BİR “SÜRGÜNLER” TOPLANTISININ ARDINDAN FARKINDASIZLIK!

1012137_10152865295799368_6755433914142170716_n Ganime Gülmez

    Neden buradayız? Neden dilini-kültürünü-yaşamı bilmediğimiz bir toprak parçasını öğrenmek; “yaşam”ı burada “yaşamak” zorunda kaldık?

    Neden doğduğumuz-büyüdüğümüz, en basit demokratik haklar için bile can bedeli mücadeleler verdiğimiz, nice ağır bedeller ödediğimiz, hala da  daha ağırlarını ödemek durumunda kalanların  olduğu; “kendi toprağımızda” değiliz?

    Hergün yüzbinlerce insanın ülkesini terketmek zorunda kaldığı, bu zorundalığın da her geçen gün artacağı haberlerini aldığımız günlerden geçiyoruz.

    2. Dünya Savaşı’nın ertesinde, 1948 “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi” ve 1951 “Cenevre Sözleşmesi” ile hukuki “güvence” altına alınan  “Mülteci Hakları”nın; binbir renk değiştirdiği hak ve haksızlığın atla-it izi gibi birbirine karıştırıldığı günlerden geçiyoruz.

    Peki bizler, Anadolu-Mezopotamya topraklarından gelen “sürgünler”, sürülmemizin  sebeplerini-sonuçlarını-taleplerimizi; yani ortak paydamızı avuçlarımız içerisinde tutabildik mi-tutabiliyor muyuz? Neden?

    Hannover Buluşmamız’da seslerimizin renkleri çok değişikti. Yani; hadi ortak bir çığlık atalım desek, ortak  bir koro oluşturamayacak kadar değişikti. “Bir Meclisimiz olmasını istiyor musunuz?” diye sorulsa, herkes; “tabi niye olmasın” diyecek durumdaydı, ama ortak ne yapabileceğimizin farkındalığı henüz yoktu.

    Bir FARKINDASIZLIK hakimdi! “Yapalım da, ne yapalım, niye yapalım?” sorusu ağır basıyordu! “NEDEN BURADAYIZ” sorusu birçoğumuz için çeyrek asır öncesinde kalan bir “nostalji” parçasıydı! Nostalji yaparak “kim” olduğunu tekrar hatırlama ve o “kim” kimliğiyle gezme isteği ağır basıyordu. Hem hüzünlü, hem buruk, hem de garip bir “kim” olduğunu hatırlayarak gururlanan simalar izlenebiliyordu.

    Ve bu sadece bu buluşmada değil, Kongreler’de, Anma Geceleri’nde, Newrozlar’da,   1 Mayıslar’da; kısaca benzerlerin biraraya geldiği her ortamda rastladığımız bir sahneydi. ÇÜNKÜ BU SAHNE ORTAK PAYDAMIZI, FARKINDASIZLIK İÇERİSİNDE DE OLSA SOMUTLAYABİLDİĞİMİZ, HEP TEKRARINI  OYNAMAK DURUMUNDA KALDIĞIMIZ BİR SAHNEYDİ! BU BİR İHTİYAÇTI!

    Ancak “sürgünlük” olgusu ne bizimle başladı, ne bizimle bitecek. “Sürgünlük” olgusu, ne bizim  anılarımızla yaşayacak, ne bizim bunları sadece anmamızla değiştirilebilecek.

    Bizleri “SÜRENLER”, hergün ama hergün “SÜRGÜNLER”i koyun sürüsü gibi “sürerken”; biz tarihi kendimizle dondurup, hem birbirimize, hem de ardımızdan buralara düşenlere yabancılaşma hakkına sahip değiliz.

    Yürüdüğümüz yollarda ortak yürüdüklerimiz, YOLDAŞLARIMIZ; belki bugün birçoğu hayatta olmayanlarımız, belki bugün birçoğu F Tipi Hapishaneler’de tutulanlarımız, belki bugün birçoğu…..Ve bizler, hayatta kalanlar….Kim olduğumuzu ve ne istediğimizi başka toprak parçaları üzerinde şekillendirme, ortak bir paydayı-ortak avuçlarda   tutma sıkıntısı yaşayanlar olarak ÖNCE TOPLANMALIYIZ  VE BUNU ISRARLA SÜRDÜRMEYE KARAR VERMELİYİZ! SONRA BAŞLADIĞIMIZ İNŞAATA, HER YENİ TUĞLAYI EKLEMEYİ BAŞARABİLMELİYİZ!

    ÖNCE ELELE-FİKİRFİKİRE VERMEYE BAŞLAMALI-ALIŞMALIYIZ Kİ; FARKINDASIZLAŞTIRILIŞIMIZI FARKINDALIĞA DÖNÜŞTÜRÜP, BUNU YAŞAMDAKİ SOMUT TALEPLERİMİZLE ORTAK BİR ÇIĞLIĞA ÇEVİREBİLELİM!

540 kez okundu.

Check Also

53 yıllık Sürgün Doğan Özgüden’in Sürgün Yazıları adlı kitaplarının 7. cildi de yayımlandı

11 Mayıs 2024… Bugün, Doğan Özgüden ve İnci Tuğsavul’un yarım yüzyılı çoktan aşan sürgünlerinin başlangıcının …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir