Duran Adam

 

 

 

 

 

 

Atilla Keskin

keskin

Son yirmi gündür şu Türk (x) gençliğine bir haller oldu.

Her şeyi tersten anlamaya başladılar.

Sevgili Atatürk’ümüz : „Dağ başını duman almış, yürüyelim arkadaşlar,“ demişti.

‘Birinci vazifesi Türk istiklalini , Türk Cumhuriyeti’ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etmek’le yükümlü bu gençlik ne yaptı peki?

Yürümek yerine koşmaya başladılar.

Üstelik de zıp zıp zıplayıp: „ Zıplamayan Tayyip gibi olsun,“ diye Türk gençliğine hiç yakışmayan sloganlar attılar.

Anaları ağızlarına biber sürünce , böyle kötü sözler etmediler artık.

Barikat falan kurdular. Sanki sevgili Atamız, ‘polise taş atın,’ demiş gibi polise taş attılar.

Sanki Atamız „ Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur“ dememiş gibi, polisten cop, biber gazı, kurşun yiyip o asil kanlarını akıttılar.( Gerçi ben insanın asil olmasını az-çok anlıyorum ama kanın asil olmasını hiç anlamamışımdır. RH Pozitif falan kan olur da, asil olanını labratuarlarda nasıl ayırd ediyorlar acaba, neyse konumuz bu değil…) Oysa o ‘asil’ kan Cumhuriyeti, Türk istiklalini korumak için size lazımdı. O kanı korumanız gerekirdi…

Sevgili Atamızın döneminde, biber gazı, plastik mermi, TOMA’lardan sıkılan ilaçlı ilaçsız , boyalı, boyasız su olmadığı için bu konularda nutukta sarih bir açıklama yoktur. Atamızın döneminde toplumsal olaylar idam sehpalarında veya Dersim’de olduğu gibi toplu kıyımlarla çözüldüğü için belki de bu tür araçlara ihtiyaç duyulmamıştı.  Bu nedenle ne yapacağını şaşırmış gençlik sanki Atamız ‘ bağrını bu sulara siper et! ‘ demiş gibi, göğüslerini suya siper ettiler. (şu TOMA’nın da ne anlama geldiğini son olaylarda öğrenmiş oldum. Türkiye Kürdistan’ında her köşe başında duran bu TOMA’ların bir marka olduğunu zannediyordum. Meğer Toplumsal olaylara Müdahale Aracı’nın kısatılmasıymış.

Aslında IBA diye kısltması kullanılsaydı çok daha iyi olurdu. IBA’yı da ben uydurdum. Yani İsyanları Bastırma Aracı’nın kısaltılmışı. TOMA’yı anladım da AKREP’i hala anlayamadım. Herhalde, ‘ Ey ahali zıpçıktılık yaparsanız akrep gibi sokarım,’ diye bu isim konmuştur. Neyse parantez açtıkça yazı uzuyor, keselim…)

 

Şu kısa yazımın başında demiştim. Bir kez daha tekrar edeyim. Bu Türk gençliğine bir haller oldu. Her şeyi tersten anlıyor. Netekim, şimdi de Atamız veya onunla aynı duvara resmini asmayı çok seven Erdoğan’ımız:“ Sanki koşmaktan, yürümekten çok yoruldunuz, artık DURUN,“ demiş gibi bu kez de olur olmaz yerde saatlerce dikilmeye başladılar. Ben bu satırları yazarken ‘iyi polis’ Arınç „ Biz bu eylemi destekliyoruz. Durmak asil ve barışçı bir protesto yöntemi. Ama bakın ben de bel fıtığı var, yarım saat bile ayakta duramam. Bu yedi, sekiz saat ayakta kalmak bel ve diz sağlığına çok zararlıdır. (Bakın bu konuda sonuna kadar haklı, benimde dizimde protez var. Yarım saat dikilsem iflahım kesilir.) En iyisi siz bu durma eylemini tadında bırakın, beş dakika durup, işinize gücünüze gidin. Memleketimizde işlerimizi aksatmayın,“ dedi.

Aaah neredesin sevgili Aziz Nesin. Neredesin. Sağ olsaydın şu yirmi günde ülkemiz mizah literatürüne yirmi kitap daha katmıştın.

Biliyorum, Baş yerine ayağa bakanımız, hafta sonu mitinglerinde bu DURMA eyleminin de dış mihrakların işi olduğunu söyleyecektir. Ama ben hemen Google amcaya sordum. Dış mihraklar da böyle bir eylem türü yok. O zaman olsa olsa bu eylem türü yine iç mihrakların işidir. Gerçi ne bizim sol, ne faiz lobisi, duranları pek sevmez ama umarım güçlendirilecek polis teşkilatımız bu iç mihrakı bulup ortaya çıkarır da, durmaktan yorulanlar artık yürümeye veya oturmaya başlar.

Bu toplumsal momentte böyle bir yazı yazılır mı, diye bana kızmayın. Ne yapayım çok canım sıkılınca, hariçten gazel okuyamadığım için, derdimi satırlara döküp, efkar dağıtmaya çalıştım işte.

 

(x)Kürt, Rum, Ermeni, Yahudi, Çerkez vs, gençliğin tümü büyüklerimiz tarafından mütalaa edildiğinden,  yazının içinde onlardan ayrıca bahsedilmeye gerek duyulmamıştır.)

 

598 kez okundu.

Check Also

“Sürgün ve Kadınlar” – Engin Erkiner

Avrupa Sürgünler Meclisi ( ASM ) Yürütme ve Yayın Kurulu üyelerimizden Engin Erkiner tarafından “Sürgün …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir