Esther Bejarano: “8 Mayıs’ı, değişmek için hatırlıyoruz. Değişimin anahtarı ise gençliktir.”

Esther Bejarano: “8 Mayıs’ı, değişmek için hatırlıyoruz. Değişimin anahtarı ise gençliktir.”

Yıl 2020!

Alman faşizminden kurtuluşun 75. yıldönümü sebebiyle,  Auschwitz’de hayatta kalanlardan biri ve Nazi Rejimi Tarafından Takibedilenler ve Antifaşistler Birliği (VVN-BdA)’nin de en yaşlı üyesi olan Esther Bejarano:  8 Mayıs’ın sadece bir anma değil, faşizmden ve savaştan kurtuluşu ifade eden resmi bir bayram günü ilan edilmesi için, Angela Merkel’e yazdığı açık bir mektup ile 13 Nisan’da bir imza kampanyası başlatmıştı. Bu kampanyaya katılanların sayısı yaklaşık yüz bini bulmuştu. Pandemi sebebiyle hiçbir etkinliğin gerçekleştirilemediği zamanlardı. Ve Esther Bejarano’nun kampanyaya katılanlarla beraber, sosyal medya aracılığıyla 9 Mayıs akşamı bir konser gerçekleştirmesiyle birlikte bu tecrit kırılmıştı.

Son on iki yıldır, hiç aksatmadan her 8 Mayıs etkinliğine katılabildim. Sendikaların örgütlediği yürüyüşler yapardık. Katledilen sendikacıların ve KP üyelerinin yaşadığı binaların önünde konuşmalar-anmalar yapılırdı. Kızıl Ordu’nun adı anılırdı. Ardından DGB binalarında toplanılırdı. Tüm siyasetlere söz hakkı verilirdi. O dönemin sembolü olan marşlar çalınırdı.

Böyle bir kartopu döngüsünün ürünüydü Esther Bejarano’nun isyan çığlıkları. “E artık resmi tatil ilan edin. Bu zaferin kimin eseri olduğunun altını çizin” diyordu isyanla.

2020, 13 Nisan!  Aradan iki yıl geçti. Bir ülke, Ukrayna resmen yerlebir edildi. Ve Almanya bir NATO ülkesi olarak Ukrayna’ya aralıksız silah transfer etmeye devam etmekte. 

Aradan iki yıl geçti! Önce Bremen’de ardından da Berlin’de faşizme karşı zaferin sembolleri olan SSCB ve Kızıl Ordu bayraklarını yasaklayan yönergeler devreye sokuldu. 

1933 yılında Hitler iktidarı tarafından başlatılan  anti-komünist ve ırkçı kitlesel katliamlar; tüm Avrupa çapında yüz milyonlarca insanın acılarından sorumluydu. Alman faşizmine karşı zafer, 8 Mayıs 1945 yılında,  Avrupa çapında oluşturulan Hitler karşıtı koalisyon ve direniş savaşçıları tarafından kazanıldı. Ve sadece 2. Dünya Savaşı değil Almanya’daki on iki yıllık faşist yönetim de böyle sona erdirildi. Bu zaferdeki en büyük pay, Doğu Cephesinde (örneğin Stalingrad) belirleyici yenilgilere neden olan Kızıl Ordu’nundu. Tarihe bu böyle yazıldı!

Ancak tüm dünyada tarihin “sil baştan” usulüyle yazılmaya başlandığı bu asırda, elbette bu tarihin de “sil baştan” yazılması denenmeliydi.

Bu denemeye-yasaklara karşı 8 Mayıs günü Hamburg’dan Dortmund’a, Berlin’den Frankfurt’a sayısız şehirde özellikle Kızıl Ordu bayrakları altında yürüyüşler ve etkinlikler gerçekleştirildi. 9 Mayıs’ta da bu eylemler devam etti. Onlarca küçük şehirde de Kızıl Ordu bayrakları altında sokak etkinlikleri gerçekleştirildi. Ve hep beraber şu talepler haykırıldı: “Esther Bejarano’nun açık bir mektupla ilettiği talebin arkasındayız. 8 Mayıs bir bayram ve tatil günü ilan edilsin! Almanya silah transferini sonlandırsın! Almanya NATO’dan çekilsin! İlerici-devrimci kurumlara yeni yönergeler dayatmak yerine, bu yönergeler faşist örgütlenmelere dayatılsın! 8 Mayıs Kızıl Ordu’nun ve ardındaki milyonlarca insanın zaferinin simgesidir. Bu simgeyi tarihten sildirmeyeceğiz ve onu sembole eden bayraklardan da vazgeçmeyeceğiz!”

Bu yılki etkinliklerde sendikalar ayrı kulvarlarda yürüdü. Ayrı söylemlere imza attı!

Sadece başka bir ülkede değil, bambaşka bir dünyada yaşıyoruz artık. İnsanlar hazin bir yazı selamlıyor. Çoğu savaşın buralara da sıçrayacağından korkuyor. Ortadoğu topraklarından Avrupa sınırlarına dek uzanan bu savaş gerçekliği ve yarattığı-yaratacağı tahribatlar gelip geçici bir tarihsel kesit olarak kalmayacak artık. Kapitalizmin ve kaynağı olduğu emperyalist paylaşım savaşlarının yönelimi, tahminlerimizin çok çok ötesinde bir bilinmezlik olsa gerek. 

Böyle bir tarihsel kesitte 8-9 Mayıs’ın anlamının altını çizmenin önemi, birçok ülkede olduğu gibi Almanya’da da arttı. Bu tarihsel dönemeçte, bu tarihsel kesiti unutturmamakta kararlı olan insanların sayısı hiç de az değildi. Başka bir dünyayı mümkün kılma yolundaki yürüyüşte iyi ki varlar, iyi ki varız! 

Ganime Gülmez


339 kez okundu.

Check Also

SÜRGÜNDE MÜCADELECİ KADIN OLMAK – Nuray Bayındır

Sürgün insanın iradesi dışında ülkesinden, doğduğu coğrafyadan, bağlı bulunduğu topluluktan uzaklaştırılmasıdır. İnsanın sevdiklerinden, yaşadığı ortamdan, …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir