SSCB’YE VE BULGARİSTAN’A SÜRGÜN

Sürgün konusunda bazı hatırlatmalarda yarar bulunuyor.

İlk olarak, sürgün ülke içinde olabileceği gibi ülke dışına da olabilir. Ülke içindeki sürgün hükümet ve mahkeme kararıyla yaşanırken, ülke dışına sürgün hükümet kararı sonucu olabileceği gibi zorunluluk nedeniyle ülkeyi terk etmek temelinde de gerçekleşebilir.

Örnek olarak Halide Edip ve Mehmet Akif Ersoy Atatürk’le anlaşamadıkları için Fransa ve Mısır’a gitmişlerdir. Gitmeselerdi haklarında iyi olmayacaktı, bu nedenle gitmişlerdir.

Fakir Baykurt başka bir örnektir. Almanya’da iltica etmemiştir ve TC pasaportuyla bu ülkeye gelmiştir. Türkiye’de kalsaydı MHP’liler tarafından öldürülebilirdi. Bu nedenle ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır.

İkinci olarak, gerici sürgünler de vardır. Mesela 12 Eylül sonrasında az sayıda MHP’li ülkeyi terk ederek Almanya’ya gelmiş, Bayern eyaleti ülkede sayısı fazlalaşan Türkiye sosyalistlerini dengelemeleri amacıyla bunlara kolayca iltica vermiştir.

Keza Fettullahçılar da sürgündür ama ilericilikle ilgileri yoktur.

Üçüncüsü, sürgünün mutlaka Avrupa ülkelerine yönelik olarak yaşanması gerekmez. Az olmayan sayıda insan şartların zorlamasıyla ülkesini terk etmek zorunda kalmış ve SSCB ve Bulgaristan’a gitmiştir. Bizde bilinen örneği Nazım Hikmet’tir.

Sabahattin Ali Bulgaristan’a gitmeyi hedefleyerek sınıra giderken öldürülmüştür.

Fahri Erdinç, Ziya Yamaç, Tuğrul Deliorman Bulgaristan’a gidebilen, burada yıllarca yaşayan sürgünlerdir. Yazar olarak komünizm propagandası gerekçesiyle cezalar almışlardı. Fahri Erdinç Sofya radyosunun Türkçe yayınında görev alacaktır.

Ziya Yamaç hasta yatağında Bulgaristan’da Türklerin isimlerinin değiştirilmesi kampanyasına tepki gösterecektir.

1930’lu yıllarda Almanya’daki Nazilerden kaçmak zorunda kalan sosyalistler –Nazilerin etkisi Almanya’yla sınırlı değildi- genellikle SSCB’ye gitmişlerdir. Kızıl Ordu’nun Nazileri yenmesinin ardından kurulan Doğu ve Orta Avrupa’daki sosyalist rejimlerin yönetici kadroları savaş yıllarında SSCB’de sürgün olarak yaşıyorlardı.

Almanya’nın sürgün tarihinde önemli yer tutan bu olgu geniş bir araştırma konusudur.

Bizde Nazım Hikmet örneği dışında konuyla ilgilenilmezken, Bulgaristan’a gitmek zorunda kalan üç yazar da genellikle bilinmez.

Fahri Erdinç’in çok sayıda yazısı 1980’li yılların ikinci yarısından başlayarak Almanya’da yayımlanan Yazın dergisinde yer almıştır. Bu yazılarda diğer iki yazar hakkında bilgiler de bulunmaktadır.

Yazının  bu bölümlerinde bunlar üzerinde durmaya çalışacağım.

Kişinin politik nedenlerle ülkesini terk etmek zorunda kalması ve başka bir ülkeye gitmesi sürgünlüğün hükümet kararına dayanmayan çeşidi olarak adlandırılır.
Ülke içindeki sürgünler hükümet kararıyla uygulanırken ülke dışına sürgünlerde de bazı durumlarda hükümet ya da devlet kararı vardır. Mesela Halide Edip Atatürk’le anlaşamadığı için Fransa’ya gitmek zorunda kalmıştır. Resmen gitmesi istenmemiştir ama gitmek zorunda olduğunu anlamıştır. Benzeri Mehmet Akif Ersoy için de söylenebilir.
Nazım Hikmet SSCB’ye gitmek zorunda kalmıştır.
Sabahattin Ali Bulgaristan’a giderken öldürülürken Fahri Erdinç, Ziya Yamaç, Tuğrul Deliorman bu ülkeye kaçabilmişlerdir.
SSCB’ye giden sürgünler konusunda çok sayıda örnek vardır. Avrupa’da gittikçe yayılan Nazi tehdidinden kaçmak zorunda kalanlar genellikle SSCB’ye gitmiştir. SSCB’de yasa çıkarılmış ve değişik nedenlerle baskı altında olan herkes için iltica hakkı tanınmıştır. Birkaç yıl sonra bu yasa emek mücadelesinde yer alan, aranır duruma düşen, hayati tehlike yaşayan kişilerle sınırlı olarak değiştirilir. Özellikle partisinden izin alarak SSCB’ye gelenlere öncelik tanınır.
Kızıl Ordunun Nazileri yenerek Berlin’e kadar ilerlemesinin ardından Doğu Avrupa ülkelerinde iktidara gelen komünist partilerinin yönetici kadrosunun büyük bölümü savaş yıllarında SSCB’de bulunuyordu.
SSCB’de ilticası kabul edilenlere hemen kimlik verilir ve iş bulmalarında yardımcı olunur.
1930’lu yıllarda SSCB’de özellikle kalifiye elemana ihtiyaç vardır ve hemen ülkenin iç kısımlarında iş bulabilirler.
1929-1933 yılları arasında Batı ülkelerinde büyük ekonomik kriz yaşanır ve burada işsiz kalanların küçük de olsa bir bölümü “orada iş bulunabiliyor” düşüncesiyle SSCB’ye gelecektir. Bu insanlara iltica değil de geçici oturum verilir.
SSCB’de özellikle Alman sürgünlerle sorun yaşanır. Sürgünler arasında NKWD’nin yürüttüğü tasfiyeler de özellikle Almanlara yönelik olacaktır.
SSCB’deki Alman sayısı az değildir. Petesburg ve Moskova’da Alman nüfusu bulunduğu gibi ülkenin değişik kesimlerinde de yaşamaktadırlar (Volga Almanları). Bunlar Çariçe Katerina döneminde Almanya’dan gelmişlerdir.
Genel olarak Almanlar neden tehlikeli görülmektedir?
Avrupa’nın çok sayıda ülkesinde şu veya bu oranda Almanlar yaşamaktadır. Naziler bir ülkeyi işgal etmeden önce o ülkedeki Almanlar arasında çalışma yürütmekte ve ülkeyi işgal ettiklerinde hemen sosyal taban bulmaktadırlar. Sovyet polisi NKWD’ye göre SSCB’ye sızmanın en iyi yolu Almanya Komünist Partisi üyeliği ve ilticadır.
Bu düşüncelerinde haksız sayılmazlar çünkü Nazilerin hangi kesimlerden taban bulduğunu yakından izlemektedirler. Berlin’deki Nazi saldırı taburları SA’ların yaklaşık üçte biri geçmişte komünist partisi üyesiydi. Almanya Komünist Partisi’yle Nazi Partisi NSDAP arasında yıllarca iyi ilişki vardır. Demokratik Almanya Cumhuriyeti kurulduktan sonra Almanya Sosyalist Birlik Partisi’nde yıllarca genel sekreterlik yapacak olan Ulbricht’le, Nazilerin propaganda bakanı olacak Göbbels arasında yapılan kitleye açık tartışma toplantılarının fotoğrafları bulunuyor. Komünistler faşistleri “sınırlı anti kapitalist olmakla, sadece Yahudi burjuvazisine karşı olmakla” eleştiriyorlardı.
Komünistlerin saflarından Nazilere geçenler bulunduğuna göre komünistlerin arasında kalan Naziler neden bulunmasın ve bunlar sızmak amacıyla SSCB’ye neden gelmesinler?
Komünist bile olsalar Almanlara karşı yaşanan büyük şüphecilik bu temelde haksız değildir.
Küçük bir şüphe kişinin NKWD tarafından ortadan kaybedilmesi için yeterli olmaktadır. NKWD’ye mahkeme kararı olmadan böyle bir yetki verilmiştir.
Bu yetkinin kullanılmasında kötü örneklere de rastlanır. Uygulama çığırından çıkmıştır.
Tito’nun Alman eşi kuşkulu görülen davranışları nedeniyle kaybedilenler arasındadır. Tito, Dimitrov’un kendisine sahip çıkması sonucu aynı sondan kurtulmuştur.
Engin Erkiner

12 kez okundu.

Check Also

GÖÇMEN KUŞLARI!…/ Ozan Şiar

Ne zaman gurbet üzerine bir ezgi dinlesem; ne zaman ayrılık temasına bir eser yazsam, yüreğimde …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir