ERDOĞAN DİBE VURDU

aleviler-ve-siyaset

 

Toplumların ilerleme süreci canlı ve dinamik bir süreçtir. Ancak toplumsal ilerleme süreci de toplumlar tarihi gibi, düm düz değil helezonik bir gelişim seyri izler. Helezonik esneklikteki iniş ve çıkışlar : üretim güçleri, üretim ilişkileri, egemen ideolojinin gücü, toplumsal doku ve dengelere denk bir rota izler. Toplumsal ilerleme sürecinde, helezoni iniş ve çıkışlarda, sürecin muharrik güçlerinde her hangi biri ya da en etkin olanlardan bir ve ye bir kaçının dengesinde bir bozulma olunca ilerleme süreci dibe vurur ve gidişat bozulur. Doğal ve zorunlu olarak, sürece itim sağlayan dinamiklere denk bir yeni süreç doğar. Aksi halde kaos, kavga, didişme, arabanın atların önüne koşulması gibi olumsuzluklar ve nereden geldiği, nasıl geldiği belli olmayan olaylar bir birini takip eder. Tıpkı bu gün Gezi Parkı olayında görüldüğü gibi.

 

Erdoğan Hükümeti bu güne kadar çok ağaç kesti, toplumun üzerine bir rant felaketi gibi çöktü. Aç bir ejderha gibi önüne gelen her şeyi yuttu. Bazı yerlerde sadece ağaç değil bir çok koruyu bile yok etti. Erdoğan Hükümetinin bu ağaç katliamları ve rant hırsına karşı çok büyük çaplı halk hareketleri de oluştu. Karşı çıkan topluluğa Gezi dekinden daha ağır darbeler de vuruldu, genç kızlar, çocuk denecek yaştan insanlara, kadınlara, yaşlılara coplar ve tüfek dipçikleri ile acımasızca vuruldu, çok sayıda insan yargılandı, hapsedildi. Ama söz konusu olayların hiç birisi, Türkiye çapında bir isyana dönüşemedi. Her toplumsal karşı çıkış kendi alanında lokal olarak kaldı. Ama gezi Parkı kıvılcımı bir yangına dönüştü ve Türkiye çapına yayıldı.

 

Yayılmasının nedeni : Türkiye nin de bir iç dinamizmi haline gelmiş olan globalizmin çıkarlarının halkın önemli bir kesiminin talepleri ile çakışmış olmasıdır. Ayrıca Erdoğan eskisi kadar globalizm nezdine önem taşımıyor. Yapacağı kadarını yaptı, geriye kalanları ise yapamayacağı anlaşıldı. O nedenle ya bir revizyona ya da değişime gereksinim var. Emperyalizm Türkiye de bir iç olgu haline gelirken iç ve dış dinamizmi de birleştirdi. O nedenle bu konjonktürde Türkiye nin bir iç bir de dış dinamizmi yoktur. Ancak bazı toplumsal çıkarlar ile globalizmin çıkarlarının çakışması ve çelişmesi sorunu vardır. Eğer Gezi deki topluluk devrim istese, kapitalizme karşı bir mücadele başlatmış olsa idi globalizmden destek değil köstek görürdü. Ama bazı demokratik taleplerde bulunup, sistem içi bir değişim talep ettiği için bu talepler globalizmin de işine geldi. Erdoğan hükümeti de dibe vurduğu, balans ayarına ihtiyaç duyuyor Gezi Parkı ayaklanmasının ise globalizmin etkisi altına alınması gerektiği için globalizm Geziye destek verdi.

 

Bu durumda, Erdoğan ve Hükümet çaresiz kaldı, paniğe kapıldı, iç ve dış neden aramaya başladı, dengesini kaybetti, Gezi Parkı yangınını söndürmek yerine, kitle eylemine karşı partisinin kitle eylemini koyma kararı aldı. Bu yangını daha da büyütecek ve belki de hükümetin başını yiyecek bir nitelik kazanacak. Hükümet neden sonuç itibarı ile teşhisi yanlış koydu, o nedenle tedaviyi de yanlış yapıyor. Bu tedavi tarzı hastayı iyileştirmez, hastalığı daha da azdırır, belki de ölümüne neden olur. Belki bu yanlış teşhis konması ve yanlış tedavinin yapılması kararını Globalizmin Erdoğan ın etrafında ki danışman kadroları almıştır. Dün Erdoğan ı “deliğe süpürmeyin kullanın” diyen baş danışmanlar bu gün de “Erdoğan ı yedirmeyiz” diyerek yediriyorlar. Ahmet Altan Erdoğan ile tartışırken :çevren ajanlarla çevrilmiş durumda biliyor musun” demişti.

 

Globalizm bir dünya imparatorluğu, dünyanın önemli bir bölümünü o yönetiyor. Mısır da, Tunus da, Libya da, Yemende, bu gün Suriye de olup biten her şeyin sorumlusunun globalizm olduğu kesin. Bunlar herkes tarafından biliniyor. Erdoğan o dönemde bu ülkelerde olup, bitenlere de akıl erdirememişti. Erdiremediği için de : NATO’ nun Libya da ne işi var demişti. Herkesin gözü önünde olup, bitenleri yöneten globalizm: Türkiye yi haydi haydiye yönetir ve yönetiyor. Global kapitalizm mevcut konjonktürde bir dünya düzenidir. Kendi düzenini sistemin doku ve dengeleri üzerine kurmuş durumda. Tayyib i “deliğe süpürmeyin” diyen de zaten globalizmin Tayyib in çevresinde görevlendirdiği kişiler idi. Şimdi Tayyib i yanlışa sürükleyenler de onlardır.

Peki neden?

Global kapitalizm bir toplumsal sistem olması nedeni ile bütün doku ve dengelerini ekonomi politiğin doğal yapısının hücreleri üzerine kurmuştur. Pazar paylaşımını ne birinci ne de ikinci cihan savaşlarında ki paylaşımlarda olduğu gibi ; uluslar ve ulusal sermayeler üzerinde değil, uluslar üstü ya da ulus ötesi sermaye üzerinde yapıyor. O nedenle dünya üzerinde geliştirilen egemenlik de, tek bir ve ya bir kaç ulus devlet egemenliği değil. Global sermayenin egemenliği. Global sermayenin iç egemenliği de dış egemenliği de global yapıdadır. Yani ulus üstü, ulus ötesi bir yapılanma. İMF, DB, DTÖ vb. gibi uluslar üstü sermaye egemenliği aygıtları global dünyanın dokularını oluşturuyor ve dengelerini kuruyor. Ama bütün işlemleri kapitalizmin doğal yapısına denk bir şekilde yapıyorlar.

 

Bütün bunlar, “emperyalizmin bir iç olgu haline gelmesinin” giderek daha de içselleşmesi ve yeni dünya dengeleri yaratmasının sonuçlarıdır. Esasında Erdoğan da bu doku ve dengelerin bir gereği olarak Başbakan yapıldı. Ama kendisine verilmiş olan misyonu belli bir yere kadar yerine getirdi, fakat daha öteye götüremedi ve dibe vurdurdu. “Arap baharı” dedikleri gelişmelerde kendine gerekli olan dersleri çıkartamadı. Hatta “NATO’ nun Libya da ne işi var” derken süreci hiç kavramadığını gösterdi. Süreç içerisinde İsrail e karşı geliştirmiş olduğu tutumla, dibe vurmaya biraz daha yaklaştı. AB ve ABD’ nin “terörist” dediği dinci örgütler ile kurmuş olduğu ilişkiler Erdoğan ı sona doğru sürükledi. Suriye politikasının şapa oturması “bardağı taşıran son damla oldu”. Suriye sorunun çözümü konusunda artık Erdoğan ı bırakıp, Putin ile işbirliği yapmaya başladılar. Şu durumda da Erdoğan ı zora sokmak için Putin ile birlikte gazete ilanları veriyorlar.

 

Erdoğan ın globalizme ters düşen saiklerinden birisi de : globalizmin etkisiz hale getirmek için uğraş verdiği ulusallık ve “teklere” Erdoğan ın “ tek ulus, tek bayrak, tek vatan, tek dil, tek din” vb. diyerek fazlası ile misyon yüklemeye kalkması olmuştur. Aslında “tekçi” olan globalizm değil, globalizm öncesi sermaye ihracı dönemidir. Rekabetçi kapitalizm ulusu yarattı, sermaye ihracı da ulusçuluğu dünya egemenliğine yöneltti. O nedenle de birinci ve ikinci cihan savaşları, emperyalistler arası savaşlar olarak çıktılar. Rekabetçi dönem ulusal sermayenin doğmasına, sermaye ihracı dönem de ulus sermayesinin dünya üzerinde egemenlik kurma rekabetine girilmesine neden oldu. Birinci ve ikinci cihan savaşları bu ulusal sermayelerin oluşum, gelişim ve egemenlik kurmalarının ürünü olmuştu. Global kapitalizm, emperyalist uluslararası bir savaşı değil, emperyalist sermayenin bütün ülkelerin bir “iç olgusu haline gelme” savaşını körüklüyor. Globalizm, bu amacına Irak, Afganistan ve Libya da savaşla; Mısır, Tunus, Yemen gibi ülkelerde “Arap baharı” dedikleri halk ayaklanmaları ile vardı.

Sanırım Türkiye de de Gezi Parkı ayaklanması ile varmaya çalışacak ve de çalışıyor.

Erdoğan ve Hükümeti sadece globalizmin doku ve dengelerine ters düşmekle kalmadı. Yakalanmış olduğu rant hastalığı nedeni ile, üretim ilişkisi ile üretim güçleri arasında ki, eski dengeyi bozdu, fakat yeni ve dayanılabilir bir denge yaratamadı. Rant ekonomi-politiği, sermayenin de emeğin de ilişkilerini bozdu, istihdam da da işsizlik de de kelimenin tam anlamı ile bir alt üst olma yaşandı ve yaşanmaya devam ediliyor. İşini kaybedenler sadece işlerini değil, umutlarını da kaybediyorlar. İşsizlik giderek toplumsal bunalımın bir tetikleyeni haline geliyor. İşsizler bir dönem çalışanların yedek ordusu olarak nitelendiriliyordu. Daha sonraları, limon satarak, çorap vb. gibi alış verişlerde bulunarak, çeşitli tezgahlar kurarak geçim sağlamaya yöneldikleri için “yeni iş kuranlar” olarak nitelendirildiler.

Şimdi umut verici hiçbir sıfatları kalmadı, umutsuz insan topluluğuna dönüştüler. Gelişmiş ülkelerde işsizlik sigortası ile zar zor bir geçim sağlanarak hayata bağlanmaları sağlanıyor. Erdoğan ve Hükümeti Türkiye de uygulamış olduğu ranta dayalı ekonomi-politika ile hem işsizliği çığ gibi büyüttü, hem de İşsizleri hayata bağlayıcı hiçbir tedbir almadı. O nedenle de üretim ilişkileri ile üretici güçleri arasındaki çelişkinin dengesi bozuldu ve bunalımın bir saiki haline geldi.

 

Erdoğan, egemen ideolojiyi de yanlış hesap etti. Globalizmin isteği ve desteği ile askeri vesayet yıkıldı. Kemalist ideoloji etkisiz hale getirildi. Askeri vesayet ve Kemalizm yerine global kapitalizme denk bir vesayet ve ideoloji oturtmak yerine, askeri vesayet ve Kemalizm in etkisiz hale getirilmesinin kerametini kendinden sanarak yıkılan vesayetin yerine kendi vesayetini koymaya çalıştı. Globalizm ile hiç denk düşmeyen : kürtaj, dini temelli alkol sınırlaması ve denetimi, her kadının kaç çocuk doğurması, dindar ideoloji temelinden genç bir neslin yetiştirilmesi, dinsel ve ırksal zeminde toplumda bir ayrışmanın yaratılması, medya üzerine korku salınarak, denetim altına alınması, insan haklarının pervasızca çiğnenmesi gibi kelimenin gerçek anlamı ile sapık, fakat globalizm ile de bağdaşmayan ideolojik, politik girişimlerde bulundu.

 

Bütün bunlar üst üste binerek büyük bir ağırlık oluştu ve sistem taşıyamaz hale gelince bir çöküntü yaşandı ve dibe vurdu. Belirtmeye çalışmış olduğum bu nedenlerle Gezi Parkı ve Türkiye de ki toplumsal gelişmeler, bir devrim ya da global kapitalizme yönelik bir harekat olarak nitelenemez. Ama Erdoğan ve Hükümetine yönelik bir rot balans ayarı olma gücüne ulaşabilir. Başka bir deyimle sistemin bir iç başkalaşım yaşama aracı haline gelebilir. Gezi Parkı ayaklanması nitel bir değişim yaşayarak devrimci bir hüviyete bürünmediği sürece bir iç başkalaşım aracı olmaktan öteye gidemez. Erdoğan fazla inat ederse, belki iş iktidar değişikliğine de varabilir. Ama fazlasını beklemek abartılı bir beklenti olur.

 

Teslim TÖRE

460 kez okundu.

Check Also

53 yıllık Sürgün Doğan Özgüden’in Sürgün Yazıları adlı kitaplarının 7. cildi de yayımlandı

11 Mayıs 2024… Bugün, Doğan Özgüden ve İnci Tuğsavul’un yarım yüzyılı çoktan aşan sürgünlerinin başlangıcının …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir