“SİMURG”

10254007_631136353634109_7418765208621696883_n1012137_10152865295799368_6755433914142170716_n
Ganime Gülmez 

“Bin kez budadılar körpe dallarımızı

 Bin kez kırdılar

Yine çiçekteyiz yine meyvedeyiz işte

Bin kez korkuyla boğdular zamanı

Bin kez ölümlediler

Yine doğumdayız işte yine sevinçteyiz

Bitmedi sürüyor o kavga

Ve sürecek

Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek”…..

 

Bu dizeler hiç çıkmadı bizim hayatımızdan. Çünkü dünya-insanlık tarihi hep böyle yazılan bir tarihti; bildiğimiz-duyduğumuz-gördüğümüz, ya da hiç bilemediklerimizle…Ardında yığınla ölü, yaralı, kayıp bırakan bir tarihti insanlık tarihi ve böyle olmaya devam etmekte….

2011’de adını duyduğumuz Simurg filmini, onca ödüller almasına, televizyon haberlerinde tanıtılmasına rağmen; 3 yıl sonra izleyebildik. Hem de sürgünde, Almanya’nın bir şehrinde, Hannover’de!!

Öncelikle, yansıtılan tarihsel kesitin yitenlerini-düşenlerini; izleyici koltuğunda oturan, çeyrek asırdan fazla bir süredir bu tarihe yabancı olmayanları-seyirci kalmayanları- katabileceklerini esirgemeyenleri sımsıkı kucaklıyor; bu yolculuğu bize görüntülerle hatırlatan Ruhi Karadağ’a teşekkür ediyorum.

Elbette bu tarihin bir öznesi, bir Ölüm Orucu Gazisi olarak duygularımı-düşüncelerimi paylaşma ihtiyacındayım şu anda. Ancak yazacaklarımın hiçbirşekilde verilen emeğe-sunulan değere haksızlık olarak algılanmamasını yürekten diliyorum.

Avrupa toprakları, Anadolu-Mezopotamya topraklarından gelen nice politik mülteciye; savaşta ellerini-ayaklarını kaybedenlere, bütün geçmişinden-birikimlerinden-yeteneklerinden koparılan birçok “kaktüs”ün buz içerisinde yaşamak zorunda bırakılışına,..kısaca nice sürgüne tanıklık etti, etmeye devam edecek.

Türkiye Hapishaneler Tarihi, böyle birçok katliamın ve ardında bıraktığı acıların toplamı-kendisiyken; koca bir direnişler tarihidir de. Politik tutsakların direnişlerinin sokaklara akış tarihidir de.

Evet, 19 Aralık 2000 Katliamı bütün bu tarihsel dönemler içerisinde özgün bir sürecin ifadesidir. 19 Aralık Katliamı sonrası da; içeride ve dışarda onbinlerce insanın ortak bir karşı koyuş tarihidir. Özgünlüğü ise; bu Katliam’ın önce içeride, sonra da dışarıda ağır tecrit koşullarını süreklileştirmeye yönelik keskin bir dönemeç oluşudur. “İçeride-dışarıda hücreleri parçala” haykırışları, bu yüzden hala yaşamımızda-kulaklarımızda çınlamaktadır.

96 ÖO.Direnişi, onun yitenleri-düşenleri; bedeli ne olursa olsun, kazanımlarını da o tarihe yazmıştır. “Keskin dönemeç”e girilmesi için bir 4 yıl daha yavaş yavaş ilerlenilmiştir(bu süreç çok kapsamlı bir süreçtir ve tanımı birçok yazıda  yapılmıştır. Bu yüzden kısaca geçiyorum). Ve “Keskin dönemeç”e girildiğinde, dünya-hapishaneler tarihinde; yepyeni bir deneyimle-yolculukla, onun ardında bıraktıklarıyla yüzyüze kalınmıştır.

İçeride-dışarıda-kesintisiz sürdürülen bir direniş, elbetteki yığınla bedelle de doludur. Onlarca direnişçi şehit düşmüştür. Onlarca direnişçi Wernicke Korsakoff hastalığına yakalanmıştır. Onlarca direnişçi yaşamını tek başına idame edemeyecek duruma gelmiştir. Ve bir zincirin halkaları gibi; yüzlerce aile bu gerçeklikle ömür boyu beraber yaşamak durumunda kalmıştır. Kavga bitmemiş; 2000’in ardından da binlerce öğrenci, işçi-emekçi F Tipi Hapishaneleri’nin soğuk duvarlarıyla tanışmak, onlarla beraber yaşamak durumunda bırakılmıştır.

Şairin dediği gibi; “hüzün ki en çok yakışandır” biz Anadolu-Mezopotamya toprağı insanlarına! Ancak o toprakların şairlerinin hep eklediği gibidir de; “böyledir bizim sevdamız”!

Bunları yazmadan filme dönemezdim, çünkü filmi bunları unutarak da izleyemezdim! Filme dönüyorum şimdi!

Hacer’in; “bizi diri diri yaktılar” diye haykırdığı an, bizim çok güçlü, elele-yürek yüreğe direndiğimiz anlardı. Hacer’in yanmış yüzünü canlı canlı gördüğüm an; 19 Aralık 2000 ve hemen sonrası anlardı adeta. Acıma-ağlama-sızlamayı aklımızdan bile geçiremediğimiz, kolkola coşkuyla direndiğimiz anlardı! Ölüme giderken bile yüzümüzdeki gülümsemeyi, aramızdaki dayanışmayı yokedemedikleri anlardı. O coşku sarıverdi heryanımı! Öyle kucakladım onu!

Ali Ekber Akkaya, Çiğdem Kazan, Hüseyin Muharrem, Refik Ünal, Delil İldan; Bayrampaşa Hapishanesi, Ümraniye Hapishanesi’nin yanan görüntülerinin ardından ismi yazılan 122 insan, gerçekten, ama gerçekten, umutla-coşkuyla yürümüşlerdi ölüme. Hedef belliydi, yol da belliydi ve birlikte yürünecekti! Yürünebildiği kadar da yüründü, nice bedellerle de yürünmeye devam ediyor!

Ve şimdi hakkımız yok onlara acımaya! Onların bedensel-ruhsal engellerini; engellilik halini acıyarak kucaklamaya hakkımız yok! Onlar, “biz”; aldığımız-alacağımız yaralardan dolayı bize acınmasını, acıyarak ağlanmasını isteyenler değildik çünkü.

Çok çok daha uzun yazmak istiyor parmaklarım. Ama elimden geldiği kadar kısaltmaya çalışıyorum-zorlanıyorum.

Tarihi, ödenen bedelleri, şehitlerini-gazilerini(bir savaş sırasında yara-hasar alanlara gazi deniyor Türkçede); zindanlarda tecrit edilenleri unutmayalım elbette. Ama onlarla dayanışmamızı, tıpkı onların yola koyuldukları anlar gibi; UMUTLA, COŞKUYLA, TÜM BU HAKSIZLIKLARA KARŞI GÖĞÜS GERMENİN-KARŞI DURMANIN BİLİNCİYLE YAPMAYI ELDEN BIRAKMAYALIM!

Simurg-Zümrüd-ü Anka Kuşu; “Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve herşeyi bilirmiş. Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesidir” diye başlar efsane….

Ve Simurg(si-otuz, murg-kuş) Efsanesi’nin vermek istediği mesaj gibi; “herbirimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız” diyenlerdir bizim şehitlerimiz-tutsaklarımız-gazilerimiz!

Dayanışalım, ellerimizi kenetleyelim; ama asla ve asla “Simurg”ların yolculuklarını unutmayalım-unutturmayalım!

 

“Toprağın ilk sancısından beri/ Kaç ihanet gördü kır çiçekleri\ Kaç güzelliği kurban verdi çığlara\ Ne yıllar tükendi ne baharlar\ Bitmedi daha sürüyor o kavga\ Ve sürecek\ Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek.”

 

 

1359 kez okundu.

Check Also

Başsağlığı : İz bırakan gazeteci Celal Başlangıç unutulmayacak!

Avrupa Sürgünler Meclisi ( ASM ) olarak sürgünde yaşamak zorunda bırakılan değerli ve saygın gazeteci …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir