SÜRGÜNLER MECLİSİ 2. OLAĞAN KURULTAYI’NIN ARDINDAN

 “MART’IN SONUNDA TÜRKİYE’DEYİM”!!DSC_0138 DSC_0139 DSC_0144-1 DSC_0146

“…Dipdiri varmalısın oraya! Varıp birşeyler yapmalısın! Hız koşusu değildir bu, ey yolcu, engelli koşudur bu! Engelleri aşa aşa, gücünü koruya koruya varmalısın oraya! Çünkü oraya varmaktır amacın, koşmak değil!!”-Hasan Hüseyin-Yolcu-

Rüya mıydı, gerçek miydi bilmiyorum bu buluşma! Ama çoktu ve unutulamayacak güzelliklerimizle doluydu yine!

Bugün yine bu “Yolculuk”ta öldürülmemiş olanlar olarak ve öldürülmediğimiz topraklarda değil, dünyanın bambaşka bir köşesinde buluştuk bugün.

Otobüs, tren, otobüs, beş saatlik dönüş yolculuğunda, maçtan dönen gençlerin sarhoş çığlıkları arasında ben de çığlıklar atmak istiyorum. Ama nasıl istiyorum!!! 35 yaşının kıvılcımını yüzünde ilk kez gördüğüm 65 yaşındaki “en gencimiz”in 30 yıllık “buradalığının” ardından, nihayet o topraklara yeniden adım atacağı an aklımdan çıkmıyor. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oluyor, “aman dur” diyorum! Nasıl taşınır bu; neleri taşımayı öğrenmiş bir 30 yıllık yaşamın ardından, tekrar bıraktığın yere, bütün değişimleri kucaklama iç ayarı yaparak ayak basmak! “MART’IN SONUNDA TÜRKİYE’DEYİM”!

“Biz de deneyimlerimizi paylaşmak için geldik” diyen Belkız ve Nejat’ın anlattıkları aklıma geliyor. 10 dakikaya sığmayacak, ama sığdırılmak zorunda kalan anlara. “Neleri, hangi tarihleri öğreniyoruz her gelişimizde buraya” diye içimde kıvılcımlar. Bunca çokluk içinde, zaman sınırlılığında paylaşılmak zorunda olan fikirlere, birbirimizi yanlış anlamalarımıza hayıflanıyorum. Belkız’ın bir önerisini, reddedip reddedip; en sonunda doğru anlayabilme durgunluğunu yakalayabildiğimizi gülümseyerek hatırlıyorum! Bütün unutturma tarihlerine karşı, hatırlatma tarihi adımı olan Sürgünler Meclisi’nin varlık çabalarına birkez daha coşkulanıyorum.

Elime aldığım kitapların ilk sayfalarına düşülen notları okumayı yolculuğa ertelemiştim. Fevzi Karadeniz’in mütevaziliği, içtenliği hatırımda; “Başım Gözüm Üstüne-Yürekte Damıtılmış Yazılar”ın kapağını açıyorum, düştüğü notu, yine “başım gözüm üstüne” yazışını okuyup, gülümsüyorum. “Lal”a bakıyorum. Kısa yürüyüşümüzde, “Kapı komşum” diye kısaca anlattığı Server Tanilli için yazdıklarına gözatıyorum…Bu çokluklar sayfalara sığmıyor ki, dışarıya taşıyor, taşıyor, toplayamıyorum…..

Engin Erkiner’in Tren Garı’na giderken; Selma ve benden hızlı oluşuna gülüşümüz aklıma geliyor. Selma’yla aynı odada kalmasaydık öğrenemeyeceğim, solunum cihazıyla yattığını bile bilmeden onunla yürüdüklerimize hayıflanıyorum! “Belma’ya Mektuplar”ı açıyorum! Engin’in divandaki sabrı, çok sabredenin başkalarını yormamak için kendini yormak zorunda kalışı aklıma gelip gülümsüyorum. “Bu insan mıydı şimdi yanımızdaki!!!! Biz birbirimizi tanımıyoruz!!!” deyip hayıflanıyorum! Hapishaneden yazdığı mektuplar!! Bu çokluklar da sayfalara sığmıyor ki, dışarıya taşıyor, taşıyor, toplayamıyorum…

Ufuk Bektaş’ın son dakikada yine çok mütevazi kitap uzatışı geliyor aklıma; “Ölüm Bizim İçin Değil”! Kitabın ilk sayfasında, “Yolcu” şiiri! Bizim en sevdiğimiz şiirlerden birisi, vay be!!! Yok bu da kesin çok ağırdır diyorum ve gözlerimi kapatıp; “MART’IN SONUNDA TÜRKİYE’DEYİM” diyen, aydınlanmış anı hatırlayıp coşkuyla nefes alıyorum yine. İlk kez bugün Ufuk’tan duydum, onun Fatih Ökütülmüş’le yanyana oluşunu ve ÖO’na katıldığını!!! Hacı Demirkaya’yla aynı hapishanede kalmışlıklarını, kitapta gördüm!! Toplantı sırasında, hepimiz aynı mekandayken, hiç bunları bilmiyordum! Ve daha neler neler, yanında oturduklarımız hakkında bilmeden ne oturmalar…Bu çokluklar da sayfalara sığmıyor, dışarıya taşıyor, taşıyor, toplayamıyorum…

Teslim Hoca’nın illaki Filistin’le başlayan cümleleri geliyor aklıma. 60’ına yaklaşan-deviren kuşakların, “ORADA” bıraktıkları gençliklerini, bizbize buluşunca, biraraya gelince nasıl canlı hissettikleri-belki de dinlerken bana öyle geliyor hep- keyif veriyor!

Ve evet; Toplantı’nın en tarihsel haberi, bunu canlı yaşayabilme-duyabilme-paylaşabilme anının güzelliği! METİN AYÇİÇEK MART’IN SONUNDA TÜRKİYE’YE TEKRAR AYAK BASACAK! Ve ben burada, 30 yıl gidememiş bir insanın gitme haberini verişine ilk kez tanık oluyorum! Ve beni abartısız, “daha ölsem de gam yemem” diyecek kadar iliklerime kadar etkiliyor, sevindiriyor……

Her “Sürgünler” toplantısı ardından, nasıl bir tarih yüklenip, neler öğrenip-paylaşıp tekrar yabancı sokaklara adım atıyoruz ve İYİ Kİ VARIZ!!!!

494 kez okundu.

Check Also

53 yıllık Sürgün Doğan Özgüden’in Sürgün Yazıları adlı kitaplarının 7. cildi de yayımlandı

11 Mayıs 2024… Bugün, Doğan Özgüden ve İnci Tuğsavul’un yarım yüzyılı çoktan aşan sürgünlerinin başlangıcının …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir