Siyasal sürgünde yaratıcılık ve mücadele kararlılığı | Doğan Özgüden

Avrupa Sürgünler Meclisi’nin yayın organı Sürgün, siyasal sürgünümüzün yapısına ve bizim de paylaştığımız mücadele hedeflerine ve yöntemlerine açıklık getiriyor

Paris’teki toplantıya katılamadığımız için günlerdir sabırsızlıkla beklediğimiz Avrupa Sürgünler Meclisi (ASM)’nin dergisi Sürgün’ün 6. sayısı nihayet hafta sonunda elimize ulaştı. Dört adedini Belçika’daki dostlarımızın okuması için Güneş Atölyeleri’ne iletirken, bir adedini de hemen okumaya koyuldum.

Tam 11 yıl önce Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelerek Köln’de buluşan siyasal sürgünlerin kurmuş olduğu ASM’nin dört yıldır yayınlamakta olduğu Sürgün’ün bu sayısında, kuruluşunun 100. yılı kutlanmakta olan Türkiye Cumhuriyeti’nin doğup büyüdüğümüz ülkemizde olduğu gibi, elinin ulaştığı tüm ülkelerde demokrasi, özgürlük ve barış savunucularına uyguladığı insanlık dışı baskı ve zulmü bir kez daha ortaya koyan değerli yazılar yer alıyor.

Yazı kurulunun “Sürgün’den Merhaba” başlıklı sunuş yazısı, yurt dışındaki siyasal sürgünlerin önümüzdeki mücadele hedeflerini de belirliyor:

“Bu sayımızı Eylül ‘de yayınlamayı planladık. Eylül ülkemiz tarihinde önemli bir tarihsel dönemeçtir. Toplumların tarihinde, süreci etkileyen değiştiren, bir bakıma tarihin yönünü değiştiren olaylar ve gelişmeler olmuştur, olmaktadır. Devrimler böyle bir şey olduğu gibi, darbeler, katliamlar, soykırımlar da toplumsal süreçlerde ve belleklerde önemli yer tutar.

“12 Eylül 1980’de devrimci halk muhalefetini bastırmak için yönetime el koyan, parlamentoyu, partileri, demokratik kurumları, sendikaları kapatan faşist cuntanın katlettiği, idam ettiği, işkence uyguladığı, yıllarca zindanlarda tuttuğu, sürgüne zorladığı kesimler tarihin hafızasında kayıtlıdır.

“Avrupa Sürgünler Meclisi (ASM)’nin kurucuları ve bugün sürdürücüleri arasında da bu dönemin ceremesini çekmiş kesimden arkadaşlarımız bulunmaktadır.

“Kuruluşunun 100. yılını kutlayan TC devletinin tüm tarihi esasen baskı, katliam, işkence, idam, sürgün, tehcir tarihidir. 

“Ermeni, Süryani Soykırımı, Ağrı, Zilan, Koçgiri, Dersim katliamları, azınlıkların mallarının yağmalanması ve tehcir-sürgün kanunları, istiklal mahkemeleri, Karadeniz’in karanlık sularında 15 komünistin katledilmeleri, işkence, idam, katliam, sürgünlükle sicili kabarık bir tarihtir.

“Kürt ulusuna yönelik hep süren milli baskı ve tekçilikle kodlanmış şovenizm bugün de devletin dümenindeki faşist Erdoğan ve Cumhur İttifakı’nın iktidarıyla fiilen artan dozda sürmektedir.”

Ragıp Zarakolu’nun çağrıştırdıkları

60’lı yıllardan beri dostum ve mücadele arkadaşım Ragıp Zarakolu’nun halen sürgün bulunduğu İsveç’ten iletmiş olduğu “TC’nin kapanmayan dosyası: Hapis ve sürgündeki gazeteci ve yazarlar” başlıklı yazısı tek başına bu 100 yıllık cumhuriyetin insanlık vicdanında ebediyen mahkumiyetini hak ettiren bir belge niteliğinde…

“Türkiye’ de sürgün asla kapanmayan bir dosya, bugün de devam eden… Abdülaziz döneminden Namık Kemal’i saymazsak, Abdülhamit dönemi ile yoğunlaşmış bir olgu sürgünde yazarlık. 1915 yılında Ermeni soykırımı sırasında sürülürken katledilen, Ermeni yazar ve şairleri anmadan geçmeyelim” diye başlayarak günümüze dek sürgünün acısını yaşamış, doğup yetiştiği toprakları tekrar göremeden yaşama veda etmiş siyasal sürgünlerin ayrıntılı dökümünü veriyor.

Yazısında şu paragraf İnci’yi de, beni de son derece duygulandırdı:

“Doğan ve İnci Özgüden’in sürgünlüğü ise 40. yılı aşmış vaziyette. Sürgündeki Sertel’lerin kitapları ile bizi ilk buluşturanlar onlar olmuştu. Herhalde aynı kaderi paylaşacaklarını kitaplarını yeniden Türkiye okuruna iletirlerken düşünmemişlerdi. Ve daha sonra onlar da sürgünle buluştu.”

Gerçekten de, Türkiye’nin 60’lı yıllarında hem parti militanı hem de yayın yönetmeni olarak sosyalist mücadeleye katkıda bulunurken, bizden yıllarca önce aynı mücadelede yer alıp açık ya da örtülü faşizmin baskı ve tehditleri nedeniyle Türkiye’yi terk etmek zorunda kalan Nazım Hikmet, Sabiha Sertel ve Zekeriya Sertel üzerine yazılar ve kitaplar yayınlamayı hep görev bilmiştik.

12 Mart 1971 darbesinden sonra Türkiye’den illegal olarak ayrılmak zorunda kaldığımızda da, bizden önceki kuşaklardan siyasal sürgün olanlarla temas kurarak onların deneyimlerinden ve tavsiyelerinden yararlandık.

Sürgün’ün son sayısında sürgün dostlarımızdan Mahmut Özkan, Aziz Tunç, Dr. Banu Büyükavcı, Enver Enli, Alaattin Çelik, Turgay Çelik, İ. Metin Ayçiçek, Recep Maraşlı ve Sait Akgül’ün de değerli yazıları ile Nazım Hikmet’in “Vatan Haini”, Selahattin Demirtaş’ın “Düştüğümüz yerden tanırsın bizi” ve Nevzat Çelik’in “Göçüyorlar” başlıklı şiirleri yer alıyor.

ASM eşsözcüsü Mahmut Özkan’ın “Sürgünde yitirdiğimiz Yılmaz’a dair” başlıklı yazısı, ölümünün 39. yıldönümünde Yılmaz Güney’in kişiliği üzerine yapılan eleştirilere bir ön yanıt niteliğindedir:

“Militan bir devrimci sanatçı olarak Yılmaz Güney, dünyayı değiştirmenin temel kriterinin insanın kendi iç dinamiklerini değiştirmekten geçtiğini savunur. Çalkantılı özel yaşamını ele alarak, kendi zaaf ve eksiklikleri üzerinde kafa yorar ve lümpen, küçük burjuva zaaflarını yenmeden, gerçek sosyalist bir devrimci kişilik geliştirilmeden hiç kimsenin devrimci mücadelede başarı gösteremeyeceğini söyler ve ciddi bir özeleştiri sürecinden geçer. ‘Ben, içinden geldiğim sınıfın üretim faaliyetlerinden ötürü, çeşitli nıtelikte zaaflar taşıyan bir adamım, geçmişimde, siyasi, sınıf bilinci yetersizliğim nedeniyle, bilimsel sosyalizme ters düşen görüşlerim, tavır ve davranışlarım olmuştur. O zamanlar da bu olumsuzlukların bilincindeydim. Özellikle Selimiye, aklımın başıma gelmesinde önemli bir yer tutar. Selimiye’nin dar olanakları içinde bile olsa…’ (Siyasal Yazılar, Cilt I, s. 107)”

Sürgün dostlarımıza teşekkür…

Sürgün dergisinde, Esra Yıldız’ın bizim mücadelemizi konu alan “Vatansız” belgeselinin Köln’de gösterimi nedeniyle Avrupa Sürgünler Meclisi’nin göndermiş olduğu ve bizi son derece onurlandıran şu mesajı da yer alıyor:

“ASM’nin onur üyeleri, sürgün yaşamda direniş abideleri Doğan Özgüden ve İnci Tuğsavul Özgüden için bugün Köln’de düzenlenmekte olan etkinliğe emek veren tüm dostları ve duyarlı arkadaşları ASM Yürütme Kurulu olarak en içten dayanışma duygularımızı selamlıyoruz.

“Türk devletinin baskıcı sisteminin muhalif, aydın devrimci, sosyalist kesimlere yönelik ezelden beri süren baskı politikaları, artan dozda bugün de siyasal iktidar eliyle devam etmektedir.

“Gerici egemen sistemin yarattığı ve uygulamaya koyduğu tekçilikten malul faşist politikalar sürgünlüğe yol açmakta ve sürgünlüğü artırmaktadır.

“Siyasal sürgünlerin ülkeleri dışında yaşamak zorunda kalmalarına en bariz ve en eski örnek sürgünde gazeteci Doğan Özgüden ve İnci Tuğsavul dostlarımızdır.

“52 yıllık sürgün yaşamlarında, boyun eğmeden inatla ve dirençle, insan hakları, özgürlük, adalet, tam hak eşitliği, halklar arası kardeşlik ve sömürüsüz, baskısız özgür bir dünyanın yaratılması mücadelesine aralıksız katkı ve emek katan, üreten dostlarımız, yoldaşlarımız Doğan Özgüden ve İnci Tuğsavul’u sevgi ve saygıyla selamlıyoruz.

“Sürgünlüğün son bulması, sürgünlerin özgürce ülkelerine geri dönme koşullarının oluşması ve özgür yarınlar için mücadeleye devam çağrısıyla… Sevgiler, Saygılar.”

Engin Erkiner: “Vatan ürettiğin yerdir!”

Sürgün’ün 6. sayısında yazı kurulu üyesi araştırmacı-yazar Engin Erkiner’in de, Köln’deki gösterimini bizzat izlediği “Vatansız” belgeseli üzerine bir değerlendirmesi yer alıyor.

Avrupa Sürgünler Meclisi’nin kurulmasından çok daha önce, Engin Erkiner’in 90’lı yıllarda yayınladığı, hem Almanya’da, hem de Türkiye’de basılan Yazın adlı son derece değerli araştırma ve enformasyon dergisine ben de katkıda bulunmuştum.

12 Mart 1971 darbesinin 30. yıldönümü nedeniyle yazdığım bir yazıdan dolayı Türkiye’de Yazın sorumlu müdürü Mehmet Emin Sert’le birlikte hakkımızda dava açılmış, mahkeme Türkiye’ye döndüğüm takdirde tutuklanmam için sınır kapılarına talimat göndermişti.

Engin Erkiner, Sürgün’deki “Vatan ürettiğin yerdir!” başlıklı yazısında şöyle diyor:

“Dünyadaki bütün sürgün örneklerini bilmem doğal olarak mümkün değildir ama 52 yıldır sürgünde yaşayan ve sürekli üreten Özgüden-Tuğsavul’dan başka örnek olduğunu sanmıyorum.

“Doğan Özgüden konuşmasında 12 Mart 1971 darbesinden sonra geldiklerinde şanslı olduklarını söyledi. Portekiz, İspanya ve Yunanistan’da faşizm vardı. Bunlara bazı Latin Amerika ülkelerini de eklemek gerekir. Ülkelerini terketmek zorunda kalmış anti-faşistler aktif muhalefet yürütüyorlardı. Özgüden, ‘Onlardan çok şey öğrendik ve bazı şeyleri de öğrettik’ dedi.

“Şans, orası öyle, ama şans bir şeydir, onu kullanabilmek başka bir şeydir. Dönemin özelliğini kullanabilmişler. Faşizme karşı mücadelede Avrupa ülkelerinde büyük birikim vardır. Bu birikimde yenilgiden sonra geri çekilebilmenin, mücadeleyi sürgünlükte de olsa sürdürebilmenin önemli yeri vardır.

“İnci Tuğsavul ‘un konuşmasındaki bir cümleyi yazının başlığı yaptım: ‘Vatan ürettiğin yerdir!’ 

“52 yıldır üretebilmek bile kendi başına kalite sayılır.

“Yaşadıkları ülkede en az 20 yılı geride bırakan çok sayıda sürgün -eğer politik olarak kalabilmişse- genellikle geçmişe sığınır. Türkiye’de iken yaptıklarını -eklemeler yaparak- anlatır ve anlatır. Başka bir ülkede ve farklı koşullarda kendini yeniden üretememiştir.

“Doğan Özgüden ve İnci Tuğsavul’un sürgünlüğünün farklı yönü, Türkiye’deki büyük geçmişle övünerek yıllarını geçirmeye yönelmemeleridir.

“Akşam Gazetesi 1960’lı yıllarda sosyalistlerin sesi sayılırdı. Ardından Ant Dergisi ve Ant Yayınları’nın o dönemin sosyalist yayın dünyasında ayrı yeri vardır.

“Üretici sürgünlüğün birinci koşulu geçmişi geçmişte bırakmaktır. Bu, o yılların unutulması anlamına gelmez ama artık başka bir ülke, başka koşullar ve görevler vardır. Cesaretle bunlara yönelebilmek gerekir.

“‘Yıllardır Belçika’da yaşıyorsunuz. Burada ne yaptınız?’ sorusuna verilebilecek en iyi cevap Güneş Atölyeleri’dir. Yıllar önce küçükten başlayan, gittikçe büyüyen Güneş Atölyeleri göçmen kökenlilere yönelik değişik faaliyetler yürütmektedir.

“Belçika gibi sömürgeci bir ülkede – Kongo sömürgeleriydi- ırkçılığın olmaması mümkün değildir. Irkçılık diyelim 30 yıl önce mutlaka daha güçlüydü. Bu ırkçılığın özellikle ten rengi beyaz olmayanlara yönelmesi söz konusudur.

“Filmde, Güneş Atölyeleri’nde Fransızca öğretmenliği yapan bir siyahın, ‘Burada rengimi unutuyorum’ demesi önemlidir. İnsanlara kendilerini eşit hissettirmek, rengini unutturmak, göçmenlere yönelik ve ırkçılık karşıtlığını da içeren faaliyetin belirleyicisidir denilebilir.

“Vatansız belgeselinde Özgüden ve Tuğsavul’un sürgündeki yarım yüzyıllık geçmişinin daha dengeli yansıtılmış olmasını isterdim. Güneş Atölyeleri faaliyeti önemli olmakla birlikte onların sürgünlüğünü asıl belirleyen 52 yıldır yürüttükleri muhalefet ve Türkiye’deki uygulamaların teşhiridir. Bunu değişik dillerde yapmalarıdır. Bu faaliyete daha fazla yer verilmesini isterdim.”

Muhalefetin 2023 yenilgisinden sonra sürgündekilere düşen görev

Sürgün dergisindeki tüm yazıları okuduktan sonra İnci’yle birlikte hem Belçika’daki yayın ve örgüt çalışmalarımızı daha nasıl geliştirebileceğimizi, buna paralel olarak gerek ASM ile, gerekse çeşitli ülkelerindeki sürgünlerle ve onların örgütleriyle birlikte daha neler yapabileceğimizi tartıştık.

Evet, 2023 seçimlerinde 21 yıldır Türkiye’nin başına tebelleş olmuş iktidar alaşağı edilebilmiş ve onun yerine Kürt ulusal direnişini temsil eden partinin de söz ve karar sahibi olacağı bir demokratik geçiş yönetimi kurulabilmiş olsaydı, hiç kuşku yok ki, çalışmalarımızın bütün ağırlığı Belçika’dan Türkiye’ye kayacaktı.

Bu gerçekleşmediğine göre, tüm enerjimizi ve olanaklarımızı 50 yıldan beri İnfo-Türk ve Güneş Atölyeleri olarak yürüttüğümüz enformasyon ve formasyon çalışmalarını farklı milliyetlerden yeni arkadaşların katılımıyla daha da güçlendirmek ve kalıcı kılmak için kullanacağız.

Evet, önümüzdeki 2024 yılı, İnfo-Türk ve Güneş Atölyeleri’nin 50. kuruluş yıldönümü…

Bu nedenle, faaliyetlerimizi giderek daha da çeşitlendirip güçlendirirken, bu yıldönümünü çeşitli etkinliklerle kutlamak için yoğun bir çalışma sürecine gireceğiz.

50. yıldönümü kutlamalarının girizgahı bu yılın son ayında “Vatansız” belgeselinin Brüksel’de Akdeniz Filmleri Festivali’nde gösterilmesi olacak.

Ama daha da önemlisi, 2024 yılının hem Türkiye’de, hem de Belçika’da seçim yılı olmasıdır.

Avrupa ülkelerine yerleşmiş olan göçmen ve sürgünlerin Türkiye’nin yerel seçimlerinde oy kullanması bittabi söz konusu değil… Olmasa da, muhalefet partilerinin, özellikle de sol partilerin 2023 seçimlerinde işledikleri hataların bir daha tekrarlanmaması için sürekli uyarıda bulunmaları yaşamsal önem taşıyor.

2024 yılında Belçika’da yapılacak olan Millet Meclisi ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde bu ülkenin vatandaşlığını almış bulunan Türk vatandaşları da oy kullanabilecekleri gibi, Belçika partilerinin listelerinden aday olabilecekler.

Dahası, yine 2024 yılında Belçika’da belediye meclisleri için yeniden sandık başına gidilecek. Bu seçimlerde Belçika vatandaşlığı almamış olsalar da, oturma hakkına sahip tüm Türkiyeli göçmenler oy kullanabilecek.

Geçen haftaki Mercato başlıklı yazımda ayrıntılı açıkladığım gibi, bu planda hem Belçika partileri, hem de Türk lobisinin hizmetindeki dernekler ve şahıslar açısından aday ve oy pazarlıkları şimdiden bütün hızıyla başlamış durumda…

Belçika seçimlerinde Ankara rejiminin destekçisi olmayacak kişilerin aday gösterilmesini ve seçilmesini sağlamak için Belçika’da örgütlenmiş olan Türkiye muhalif partileri ve Türkiyeli demokratik kuruluşlar şimdiden harekete geçmek zorunda…

İnfo-Türk ve Güneş Atölyeleri, Sürgün dergisinin sunuş yazısında ifadesini bulan şu kararlılığı aynen paylaşmaktadır: “Gece ne kadar karanlık olursa olsun, aydın ve özgür günlere yönelik umutla, hakikatin, adaletin ve özgürlüklerle dolu bir siyasal iklimin oluşmasının ve kurtuluşun ancak örgütlü mücadeleyle gerçekleşeceğinin bilincindeyiz.”

SÜRGÜN’ÜN YAZIŞMA VE iSTEME ADRESi:

exilrat@web.de

Avrupa Sürgünler Meclisi

Doğan Özgüden – Artı Gerçek – 25.09.2023

46 kez okundu.

Check Also

“Sürgün ve Kadınlar” – Engin Erkiner

Avrupa Sürgünler Meclisi ( ASM ) Yürütme ve Yayın Kurulu üyelerimizden Engin Erkiner tarafından “Sürgün …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir