Şeytanla sıkı pazarlık süreci

imagesÖzgürlük Hareketi bir çok önemli badireleri başarı işle aşarak, yep yeni bir sürece girdi. Girilmiş olan yeni süreç bir çok faktörle birlikte , şeytanla sıkı pazarlık yapma süreci olarak da nitelenebilir. Başka bir anlatımla ifade edecek olursam tam APO’ ya göre bir politika yapma süreci başladı. APO politika yapma ömrünü sürekli şeytanla pazarlık yaparak geçirmiş bir liderdir. Marks : gerektiğinde şeytanla pazarlık yapılır demiştir ama APO şeytanla sürekli pazarlık yaparak politika üretmek zorunda kaldı. Geçmişte Ortadoğu ve özellikle de Arabistan ın en usta politikacısı olan Hafız Esat ile çok ilginç pazarlıklar yaptı. O dönemde APO’ yu sevmeyen her kes, “APO’ nun Esat ın kucağına oturduğunu, Suriye yönetiminin APO’ yu esir aldığını, APO’ yu yönetip, denetlediğini “ yüksek sesle ifade ediyordu.

 

Yıllar sonra PYD görkemli bir şekilde ortaya çıkınca herkes şaşırdı. Hasan Cemal in : bu PYD nerden çıktı sorusuna Barzani bile “vallahi bende bilmiyorum” deyince Hafız Esat gibi bir “ şeytanla pazarlığın” ne sonuç verdiği daha net olarak anlaşıldı. Hazırlanan bir komplo ile yakalanarak Türkiye ye teslim edildiği zamanda bir çok gözlemci : artık PKK nin de APO’ nun da bittiğini iddia etti. Ama sonuç ortada. APO bitmedi, Bahçelinin deyimi ile “Türkiye yi yönetiyor”. Bütün bu somut veriler : APO’ nun şeytanla pazarlığın ve yumuşak güç politikasının fenomen bir ustası olduğunu net olarak göstermektedir. O nedenle de bu konuda APO için değişen bir şey yok ya da olmadı. Dünde şeytanla pazarlık yapıyordu, bu gün de yapıyor, yarında yapacak. Ama siyasal arena değişerek APO’ ya göre bir arena haline geldi.

 

Türkiye de, dünyada ve bölgede siyasi arena son derece karmaşa bir durum arz ediyor. Kuşkusuz siyasi karmaşa ya da dinginlikler alt yapısız olamazlar. Ekonomik alt yapı değişmeden siyasal üst yapılar ona denk bir şekilde bir karmaşa ya da dinginlik durumu yaşamazlar. Dünyada, bölgede ve Türkiye de ki karmaşanın ekonomik alt yapısı kapitalizmin globalleşerek bir dünya sistemine büyümesidir. Reel sosyalizm çöktü, onunla birlikte iki kutuplu dünya da değişti. Belli bir süre için de olsa dünya tek kutuplu hale geldi. Bu sürede kapitalizm globalleşerek bir dünya imparatorluğu sistemine dönüşünce tek kutuplu dünya da değişerek çok kutuplu bir dünya arenasına dönüştü. Dünyada ki bütün siyasal dengeler globalizmin bu alt yapı değişimine denk bir şekilde yeni biçimler almaya başladı.

 

Bu değişimden en çok da Ortadoğu bölgesi etkilendi. Sadece siyasi arena değil, daha önce emperyalizmin cetvel ile çizmiş olduğu coğrafik sınırlar da savrulup bozuldu. Dolaysıyla bölgenin eski dengeleri ile eski aktörleri de değişti. Eski süreçte sözü bile edilemeyen Kürt aktörü, Özgürlük Hareketinin öncülüğünde güçlü ve belirleyici bir şekilde devreye girdi. Bölgede dağılan coğrafik sınırların yeniden belirlenmesi ve eski aktörlerin yerini yeni aktörlerin alması konusunda otorite olmaya başladı. Bölgede yaşanmakta olan böylesine köklü alt üst oluş, bölgedeki aktörlerin bir çok çıkarını yan yana getirdi. Örneğin Erdoğan Hükümeti “ Hafız git” derken Özgürlük Hareketinin böyle bir söylemi yoktu. Sorunlarını Hafız ın da içinde olduğu güçlerle çözme duruşu sergiliyordu.

 

Misakı Milli olarak Kürt toprakları üzerine konmuş olan Suriye ile Türkiye sınırı tümden ortadan kalkıp, Kuzeyden Batı ya tırlar, kamyonlar vb. ile yardım ve destekler gittikçe, Kuzeyin Kürt gençleri gönüllü bir şekilde gidip Batı da mücadeleye katıldıkça çok kısa bir sürede kopmaz bir kaynaşma sağlandı. Eskisinden çok farklı bir ruh hali, farklı bir siyasal ve ekonomik atmosfer oluştu. Dolaysıyla Esat üzerinde politika yapma anlayışı önemli ölçüde zayıfladı. Başta Özgürlük Hareketi olmak üzere bütün Kürtler elde edilmiş olan kazanımlarının nasıl korunup, kalıcılaştırılabileceği üzerinde kafa yormaya başladılar. Bu bakış sonucu Kuzey parçası bütün parçacıkların etrafında toplanacağı bir ana çekirdeğe dönüştü. Zaten nesnel olarak öyle idi. Ama süreç her şeyi daha net hale getirdikçe Kuzeyin çekim gücü fazlası ile artmaya başladı. Dolaysıyla da bütün parçalar hesaplarını Kuzey üzerinde yapma eğilimine girdiler.

 

APO bu gerçekliği çok iyi gördü. “Sarımsağı soğanı hesap eden salatayı yiyemez” halk deyiminde olduğu gibi APO “özerklik, federasyon, ayrılmak” vb. gibi teferruatları bir kenara bırakarak, çıtayı “ Misakı Milli sınırlarının” üstüne koyarak yükseltti. 2013 ün Newroz unda önceki gidişin önüne iki nokta üst üste koyup, yep yeni bir süreç başlattı. Tarihte karşıtların çıkarlarının çakıştığı yer ve konuda yapanların yaptıklarını yaparak, tarihin yeni bir sayfasını açtı. İkinci Cihan savaşında ABD ve İngiltere nin Sovyetler Birliği ile müttefik ya da tersi Sovyetler Birliği nin ABD ve İngiltere ile müttefik olduğu gibi. Özgürlük Hareketinin de Esat ın gitmesi konusunda Erdoğan Hükümeti ile bir ihtilafı kalmadı.

 

Ancak Esat sonrası için aynı şey söylenemez. APO gerçekten bir bölge federasyonu istiyor. Onu Kürt ve bölge halklarının yararına görüyor. Kuşkusuz bir bölge federasyonu hemen olacak gibi değil. Hemen olacak ya da belli haliyle de olmuş olan şey Kuzey Kürdistan ile Batı nın arasında her hangi bir sınırın kalmamış olmasıdır. İki parça fiili olarak birleşmiştir. Gelecekte Suriye bir bütün olarak böyle bir yakınlaşmaya uygun konuma gelir mi bilinmez. Gelmese de iki Kürdistan parçası artık bir birinden ayrılamaz konuma gelmiş durumda. Özgürlük hareketinin buna itirazı olmaz, ama Erdoğan Hükümetinin aynı şeyi istediğini söylemek biraz zor.

Sıfır sorun” dediği sınır diplomasisi politikasının bir birliği ya da federasyonu içerip içermediği belli değil. Ancak ona evirilmemesi için çok önemli nedenler de yoktur. Ama şimdiye kadar APO’ nun yaptığı gibi net olarak ifade edilmiş değil. Gelecekte bu konu da dahil daha bir çok konu netliğe kavuşur. Ancak gelecekte neler nasıl netleşirse netleşsin şimdiden belli olan şey : artık bölgede ve Türkiye de siyaset arenasının şeytanla pazarlık yapmanın bütün dönemlerinkinden daha fazla geçerli bir arena olacağıdır.

 

Hem de bundan böyle en büyük şeytanlarla pazarlık dönemi başladı. APO’ nu bir mücadele dönemini kapatan yeni bir mücadele dönemini başlatan manifestosu bütün dünya tarafından ilgi ile izlendi. Hiç vakit geçirmeden dünyanın ve bölgenin her zamanki müdavim aktörleri olan AB ve ABD den onay ve destek geldi. Besbelli ki bundan böyle bu aktörlerle de rol çevrilecek. Kimin hangi rolleri üstleneceğini süreç belirleyecek, ama bölgenin en dinamik gücü, en aktif aktörü olan Özgürlük Hareketine çok rol düşeceği kuşku götürmez. Çünkü bölgenin sınırları ve dengelerini o bozuyor. Yeniden dizilmesinde de doğal olarak en önemli rolü de o oynayacaktır. Tabiî ki Özgürlük Hareketinin içinde en büyük rolü de APO ‘ nun oynaması gerekir. Çünkü bu işin ustası APO dur.

 

APO 20. y. yılın devrim sürecinin yetiştirmiş olduğu bir politik kadrodur. Ama APO 20. y. yılın ideolojik, politik, güç bileşenleri, politika ve ideoloji üretimi vb. gibi bir çok tarz ve yöntemini değiştirdi. 20. y. yıl devrim mücadelesinde ideoloji kişiyi esir alma yapısına sahipti. İdeolojik üretimde ideolojinin kişiyi esir almasını: ideolojiyi stratejik düzlemden taktik düzlemine indirerek önledi. 20. y. yıl devrim mücadelesinde politika olabilirliklere göre değil olması gerekene göre yapılır ve çıta oraya konurdu. Nesnel sürece uysun uymasın çıta orada kalırdı. APO Politikayı olması gerekene göre değil, olabilirlikler üzerine yapıyor o nedenle de çıta olabilirlerin gelişim seyrine göre yer değiştiriyor.

 

Bu tarzın ismi 20. y. yıl devrim sürecinde “pragmatizmdi”. Tabi ki “pragmatizm” bunun aynısı değil. “Pragmatizm” bir birinden kopuk süreçlerde uygulanan ve süreklilik arz etmeyen bir tarzdır. Ama olabilirden olması gerekene varma tarzı, hayatın tümüne uyarlanabilen ve kendi içinde bir bütünlük arz eden bir yöntem durumundadır. Önceleri “bağımsız Kürdistan”, sonra “demokratik özerklik” daha sonra da “ demokratik modernizm ” ve bunların tümünü gölgede bırakan “Misakı Milli” belirlemesi APO nun olması gereken yere çıtayı koyup orada beklemek yerine, her olabilirliklerin gündeme gelmesi ile çıtayı olabileceklere göre değiştirme politikasından kaynaklanıyor. APO’ nun emsali olan bizler o zaman çıtayı nereye koyduysak orada tutuyor ve orada bekliyoruz. Ama APO ortam değiştikçe çıtasının yerini ortama göre değiştirdi ve değiştirmeye devam ediyor.

 

Bu politika olması gerekene ya varılır ya da olması gereken oluncaya kadar devam edilir politikası değil. Olabilecekleri yaparak olması gerekeni oluşturma ya da olması gerekene varma politikasıdır. Diyalektiğin basitten karmaşaya, ya da özelden genele varma yasasına uygundur. Bu bağlamda Lenin in “İki Taktik” tezini üreten akla yakındır ama tabi ki bu iki değil çok fazla taktik ve tarzlardan oluşuyor. Örneğin “iki taktik” ile demokratik devrimden sosyalist devrime, proletarya devletinden devletsizliğe geçilme aşamaları varken, olabilecekten olması gerekene varma taktiğinde demokratikleşme sürecinden devlet sonrası sürece geçiliyor ya da amaçlanıyor. O nedenle yakınlık var ama benzerlik yok.

 

Olabilecekten olması gerekene varma yönteminin en etkin politikası ise: yumuşak güç politikası olmuştur. Bu konuyu çok yazdığım için üzerinde fazla durmayacağım. Ancak yumuşak güç politikasının, olabilecekten hareketle olması gerekene varma diyalektiğinin ayrılmaz ve vazgeçilmez bir öğesi olduğunu vurgulamam gerekir. Olabilecekten olması gerekene varma ve bu süreçte yumuşak güç politikası uygulama, iki ayrı olgu gibi gözükse de bir sürecin bütünlüklü bileşenleridirler. Tabi ki, aynı zamanda: şeytanla pazarlık yapma ve önemli olanın kimin kimi aldatacağını da buna eklemem gerekir. Kısaca özetlemeye çalıştığım bu politik taktik, stratejik yöntem uygulamaları ile Özgürlük Hareketi yeni bir sürece girdi.

Elbette Özgürlük Hareketine silah hala gerekli. O nedenle silahlarını Kürdistan ın bir alanından bir başka alanına kaydırabilir, ama bırakamaz. Ta ki, APO’ nu vurguladığı, Kürt ve Türk halkının gönüllülük temelinde kuracağı federasyon anlamına gelen yeni, “Misakı Milli Sınırları” netleşinceye kadar. Kürt Halkının kendi güvenliğini kendisinin sağlaması gerekir. Kuzey Kürdistan da Kürtlerle Türkler nasıl bir anlaşma sağlarsa sağlasın, hatta gerillalar gelip Türk Ordusuna katılmış olsa bile, Türk Ordusu uluslar arası yasalar gereği gidip, Suriye de sisteme ve çetelere karşı savaşmakta olan Kürt gerillanın yanında savaşamaz. Yarın İran da yükselecek olan Kürt ve İran devleti savaşı durumunda da Türk ordusu doğrudan müdahil olamaz. O nedenle Silahı Türkiye de değil, ama diğer Kürt bölgelerinin gerekli alanlarında kullanma zorunluluğu var. Bütün bunlar şeytanla pazarlığın konuları.

 

Teslim TÖRE

671 kez okundu.

Check Also

53 yıllık Sürgün Doğan Özgüden’in Sürgün Yazıları adlı kitaplarının 7. cildi de yayımlandı

11 Mayıs 2024… Bugün, Doğan Özgüden ve İnci Tuğsavul’un yarım yüzyılı çoktan aşan sürgünlerinin başlangıcının …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir