SOYKIRIMI KABUL ETMEK NEDEN BU KADAR ZOR?

engin

Ermeni soykırımından söz ediyorum ve bizi ilgilendirmesi gereken asıl konunun Ermenilerin çektiği acılar ve yaşadıkları haksızlıkların biraz olsun giderilmesinden daha fazla kendi tarihimizle ilgili yaşanılacak sonuçlar olması gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye Cumhuriyeti devleti soykırım konusunu yıllardan beri inatla sürdürdüğü politikayla artık geri dönemeyeceği noktaya kadar getirdi. Biraz ileri görüşlü olsalardı şöyle de diyebilirlerdi: TC yeni bir devlettir, geçmişi Osmanlı İmparatorluğu’dur ama onun devamı değildir. Ermenilerin kitlesel olarak katledilmesi Osmanlı döneminde gerçekleşmiştir, bu üzücü olayın genç Cumhuriyetle ilişkisi yoktur.

Cumhuriyet’in kurucu kadrosu içinde bu soykırımda etkin rol oynamış olanların isimleri ortaya çıkarıldığında ise, bu durum kabul edilir ve o dönemin yarı feodal Türkiyesinde ülkenin kurucularının bundan haberi olmayabilir, denilebilirdi.

Çarlık Rusyası 19. yüzyılın sonlarında Kafkasya’da büyük bir soykırım yaparak Çerkezleri katletti ve topraklarından sürdü. Görevli Rus generalinin “bize Çerkez halkı değil ülkeleri gerekli” sözü bile sahip olunan anlayışı yeterince gösteriyor.

Ekim Devrimi’nden sonra Bolşevikler Çarlık Rusyası’nın tarihiyle ilgilenmediler. Osmanlı topraklarına göç etmiş çok sayıda Çerkez içindeki milliyetçiler ise, iki dönem arasındaki büyük farklılığı dikkate almayarak genel olarak Ruslardan söz etmekle yetindiler. Sanki Şeyh Şamil Çarlık ordusuna karşı değil de Kızıl Ordu’ya karşı savaşmış gibi…

Bazılarına göre tarihin en büyük soykırımı olan ve iki milyon kişinin hayatını kaybettiği tahmin edilen Çerkez soykırımıyla ilgili yazılarda kimse Bolşevikleri suçlamıyor.

Ermeni soykırımıyla (1915) Cumhuriyet’in kurulması (1923) arasındaki zaman farklı fazla olmamakla birlikte TC yönetimleri başından beri soykırımla aralarına açık mesafe koyabilirlerdi.

Koyamadılar… Bunun yerine önce soykırımdan söz edilmesini yasakladılar ve zamanla unutulacağını düşündüler. Böyle olmadığını görünce bu kez soykırımdan söz edenleri baskıyla susturmaya çalıştılar; Hırant Dink’i öldürdüler… Ne yapsalar nafile oldu ve bugünlere kadar gelindi.

Burada “neden?” diye sorulmalıdır.

Başlıca üç nedenden söz edilebilir:

Birincisi: Katledilen Ermenilerin malları yağmalandı ve bundan da sadece zayıf burjuvazi ve bölge eşrafı değil, bölge halkı ve merkezi otorite de payına düşeni aldı. Mal paylaşımı konusunda aralarında sorunlar da çıktı.

Christian Gerlach’ın “Extrem Gewalttätige Gesellschaften – Massengewalt im 20. Jahrhundert” kitabında geçtiğimiz yüzyıldaki kitle şiddeti örnek olaylar temelinde incelenir. Ermeni soykırımına da geniş bir bölüm ayrılmıştır ve merkezi otorite-yerel yönetim ve halk arasında el konulan Ermeni mallarının paylaşımı konusunda yaşanılan çelişkiler de anlatılır.

Genç Türk burjuvazisinin ilkel birikimini tamamlamasında Ermeni mallarının yağmalanması önemli yer tutar. Başka bir deyişle, bu ülkede burjuvazinin gelişmesinde Ermeni soykırımının önemli yeri bulunuyor.

İkincisi: hiçbir soykırım sadece devletin resmi ve sivil güçleri tarafından gerçekleştirilemez. Kapitalist bir ülke olan ve dolayısıyla devletin oldukça gelişmiş olduğu Nazi Almanyasında bile Yahudi soykırımı Alman halkının katkısıyla gerçekleştirilmiştir. Bunu kabul etmeleri zaman aldı ve zor oldu ama Yahudi soykırımıyla ilgili sayısız kitaba şöyle bir göz atacak olursanız, Alman halkının bu soykırımdaki katkısını inceleyen bilimsel eserleri de görebilirsiniz.

Çok değil yirmi yıl kadar önceki Helmut Kohl’un başbakanlığı döneminde bile soykırım sadece Nazilerin işi olarak görülüyor ve Alman halkının da onların kurbanı olduğu savunuluyordu. Bu görüşün artık geçerliliği kalmadı.

Yarı feodal bir ülke olan Osmanlı İmparatorluğu’nda ise devlet yereldeki yardıma daha fazla muhtaç durumdadır. Sonuç olarak Ermeni evlerindeki koltukları ve perdeleri de herhalde askerler götürmemiştir.

Üçüncüsü: Osmanlı’nın son döneminde ulusal kimlikler geri plandaydı, asıl olan dini kimlikti. Ermeni soykırımı, bu nedenle, İttihat ve Terakki’nin savaşta müttefiki olan Prusya devletinin desteğiyle düzenlediği, halkın da değişik oranlarda katıldığı, Müslümanların Hıristiyanları katlettiği bir soykırım olarak görülebilir.

Savaştan sonra Türkiye ile Yunanistan arasında mübadele gündeme geldiğinde, Türkiye’den Rumların yanı sıra az sayıdaki Hıristiyan Türk de Yunanistan’a gönderilmiştir. Türk olmaktan daha önemli olan Müslüman olmaktı.

Bu üç nedenin ilkini burjuvazi ve devlet yönetimi biliyordu. Diğer iki nedenin ne oranda bilincinde olduklarını bilemeyiz ama en azından sezgi düzeyinde de olsa bildikleri söylenebilir.

Buradan önemli bir sonuca geçilebilir:

Ermeni soykırımının tanınması her şeyden önce yalanla dolu yakın tarihimizin yeniden yazılması demektir. Resmi politikanın hayatın her alanında görülen yalanlarının büyük darbe yemesi demektir.

Tarihin yalanla dolu olduğu bir ülkede demokratik hakların sağlam bir temelde gelişmesinden söz etmek mümkün değildir.

Bir başka önemli nokta ise şöyledir:

Türkiye burjuvazisinin gelişmesinde Ermeni soykırımının önemli rolü bulunuyor.

Gaziantep gibi ülkenin bazı yörelerinde işgale karşı savaş Ermeni askerlerinin Fransız üniformasıyla gelmesinin ardından başlar.

Bu savaşta Kürtlerle Türklerin birlikte hareket etmelerinde Mustafa Kemal’in Kürt halkına yönelik olarak sonradan yerine getirmeyeceği bazı vaatlerinin de etkisi bulunmakla birlikte, Kuzey Kürdistan’ın önemli bir bölümünün temizlenmiş Batı Ermenistan’dan oluşması da etkili olmamış mıdır?

İşgale karşı savaş başarılı olamasaydı Ermenilerin geri gelmesi söz konusuydu ve bunu da kimse istemiyordu.

Bunların sonucu olarak yapılabilecek, Türk kimliğinin oluşumunda Ermeni soykırımının önemli yeri vardır saptaması hiç yanlış olmaz.

Burjuva temelde ve işgale karşı savaşın ardından milli bir devletin kurulması, kuruluşta soykırımın önemli rolü ve bu genç devletin her çeşit farklılığın üzerine şiddetle yürümeyi neredeyse genetik bir özellik gibi taşıması…

Üzerinde önemle durulması gereken bir konudur…

Ermeni soykırımı bu ülkenin oluşumu ve kendi tarihimizin doğru değerlendirilmesi için de büyük önem taşıyor.

 

456 kez okundu.

Check Also

Freedom protests for Ecevit Piroğlu in Europe

Freedom protests for Ecevit Piroğlu in Europe One of the demonstrations held in front of …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir