’de izlerdim kendisini. Ilımlı, soğukkanlı ve Türkiye’ye dair iyimser görüşleri vardı. Yakın bir zamanda iyi gelişmeler olacağına inanırdı. Tanışmıyorduk ama iki yıl önceydi galiba. Kendisini Köln’de gördüm. Can TV’deki bir programa davetliydim. İki kurum aynı binadaydı. Girişte bir kaç arkadaşıyla ayakta sohbet ediyorlardı. Selamlaştık. Oradaki görüntüsü de iyimser halini anımsatır bana.
Mayınlı Arazide Basın Faaliyeti
Bir şey daha hatırlatıyor Başlangıç bana. Kendine özgüveni yüksek olan biriydi. Bu da meslek bilgisinden ve cesaretinden geliyor olsa gerek. Anmada meslektaşlarının, bu yeteneğe parmak basmaları manidardır. Bilhassa “mayınlı arazide”, Türkiye ve Kürdistan gibi coğrafyalarda yaratıcı tarzda basın faaliyeti yürütmekle ilgili olsa gerektir. İyimserliği, mesleki yetkinliği, özgün habercilik anlayışı ve cesaretini dikkate alırsak dört önemli özelliği bulunuyor diyebiliriz. Bu özelliklerinden olsa gerek genellikle kendisine itibar edilirdi.
Ölümünden sonra söylenen ve yazılanları taradım ve kim ne demiş diye baktım. Kimse aleyhine bir söz etmiyor. Yattığı yerde incinmesin… İlkeleri, başta meslektaşları olmak üzere hepimize ilham olsun, örnek olsun diyorum. Yakınlarına başsağlığı diliyorum.
Mehmet Akkaya

19 kez okundu.

Check Also

“Sürgün ve Kadınlar” – Engin Erkiner

Avrupa Sürgünler Meclisi ( ASM ) Yürütme ve Yayın Kurulu üyelerimizden Engin Erkiner tarafından “Sürgün …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir