İlkokul öğretmeninden Tayyip’e son ders…


Göçmen İşçi/Akademisyen Ergün Sönmez’in “Gönüllü Sürgün” adlı yeni kitabı sürgünün yaratıcı ve kavgacı nasıl yaşanacağının da örneklerini veriyor 


Doğan Özgüden


Avrupa Sürgünler Meclisi’nin 6. Kongresi geçen pazar günü çevrimiçi yapıldı… Çoktandır bir araya gelemediğim ya da şahsen tanıma olanağı bulamadığım dostlarla, görsel de olsa, birlikte olmak, görüşlerini ve önerilerini izlemek, aynı mücadele kararlılığını paylaşmak, Tayyip zulmetiyle Covid tehditlerinin kararttığı ortamda bir umut huzmesi oldu…
12 sürgünden oluşan yeni yürütme kurulu, “Emperyalist-kapitalist sistemin barbar ve baskıcı politikalarından, savaşlardan, geçim sıkıntılarından, politik baskı ve işkencelerden kaçan, yurtlarını terketmek zorunda kalan yüzbinlerce göçmen ve sürgünün avrupa kapılarına dayandığı, Yunanistan, Polonya, Belarus sınırlarında polis şiddeti ve soyguna tabi tutularak geri çevrildiği, Interpol aramaları üzerinden özgürlükleri kısıtlanan sürgünlerin sayısının arttığı, Türkiye’de hüküm sürmekte olan faşist diktatörlüğün azgın biçimde tüm muhaliflere yönelik baskı ve tutuklamalarını artırdığı bu süreçte” ASM’yi daha etkin kılma sorumluluğunu üstlenmiş bulunuyor.*
Hiç kuşkusuz, bu sorumluluğun gereklerini yerine getirmeyi, sadece on yıldır bu mücadelenin yükünü taşımış olan arkadaşlardan beklemek büyük haksızlık olur… Kongrede konuşan arkadaşlarımız, siyasal sürgün olmanın bilincindeki tüm Türkiyelilerin, özellikle de medyada, akademik alanda, insan hakları kuruluşlarında etkin dostlarımızın da, ASM yönetimiyle ilişki kurmaları, sesinin duyurulmasına, etkinliklerinin güçlendirilmesine, yayın organı Sürgündergisinin içeriğine ve tanıtımına katkı yapmaları çağrısında bulundular.
ASM kongresinde Doğan Akhanlı ve Ali Ertem gibi mücadeleci iki sürgün yoldaşımızı art arda yitirmenin acısı içinde bir araya gelmiştik. Yetmezmiş gibi, 17 Aralık’ta da, Dersim’in yetiştirdiği değerli yazar ve özgürlük savaşçısı, dostumuz Haydar Işık‘ın hayata gözlerini yumduğunu büyük üzüntüyle öğrendik. 
ASM’nin kuruluşundan beri tüm konuşmalarımda ve Sürgün‘deki yazılarımda hep vurguladım: “Sürgün geri dönüşü olmayan bir yazgıysa, bulunduğun mekanı da ikinci bir yurt bellemek, kavgayı orada da tüm olanakları kullanarak ve yeni yetenekler kazanarak sürdürmek de kendine saygının, halkına, kültürüne ve doğduğun toprağa hizmet vermenin bir başka onurlu yoludur. Bunun en güzel örneklerini de yine Nazım Hikmet, Yılmaz Güney, Ahmet Kaya, Fahrettin Petekgibi sanatta ve bilimde yaratıcı kavga insanları verdiler…”
Sürgün‘ün son sayısında, Engin Erkiner de “Yaratıcı Sürgünlük” başlıklı yazısında “Yaratıcı sürgünlüğün ilk şartı kendini terk edilmek zorunda kalınan ülkedeki faaliyetle tanımlamamak, hemen olmasa bile zaman içinde bu çerçevenin dışına çıkmaktır” diyerek Doğan Akhanlı ile 20 Mart’ta Köln’de yaşama veda eden Gökhan Harmandalıoğlu‘nu örnek veriyor. **
12 Eylül darbesinden sonra Türkiye’de ağır işkencelerden geçmiş olan Harmandalıoğlu 33 yıldır sürgünde kendini yeniden üretmiş, Almanya’da belgeseller hazırlamış, kitaplar ve makaleler yazmıştı.
ASM’nin aktif üyelerinden ve Sürgün‘ün yazarlarından, ölüm oruçları gazisi Ganime Gülmez de, sürgünü yaratıcı ve kavgacı yaşamanın gerekliliğini vurguladığı “Sürgün: Tevazu, sabır ve meydan okuma!” başlıklı yazısında, uzun yıllar sürgün yaşamış ve altı yıl önce yaşama veda etmiş olan Uruguaylı devrimci yazar Eduardo Galeano‘dan önemli bir alıntıyla sorumluluklarımıza dikkati çekiyor. “Sürgün bana yeni tevazular ve sabırlar öğretti. Sürgünün bir meydan okuma olduğuna inanıyorum. Bir yetersizlik ya da bir bozgundan kaynaklanan bir cezalandırma dönemi olarak başlayan bu süreci bir yaratma dönemine dönüştürmek ve mücadelenin yeni bir cephesi olarak addetmek için tevazu ve sabır gerekiyor.”
Ganime Gülmez, altı ay önce, yaratıcı ve kavgacı sürgünlüğün seçkin simalarından, ciddi sağlık sorunlarıyla boğuşmasına rağmen kavgasını ısrarla sürdüren dostumuz Ergün Sönmez‘in son kitabını tanıtırken de şöyle diyor:
“Ergün Sönmez’in koca bir ömre sığdırdığı tarihsel anlar, coğrafya-insan-yaşam tarzı manzaraları da; hem Türkiye tarihinin, hem de sonrasında yaşadığı Avrupa tarihinin önemli bir kesitini içermesi bakımından çok değerli. ‘Sevgi, bireyin diğer bir bireye, bir şeye, yurduna, halkına, tabiata, sanata veya bir  fikre, özgürlüğe, ideolojiye olan özel ilişkisi, kendisiyle meydana getirdiği duygu varlığıdır denilebilir. İyi ki Ergani’de doğmuşum. Dayanıklılığımız belki bir parça buradan gelir. […] Ergani’de yaşadığım ve gördüğüm bu ve benzeri baskı, şiddet ve ayrımcılıklar beni sonradan bir sosyal savaşçı yapan bilincimin oluşumundaki ilk uyarıcılardı’ der Ergün Sönmez. Ve daha sonra aktaracağı tüm hayat hikâyesi bu duygudan, ‘sevgi’den ve bir ‘sosyal savaşçı bilinci’ zemininde yükselir.” ***
Ergün Sönmez, tıpkı geçen ay kaybettiğimiz Ali Ertem gibi, Almanya’ya “göçmen işçi” olarak gelip, yıllarca fabrika tezgahlarında işçi olarak çalışırken düşünsel planda kendini geliştirerek hem çıkıp geldiği ülkenin, hem de yaşadığı ülkenin sosyal ve siyasal mücadelelerinde aktif yer alan yoldaşlarımızdan…
40 yıldan beri faşizme ve emperyalizme karşı mücadele, sosyalist örgütlenme, Kürt sorunu başta olmak üzere çeşitli sosyal ve siyasal konularda Almanca ve Türkçe 16 eser vermiş olan Ergün Sönmez’in kendi yaşam öyküsünü paylaştığı en son kitabı, Göçmen İşçi/Akademisyen: Gönüllü Sürgün adını taşıyor.
Kitabı yayınlayan Belge Yayınları’nın kurucusu Ragıp Zarakolu, 15 Ocak 2020’de Artı Gerçek‘teki yazısında Ergün Sönmez‘i şöyle tanıtıyordu: 
“Dr. Ergün Sönmez, 1936 Diyarbakır/Ergani doğumlu. İlk ve ortaokulu Ergani’de, liseyi Diyarbakır’da okudu. 1957’de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne girdi, aynı zamanda Yüksek Gazetecilik Enstitüsü’nde okudu. 1962-1964 yıllarında yedek subaylık görevinin bir buçuk yılını Kasımpaşa Piyalepaşa İlköğretim Okulu’nda yaptı. Burada Cumhurbaşkanı Erdoğan’a 4. ve 5. sınıflarda öğretmenlik yaptı. 1965’de İş Bankası’nda çalışmaya başladı. 1966’da Almanya’ya gitti, 4 yıl düz işçiliğin ardından Berlin’de 26 yıl öğretmenlik yaptı. Aynı dönemde Berlin Hür Üniversitesi’nde sosyoloji ve iktisat bilimi doktorasını 1979 yılında tamamladı. Sendikal faaliyetler yanında, sosyalist partilerde çalışma yürüttü. Aynı zamanda bir neyzen olan Ergün Sönmez halen eşi ve kızıyla birlikte İsviçre’de yaşıyor. Almanca ve Türkçe yayınlanmış birçok yapıtı var. Kolektif Emperyalizm ve Kolektif Emperyalizm ve Türkiye’nin Konumu adlı kitapları, yaşadığımız dünya durumunu ve Türkiye’nin bunun içindeki konumunu yorumlamaktadır.”
Zarakolu, 13 Nisan 2021’de yine Artı Gerçek‘te yayınlanan “Postam’da buluşmak” başlıklı yazısında da Ergün için şöyle diyor:
“En ağır koşullarda okuma derdiyle yollara düştü Ergün Sönmez. Lise için Diyarbakır’a, üniversite için İstanbul’a vardı. Çocukluğundan itibaren ayrımı, ayrımcılığı gördü. Öylece öğrendi Kürtlüğünü, sosyalist olduğunu. Türkçü bir akademisyen olma olanağını elinin tersi ile geri itti. 
“Almanya’da işçi olmayı kabullendi, göçtü oralara. Hem çalıştı hem de doktorasını tamamladı. Hep sınıf mücadelesinin bir parçası oldu, kariyerizmden uzak bir görev insanı olarak. İşçi sınıfının, göçmenlerin çocukları için 28 yıl öğretmenlik yaptı, sendikal faaliyet yürüttü.  Kaleme aldığı kitaplarıyla daha insancıl ve eşitlikçi bir dünya için çaba harcadı Ergün Sönmez. Kollektif Emperyalizmi, Türkiye’nin  bunun içindeki konumunu, Kürt sorununu, göçmenliği irdeleyerek anlattı kitaplarında. Almanca yayınladığı bazı kitapları ise Türkçeye çevrilmeyi bekliyor.”

Ergün Sönmez benim yaşıtım ve de yarım yüzyıllık yoldaşım… 
Kitabında anlatıyor: “Türkiye’de ilk defa legal olarak kurulup çalışan Türkiye İşçi Partisi’ne 1965 yılında üye oldum. Partililerle kontağım, Prof. Dr. İdris Küçükömer, Doğan Özgüden, İnci Tuğsavul ve Hamburg’taki bazı TİP’li arkadaşlardı. İdris ile Doğan’ın her ikisi de hem partide hem de mesleki çalışmalarında Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerinin övüneceği şahsiyetlerdir.”
Ergün’le şahsen ilk kez, göçmenliğinin ikinci yılında, DİSK yöneticileriyle birlikte başlattığımız sosyalist bir günlük gazete çıkartma kampanyasına destek vermek için Ant Dergisi‘ni ziyarete geldiğinde tanışmıştık. Almanya’dan gelir gelmez bu konuda önce İktisat Fakültesi’nden hocası olan Ant yazarı İdris Küçükömer‘le görüşmüş, o da kendisini bizimle temasa koymuştu.
Ne yazık ki, o önemli sosyalist günlük gazete projesi, aynı zamanda parti kurucusu olan DİSK yöneticilerinin ısrarına rağmen, Çekoslovakya Olayları‘ndan sonra TİP üst yönetiminde başlayan bölünmeden dolayı maalesef gerçekleşememişti.
Ergün‘le ikinci kez, Türkiye’de değil, 12 Mart 1971 darbesinden sonra sürgüne çıktığımız ve illegal yaşadığımız bir dönemde Berlin’de bir araya gelecektik. 
Demokratik Direniş Hareketi’ni örgütlemek için Belçika, Fransa ve İsveç’te ilk temasları kurduktan sonra 1971 yazında Batı Berlin’e geçmiştik. Hür Üniversite (FU)’de, önceki yıllarda Türk vatandaşlığından atılmasına karşı kampanya yürüttüğümüz Almanya Türk Öğrenciler Birliği (ATÖB) Başkanı Hakkı Keskin‘i ziyarete gittiğimizde, bizleri şahsen tanımadığı ve benim Türkiye’de hapiste olduğuma dair söylentiler bulunduğu için, derhal görüşmekte tereddüt etmişti. Emin olmak için aynı öğrenci yurdunda kalan ve bizi şahsen tanıyan doktora öğrencisi Ergün Sönmez’i de odasına çağırmıştı. Ergün bizi gördüğünde heyecanla boynumuza sarılınca Hakkı da kimliğimizden emin olarak bizi sıcak şekilde ağırlamıştı.
Berlin’de kaldığımız dört ay boyunca Ergün, eşi Monique Sansonnens ve Türkiyeli arkadaşları mücadelemizle hep dayanışma içinde oldular. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idama mahkum edilmesi üzerine Batı’da daha etkin bir protesto kampanyası yürütmek için Paris’e geçmemizden sonra da Ergün ve Monique ile ilişkimiz hiç kesilmedi. 
1974 yılında Brüksel’de İnfo-Türk‘ün yayınını gerçekleştirecek bir kooperatif kurduğumuzda onun kurucuları arasında yer aldılar. Berlin’e tekrar yolumuz düştüğünde mutlaka görüştüğümüz gibi, kendileri de hem Paris’te, hem de Brüksel’de defalarca konuğumuz oldular. 
İnci ve ben, Ergün Sönmez‘in 2012’de yayımlanan Yakın Doğu’da Kadın ve 2015’te yayınlanan Kollektif Emperyalizm adlı kitaplarına sunuş yazmış olmaktan onur duyuyoruz.


Ergün‘ün fırtınalı yaşamının en ilginç sayfalarından biri, 1962-1964 yıllarında yedek subay öğretmen olarak ders verdiği İstanbul Kasımpaşa Piyale Paşa İlköğretim Okulu’ndaki öğrencileri arasında, o sırada 10 yaşındaki Recep Tayyip Erdoğan’ın da bulunması…
Ergün, anı kitabının sonundaki 10 sayfada, 2009 ve 2015 tarihlerinde Erdoğan‘a yazdığı iki uzun mektuba da yer veriyor. 
2015 tarihli ikinci mektubunu şöyle bitiriyor:
“Sıkça adlandırdığınız Yeni Bir Türkiye, ancak Osmanlı mirasından kalan tarihi ve coğrafyasında yaşayan tüm halkların Türkiyeli eşitliğinde, Türkiye’nin demokratik ve evrensel hukuk devletliğinde Türkiye tüm potansiyelini kullanarak halkının refahını sağlayan bir Türkiye oluşturulmasıyla mümkündür. Ne yazık ki, Türkiye’nin bu yakıcı gerçekleri görülmeyerek seçim sonrası gene alışılmış anlamsız savaş başlatıldı.  Şimdi ister yeni seçimle tekrar tek başına iktidara gelmiş olun veya tek parti iktidarsızlığıyla koalisyona gidilsin, vurgulanan bu tarihsel sorunlar çözülmedikçe yalnız siz ve kurduğunuz parti kaybetmeyecek, Türkiye devamlı kaybedecektir.”
Bu yıl yayınlanan anılarının sonunda da şöyle diyor:
“Öğretmeye çalışmaktan hiç vaz geçmedim. Öyle ki, ta ilkokulda 1,5 yıl öğrencim olan bugünkü Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı iki kez uyarmaya çalıştım. Türkiye’nin temel problemlerinin, özellikle Kürt probleminin çözümü için kendisine 2009’da ve 2015’te iki kez mektup yazdım. İki tane araştırma kitabımı bu mektuplarla beraber ilettim.
“Bugün Erdoğan, seçim kaybı korkusuyla tamamen derin devlete sarılmış durumdadır, hem de partisinin dağılmasına sebep olmuştur. Türkiye’nin problemleri ise maalesef daha da arttı ve 12 Eylül neo-faşizanlığı daha bir üst seviyeye ulaştı. Bu durum üzücü, ancak umutsuz değilim. Türkiye halkları, antifaşist birlik ve mücadelesiyle bu neofaşizmi yıkabilir. Mühim olan yaşamlarımızın hiçbir evresinde vazgeçmemektir.”
Sürgünü yaratıcı ve kavgacı yaşayan sevgili dostum Ergün Sönmez, öğretmeye çalışmaktan hiç vaz geçme… Devletin zirvesine oturmuş eski öğrencin dinlememiş olsa da, özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde senin yazdıklarından alınacak çok dersler var…__________________________
http://avrupasurgunleri.com/asm-6-kongresi-yapildi/** http://avrupasurgunleri.com/wp-content/uploads/2021/12/3.pdf*** https://edebiyatbahcesi.net/kose-yazisi/3063/gocmen-isci-akademisyen-gonullu-surgun

https://www.info-turk.behttp://www.ateliersdusoleil.befacebooktwitterlinkedinacademiaIISG


182 kez okundu.

Check Also

SÜRGÜNDE MÜCADELECİ KADIN OLMAK – Nuray Bayındır

Sürgün insanın iradesi dışında ülkesinden, doğduğu coğrafyadan, bağlı bulunduğu topluluktan uzaklaştırılmasıdır. İnsanın sevdiklerinden, yaşadığı ortamdan, …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir