GEZİ PARKINDAN GERİYE NE KALDI ?

Download

Hemen söyleyeyim : zora, zorbalığa, ahlaksızca yalana, hileye, hurdaya, sinsi kurnazlığa, halkı küçümsemeye, utanmazca yapılan dinsel ve kimliksel ayrımcılığa, ırkçılığa, herkesin yaşam dünyasına kirli ellerin dokunmasına, hasılı kelam ne kadar kötülük varsa hepsine hayır diyen, karşı koyan, olmaz diyen bir gençliğimizin olduğunu onurla, gururla, iftiharla öğrenmiş ve bilmiş olmamız, dolaysı ile kendimiz ve insanlığın geleceğe umut ile, sevgi ile, sevda ile bakmamız kaldı. Korku duvarı yıkıldı. Gençliğe yeni bir dinamizm kattı, genciği harekete geçirdi. Yurt içinde ve yurt dışında gençlik için muharrik bir güç oldu. G. Antepli yoldaşlar, kardaşlar: daha ne kalsın yorum derler ya işte öyle. Yani çok şey kaldı. Bizim kuşağın kendimizi en talihsiz gördüğümüz şey: her birimizin yerinin boş kalmış gibi gözükmesi idi.

Eski kuşaktan, enternasyonal ve Kürt, benim ölçülerime göre değerli, Kemal diye bir arkadaşım var. Bir gün dernekte (KÜTİŞ) sohbet ederken : ben de ölürsem artık ailemde ne Kürtçe bilen ne de bir devrimci kalır dedi. Bu dertlenme ve dert dolu sözcükler bana çok dokunmuştu. Bir çok kere yapılan sohbetlerde de dile getirmiştim. Bir insanın çocuğunun Kürtçe bilen ve devrimci olmasını istemesi beni çok etkiledi : Oğlum iş adamı, doktor, hakim, avukat olsun diyen çok insan var. Elbette bu istemler de saygı değerdir. Bir babanın çocuğunun (oğlan ya da kız) hayatın bir yerlerinde olmasını istemesinden daha normal ne olabilir. Ama “Kürtçe bilen devrimci” olmasını istemesi ve bunu söylerken de yüzünü bir hüznün kaplaması, başkasını bilmiyorum ama beni çok etkiledi.

Gel zaman, git zaman Gezi eylemleri oldu. Bern de de destek yürüyüşünün yapılması kararı alınmıştı.( KüTİŞ ve diğer dernekler tarafından) Kemal arkadaşla beraber bizde buluşma yerine gidiyorduk. Yolda TLf. çaldı, açıp konuştuktan sonra, yüzünde mutlu bir ifade ile : bu bizim oğlana ne oldu dedi. Bende ne var diye sordum? “ O da eyleme katılmaya geliyor” dedi ve ekledi: kim söylemiş, nerden öğrenmiş, böyle şeylere merak salmazdı… Biz buluşma yerine vardık o da geldi.

Kemal yanıma getirdi bizi tanıştırdı. Ben ona babasını anlattım biraz. Babasını değerli bir insan olduğunu, devrim mücadelesine katkı yaptığını, dünya ya gelip, geldiği gibi de gidenlerden olmadığını, yaşamış olduğu tarihe izler bıraktığını, onun yerini boş bırakmaması gerektiğini söyledim. Babasının bir sohbette yukarıya aktardığım sözlerini tekrarladım. Genç delikanlı bana öyle bakakaldı. Genç Avrupa da büyümüş, oranın kültürünü almış, tahsilini orda yapıyor. O Kürtçe bilmenin, devrimci olmanın neden önemli olduğunu fazla bilmiyor. Babası : bu protesto eylemine neden katıldığını sordu. Gezi Parkına destek vermek için katıldığını, Gezi eylemini bilgisayardan öğrendiğini ve eylemi doğru bulduğunu o nedenle de destek vermek için geldiğini söyledi. Ondan sonra ne kadar protesto eylemi yaptıysak hepsine katıldı. Babası çok mutlu oldu. Tabi ki biz de, üstelik arkadaş da olduk.

Bu benim bilip, tanık olduğum, daha böyle niceleri vardır. Bizim kuşak çoğunlukla devrimciliği tabulaştırdı, donuklaştırıp, dogmalaştırdı. 12 Eylül de uyguladığı politika ile bu olumsuzluğu aleyhimize kullandı. O nedenle çocuklarımızla aramıza kuşak mesafesi girdi. Tabi ki bana ve benim yaşımdakilere değil. Ben çocuklarım ve torunumla aynı koğuşta hapis yattım. O nedenle Mahpushane arkadaşlarım “üç kuşak bir arada” diyorlardı. Benden daha genç olan arkadaşların çocukları doğunca, 12 Eylül artık geride kalmıştı. O nedenle de ayrı iki dünyanın insanları haline geldiler. 12 Eylül toplumun dokusunu değiştirdi. Yep, yeni bir nesil doğdu. O nedenle de genç nesil babaları ve annelerinin anlattıklarını, babalar ve anneler ise onları anlayamıyordu. Baba ve anne ile evladın bir birini anlayamadığı bir ortam ve toplumsal yapı oluşmuştu. Gezi Parkı eylemi, eski nesil olan baba ve annelerin çocuklarına anlatamadıkları şeyleri anlattı, fakat çocukların baba ve annelerine anlatamadığını da baba ve annelerinin anlamasını sağladı. Böylece iki nesil arasında oluşmuş olan sağırlar diyaloğunu ortadan kaldırmış oldu.

Geziden geriye başka ne kaldı?

Sınıflı toplumların her zaman iki tarihi olmuştur : Birisi ezenlerin diğeri de ezilenlerin. Anadolu tarihi de böyledir. Osmanlının fetihçi, işgalci tarihine karşı, Mevlanaların, Hacı Bektaş Velilerin, Yunusların, Nesimilerin, Pir Sultan Abdalların, Hallacı Mansurların, Bedreddinlerin Mustafa Suphi ve 14 yoldaşının, Denizin, Mahirin, İbrahim in temsil ettiği ve sürekli alternatif yaratan bir damar olmuştur. Bizim kuşak, bizden önceki feodalizmin bile ürettiği Pir Sultanları, Mevlana yı, Bedreddin i, vb. anlıyordu. Ama bizden doğan kuşak bizi biz de onları anlayamıyorduk. Çünkü 12 eylül, Emperyalizm ve Siyonizm in planı doğrultusunda o damarı kesti. Toplumda bir doku bozulması yarattı. O nedenle de iki kuşak arsındaki bağı koparttı. Ebeveynler evlatlarını, evlatları da ebeveynlerini anlayamadılar. Bu Türkiye toplumunun karşı karşıya kaldığı çok tehlikeli bir toplumsal yapılanma idi. Özgürlük Hareketi bunun Kürlerle ve Kürdistan la ilgili bölümünü bozdu. Gezi Parkı eylemi de Türkiye bölümünü yıktı. O nedenle de hem ebeveynler ile evlatları, hem de Kürt Halkı ile Türk Halkının sembolleri buluşup, bütünleştiler. Bu iki buluşma yani ebeveynler ile evlatları, Kürt sembolleri ile Türk sembollerinin Gezi de buluşması Erdoğan yezidini deli etti. Döne döne “o paçavra ile Türk bayrağını yan yana diktiniz, teröristin fotoğrafı ile Atatürk ün fotoğrafını yan yana getirdiniz” diyerek CHP’ ye yükleniyordu.

Gezinin kazanımları sadece bu kadar mı?

Hayır değil : Daha da önemlisi, Türkiye toplumunun çok derinliklerinde ve yıllardır uyumakta ve/ ya uyutulmuş olmakta bulunan toplumsal ilerlemesinin fay hatlarını kırmış olmasıdır. Uzun süredir Türkiye nin toplumsal ilerleme sürecinin muharrik gücünü oluşturan fay hatları rölantiye alınmıştı. 12 Eylül toplumsal ilerlemenin genleri ile oynadı. Aleviler, Sünniler, Kürtler, Türkler gibi Türkiye toplumunun doku ve dengelerini oluşturan genetik yapısını bozdu. K. Maraş ta, Sivas ta, çorum da, Malatya da Alevilere yönelik soy kırım girişimleri ile Alevi ile Sünni nin , Kürtlerin çocuklarına Kürtçe isim takmasını, Kürtçe konuşmasını yasaklayarak, ırkçılığı körükleyip, Kürtler ile Türklerin arsındaki tarihsel bağı kopartarak, tarihsel bütün doku ve dengeleri bozdu. Erdoğan Hükümeti, 12 Eylülü aşmak adına 12 Eylülün yaratmış olduğu genetik bozulma, doku ve denge kırılmasını : Kürtlere” Zerdüşt”, Alevilerin “Cem Evine cümbüş evi” diyerek daha da derinleştirdi.

Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkez, Süryani, Ermeni Alevi, Ezdi vb. gibi kimlik ve inanç kesimlerinin bin yıllık toplumsal dokunun genleri ile oynanması Türkiye toplumunun çok derinliklerinde büyük çaplı enerji birikimi yaptı. Özgürlük Hareketi bu enerji dolu fay hattını büyük bir şiddetle patlattı. Bu fay patlatması Türkiye toplumsal ilerleme sürecinin fayını da tetikledi. Gezi Parkının yaratmış olduğu yumuşak güç yapısı Türkiye de kalan fay enerjisi hattını bütün dünyanın duyacağı şekilde büyük bir gürültü ile kırdı. Erdoğan ın toplumu inanç ve kimlik temelinde bölme girişimini boşa çıkartıp, toplumsal saflaşmayı demokrasi, özgürlük ve zorbalık, diktatörlük ikilemi temelinde yaptı. Sağcının da solcunun da devletin de beklemediği bir anda toplumu bütün dokularına kadar salladı. Türkiye kendi kendini, bütün dünya da Türkiye yi tartışmaya başladı. Toplumda iki büyük ruh halı ve ona bağlı olarak iki davranış biçimi doğdu. Birisi sistemin ruh hali ve davranışı diğeri ise sistemi silkeleyen ve geleceğe bakan genç, dinç, dayanıklı, dirençli, umutlu ve inatçı ruh hali. Sistemin ruh hali ve tarzı saldırgan ve hırçın, ama gerçekte ise savunma pozisyonu. Yani sistemi savunma ruh hali ve tarzıdır.

Fakat nasıl savunacağını bilmeyen bir ruh hali ve konumu var. Devletin savunma taktik ve stratejisi, gayet sert ve panik halinde. Gezi Parkı Hareketinin tarzı ise : yumuşak güç politikası ve gayet sabır ve metanet taktiği. Fizik kanunu gereği sert maddenin çarptığı cisim denk sertlikte olunca iki sert cisimden birisinin tahrip olmasına yol açar. Genel olarak güçlü olan güçsüz olanı tahrip eder. Ama cisimlerden birisi çok sert diğeri yumuşaksa, sert olanın setliği hiçbir anlam ifade etmez. Yumuşak olan hep sağa sola esner, sert olan ise aynı esnekliği gösteremeyerek kendi kendini yemeye başlar. Geziciler önce çok az kişilerdi. Polisler gelip, onların çadırlarını yaktılar, kendilerini kovdular. Kovulanlar tekrar geldiler. Artık polis kolay kovamadı. Bir süre sonra Erdoğan ın kesin emri ile polisler operasyon düzenledi ve Geziyi dağıttılar. Gezi dağıldıktan sonra İstanbul un, Türkiye nin ve Avrupa nin her tarafına yayıldılar. O durumda polis gücü tek başına yetmedi bu sefer de asker çağırdılar.

Bu birkaç günün herkese göstermiş olduğu manzara bu. Erdoğan ın “bir avuç çapulcu” diyerek küçümsediği çapulcular: Erdoğan ın hiç mi hiç yapmak istemediği şeyi Erdoğan a yaptırdılar. Erdoğan asker çağırmak zorunda kaldı. Böyle giderse belki sıkı yönetim de ilan edebilir. Tabi ki o zaman kendi

Geleceği de meçhule doğru yol alır. Belki de bir süre sonra Gezi Parkı Harekatı yenilgiyi kabul edip, ”görüşmek üzere” diyerek erteleyerek geri de çekilebilir. Sonuç ne olursa olsun, Gezi Parkı Hareketi çok önemli işlevlere nail olmuştur. Erdoğan ve Hükümeti ise çok şey kaybetmiştir. Erdoğan ın karizması adamakıllı çizilmiştir. Racon kesmesi eskisi kadar etkili olamayacaktır. Dış politikada uğramış olduğu hezimete iç politikada da bir zelber binmiştir. Sistemin en temel dış bağları olan ABD ve AB bağları çözülme sürecine giriyor. ABD ve AB Erdoğan a dirsek çeviriyor. Buna karşın Erdoğan esip gürlüyor ama, emperyalizm bir iç olgudur. O nedenle dış ilişkilerin iç dengeleri de etkilemesi kaçınılmazdır. O durumda Erdoğan ın kuru kabadayılığı kendi başını yiyebilir.

Biz bu yola kefenimizle girdik” diyerek karanlıkta ıslık çalması, korkunun bütün bedenini sardığını gösteriyor. Türkiye gibi bütün ekonomik dayanağı emperyalist ülkeler olan bir ülkenin ABD ve AB’ ye rest çekmesi hayra alamet değildir. Mitingler yaparak çevresine toplamış olduğu kuru kalabalığı “ gelin görün” diyerek bütün dünyaya göstermek istemesi, onlara dayanarak herkese gözdağı vermesi ve o arada Adnan Menderesi örnek göstermesi, AB ve ABD’ ye ver yansın etmesi Erdoğan ın nasıl bir denge sarsıntısı yaşamakta olduğuna işaret ediyor. Erdoğan zahiri olarak göstermiş olduğu efelenmenin altında çok önemli bir korkuyu gizlemeye çalışıyor ama, korkunun ecele faydası olmayacak gibi. Erdoğan a bu güne kadar kimse bir şey yapmadı.

Hep Erdoğan kendi kendine yaptı.

İlk ezmeye kalktığı küçük Gezi grubu büyüdü, bunu kendisi de gördü. Ama bundan bir ders çıkartmadı, kuru kabadayılık edası ile o büyümüş olana da saldırdı. Şimdi ise Gezi Parkının çapı büyüyüp, Türkiye ve dünya kadar oldu. Buna karşın kendine gelmek yerine, dün Suriye ye takınmış olduğu tavrın aynısı olmasa bile benzerini : ABD ve AB ye de göstermeye kalkıyor. Söz konusu tavrı, kendisini Suriye batağına sokmuş olan Diş İşleri Bakanı Davutoğlu ile birlikte takınıyor. Erdoğan ın Mehmet Barlas gibi akıl hocaları Erdoğan a akıl vereceklerine Gezi Parkı Hareketine akıl veriyorlar. Ayrıca BM’ de devreye girdi. Erdoğan ın Ona nasıl bir posta koyacağı ise belli değil.

Konuya nereden ve nasıl bakarsanız bakın Erdoğan ve Hükümeti şaşkın ördek gibi arka, arka yüzüyor. Atları arabanın önüne değil arabayı atların önüne koşuyor. Buna karşın, Gezi Parkı Hareketinin yukarıda belirtmiş olduğum gibi çok önemli kazanımları olmuştur ve olmaya devam edecektir.

Bu olup, bitenleri en iyi Özgürlük Hareketinin değerlendirmesi gerekir. Bütün kitle gücü ile yüklenmesi, Gezi Parkı Hareketi ile en sıkı bağları oluşturması, sağlam ve kalıcı bir blok ittifakı yapması çok büyük bir tarihi fırsat olarak önünde ve önümüzde duruyor. Kürdistan a özgürlük Türkiye ye demokrasi, Erdoğan ve Hükümeti ile değil, ancak ve ancak böyle gelir. Ve Gezi Parkının en büyük kazanımı da bu olur. Aslında sadece Gezi Parkının geriye bırakmış olduğu kazanım değil, Kürt, Türk ve tüm diğer halkların çok önemli bir kazanımı haline gelir. Dün erkendi, yarın geç olur, bu gün tam zamanı.

Erdoğan nasıl ki, eskide Kürdistan da Kürt Halkına karşı kullanmış olduğu, zırhlı araç ve gereçleri şimdi Türkiye ye taşıyorsa, en azından Kürdistan Kitle gücünün de yeniden sokaklara taşınması gerekir. Bu fırsatı kaçırmak tarihi bir hata olur, tarih bu fırsatı kaçıranları asla af etmez.

Teslim TÖRE

465 kez okundu.

Check Also

T.C. TARİHİ SÜRGÜN VE KATLİAMLAR TARİHİDİR !

T.C. TARİHİ SÜRGÜN VE KATLİAMLAR TARİHİDİR ! Türk Devletinin kuruluşundan günümüze kadarki 100 yıllık tarihi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir