DİASPORA’DAN MEKTUBUN VAR TÜRKİYE NANOR MOMJIAN

Saygıdeğer sıfatını benim hikâyemi algıladığınızda kullanacağım

“Hikâyem oldukça zorlu, farkındayım. Ben de daha basit olmasını tercih ederdim. Keşke iki üç nesildir aynı evde, aynı şehirde yaşıyoruz diyebilseydim ama gerçek bu değil.”

21 Nisan 2014 Pazartesi 19:04

10151412_767624919938817_5673705662782549233_n

NANOR MOMJIAN

Saygıdeğer Türkiyeli okuyucu,

NANOR MOMJIAN: Kuveytli hidrojeolog. Ailesi Halepli olan Momjian, 1984’te Kuveyt’te doğdu. Şu anda Beyrut’ta yaşıyor.

Saygıdeğer mi dedim? Aslında onulmaz tarihsel yaram bu ifadeyi kullanmamı imkânsız kılıyor. Belki de geçmişimi duyarsan, tereddütümün nedenini anlarsın.

Benim hikâyem diğer Diaspora Ermenilerinin hikâyelerinden çok farklı değil. Hikâyemi duygusallığa düşmeden, genellemelere gitmeden anlatmak istiyorum. Yaramın asla iyileşmeyeceğini bilerek… Vatansız kalmanın affedilmeyeceğini bilerek anlatacağım. Ve hiçbir zaman da hepiniz aynısınız demeyeceğim.

Ben baba tarafından Maraşlı, anne tarafından Ayntaplıyım. Bu şehirleri bilir misiniz? Şimdilerde Maraş’a Kahramanmaraş, Ayntap’a da Gaziantep demektesiniz. Coğrafya kitaplarında ve haritalarda istediği kadar değişsin ben halen bizim adlandırmalarımıza sadık kalarak Ayntap ve Maraş diyeceğim.

Gerçi oralıyız da, artık orada yaşamıyoruz. Muhtemel siz de oralardan uzaklaşma sebebimizi biliyorsunuzdur. Fakat her aile farklı bir şekilde evinden uzaklaştı ve başka bir şehirde mülteciliğin ve yabancılığın kucağına düştü. Mektubumu okuyun ki, benim ve ailemin hikâyesini duyasınız. Hikâyemi büyüklerimden duyduklarımı aktararak yazıyorum. Yani ben soykırıma uğrayan muhacirlerin torunuyum. Yani benden sadece bir önceki nesil gurbette doğdu. Dolayısıyla hikâyem ve onun yol açtığı yaralar ruhumuzda ve hafızalarımızda henüz çok taze.

Babamın babası 1920’li yıllarda henüz çocuk olmalı ama çocuk olmak onu sürgünün zulmünden koruyamadı. Emir ulaşmıştı bir kez; Maraşlılar Maraşı terkedecekti. Çoluk çocuk demeden herkesi topladılar ve hayvan vagonlarına tıkarak Halep’e yolladılar. Bu yolculuk, babamın anne tarafı için beş yıldızlı lüks bir seyahat sayılır. Zira onlar Ayntap’tan yürüyerek çıkarıldılar. Babaannem o dönem 9 yaşındaydı ve kötü alışkanlık sayılan parmak emmesi işe yaramıştı.Mütemadiyen başparmağını emdiği için açlığı susuzluğu hissetmeden Halep’e varmıştı.

Büyükbabam ve büyükannemin ilişkisinde birleştikleri o acı ve hafıza dışında ortak hiçbir şey yoktu belki de. Halep’te evlendiler ve 3 kız 4 oğlan çocukları oldu. O çocuklardan biri de babam.

Ana tarafından büyük büyükannemin hikâyesini daha da iyi hatırlıyoruz, zira o epeyce geç ayrıldı aramızdan. Güzel, mavi gözlü bir kadındı. Sasun’un kuşatıldığı günlerde öldürülen kocasıyla gurur duyuyordu. O kuşatma günlerinde kendisinin de mücadele ettiğini, evini, çocuğunu korduğunu ama direnişin çok da uzun süremediğini ve sürgün sırasının sonunda kendilerine geldiğini anlatırdı. Sasun’dan Halep’e giden yolda gebe olduğunu ve anneannemi yolda doğurduğunu söylerlerdi hep.

Büyükannem ve kardeşi (yani annemin dayısı) yıllarca Halep’teki Ermeni yetimhanesinde kaldı ve büyükannem daha sonra orada öğretmenlik de yaptı. Halep’te Antepli bir muhacirle, bir çiftçiyle evlendi ve bir oğluyla üç kızı oldu. O üç kızdan biri de annemdir. 1960’lı yıllarda gençler arasında Kuveyt’e yönelik bir ilgi vardı. Halep’te doğmuş olan babam da daha iyi ekonomik koşullara sahip olmak için 1965’te Kuveyt’e, başka bir deyişle muhacirliğin ikinci istasyonuna gitti.

Hikâyem oldukça zorlu, farkındayım. Ben de daha basit olmsını tercih ederdim. Keşke iki üç nesildir aynı evde, aynı şehirde yaşıyoruz diyebilseydim ama gerçek bu değil. Büyükbabam çocukluğunu başka bir şehirde geçirdi, babam başka, bense daha başka. Çocuklarımın çocukluğunun nerede geçeceğine de emin değilim. Ailemde hiçbir nesil genel bir çocukluk hafızasına sahip değil. Bu yüzden değil mi zaten, yaban bir yeri eve, bir alanı ana yurda ve bir ülkeyi de vatana dönüştürmelerimiz?.. Acaba hatıralarımızın sürekliliği olacak mı ve biz ata yadigarı bir evde, vatan diyebileceğimiz bir ülkede yaşayabilecek miyiz?

Sen Türkiyeli okuyucu, böyle bir yabancılık duygusunu bilmiyorsun. Vatansız kalmanın azabını tanımıyorsun. Çocuklarının geleceğinin nerede olduğunu bildiğin için kıskanıyorum seni. Hatta torunlarının bile.

Saygıdeğer sıfatını benim hikâyemi algıladığınızda kullanacağım. Benim ülkemi algıladığınızda… Atalarınızın acı hikâyesinden ötürü Diaspora olduğumu kabul ettiğinizde kullanacağım ‘saygıdeğer’ sıfatını.

Vatansız Ermeni

Nanor

712 kez okundu.

Check Also

53 yıllık Sürgün Doğan Özgüden’in Sürgün Yazıları adlı kitaplarının 7. cildi de yayımlandı

11 Mayıs 2024… Bugün, Doğan Özgüden ve İnci Tuğsavul’un yarım yüzyılı çoktan aşan sürgünlerinin başlangıcının …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir