Suphi neden öldü…/ Haydar Karataş

suphiGencecik bir kadındı onu ilk tanıdığımda, uzun saçları vardı, devrimci ablamızdı. Logosunda kitapların halay çektiği sosyalist bir derginin muhabiriydi.
Gerilla söyleşileri yapmak için sevgilisini alıp dağlara gitti,İstanbul’a dönerken tutuklandı. Malatya Hapishanesinde doğurdu Suhpi’yi. Bütün hapishane isim aradı doğan bebeğe, nice isimler bulundu ama Suphi Cihan dediler ona. Türkiye’nin ilk komünist partisinin sekreteriydi Mustafa Suphi, Süleyman Cihan ise 1980’de vur emriyle aranan ve Gayretepe işkencehanesinde buharlaşan bir örgütün lideriydi.
Hapisten hapse mektuplaştılar, Suphi mektuplarda sevdi babasını, dışarıdaki hayatı gelen mektuplardan anlamaya çalıştı.
Ölüm Orucu’na girdiler ve ben onları bir on beş yıl sonra gördüğümde, kuzey Zürich’te tahta bir barakadaydılar. O güzel kadın yürüyemiyordu…
siyasi fikir münakaşaları, örgütsel sorunlar hepsi, hepsi geride kalmıştı, sığınmacıydık ve onlar bedenen kopmuşlardı hayattan, bense küsmüştüm, ruhum yaralıydı.
Çiğdem öyle bir yatakta uzanırdı, on dokuz ülkeden sığınmacıların bulunduğu tahta barakalı kampın penceresinden yağan kara bakardı, ağlardı Suhpi’si Türkiye’de kaldı diye. Kendisini sakat bırakan, hayallerini öldüren bir ülkede rehindi hapiste büyütülen o çocuk!
“Çiğdem yürümeyi denesen, bak şurdan şuraya koluna gireceğiz,” yok. yalvarmalarım boştu, bir yatakta uzanırdı.
“Korkuyorum” derdi. Korkuyordu, o acıyla yeniden yürümenin büyük bir korku olduğunu bilmez miydim?
Ocak ayıydı kar yağıyordu gene. Çiğdem barakanın penceresine yapışmış, sanki insan değil dışarıda yağan kardı. karlı sokaktan geçtim, gazete almalıydım, bir derenin kıyısından şehre gidip gazete aldım. Geri geldim. Çiğdem hala o penceredeydi, belki iki saat geçmişti, beki bir…
Barakasına gittim, koluna girdim, kıpırdadı ayakları, titredi yeni doğmuş bir serçe yavrusu gibi. Dış kapıya gittik ve kara bastı Çiğdem, hedef sokak lambası! Otuz metre ya var ya yok, geri dön altmış eder.
Vardık hedefe, geri geldik.
“Suhpi gelinceye kadar yürür müyüm” dedi. Ağladı. Küçük bir çocuk gibi omuzları sarsıla sarsıla ağladı. Bacaklarım ağırıyor dedi. Durdu, gözyaşlarını sildi:
“Suphi gelinceye kadar yürürüm değil mi Haydar,”
Hapishane avlusunda oğluyla oynadığı yakan top hikayesine anlattı…
Suphi geldi gelmesine, büyüdü, okula gitti. Kader birliği ettik.
İşte bugün, böyle bahara merhaba demek üzereyken.
Suphi’nin intihar ettiğini söyledi telefonda bir ses.
Haydar Suphi öldü! dedi.
18 yaşında bir çocuk niye öldürür kendisini?
Kaderdaşlarım, hapis arkadaşlarım, yol yoldaşlarım.
Haber salın hapishane duvarlarına, o duvarların ardında büyütülen umut ölmüş deyin.
ülkemin kederi bu, bir çocuğu dahi hapiste büyüten bir zihniyetin, insanlığımızın son köhnemiş rejiminin insanfsızlığı! Anne karnında işkence ile tanışan, çocuk yaşta ölüm tarlasında, açlık grevleri içinde büyüyen çocuklarımızın
geleceğe umutsuz bakışı bu.
Hapiste büyüyen kaç çocuk gördüm ben!

Suphi Cihan Yıldız 1995 yılında Malatya cezaevinde doğdu,
Hüseyin Yıldız 1980 yılında hapse düştü, çocukları onsuz büyüdü, büyüyen oğlu Taylan ile aynı hapiste yattı.
Kızı Eylem Yıldız üniversiteyi yeni bitirdi, tutuklandı hapiste.
Taylan öldürüldü,
Suhpi İntihar etti gittiği İngiltere tatilinde..
Suphim ölmüş, şu Zürich şehrinde telefon edip Haydar abi diyecek hiç kimsem kalmadı. Benimle bilek güreşi yapan biri de yok artık. o zeki akıllı bir çocuktu.
Haydar Karataş

753 kez okundu.

Paylaşım:Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir