SÜRGÜNÜN HALİNDEN SÜRGÜN ANLAR

149909_591323854230549_2090723681_n

Nuray Bayındır/10 Aralık 2013

Sürgün olma durumunu yaşamak korkunçtur.

Sürgün İnsanın, doğduğu yer ile bağlarının geri dönüşü belirsiz bir süre için dondurulmasıdır.

Sürgün İnsanın içinde doğup büyüdüğü toplumdan , geçmişinden, çoğu zaman da alışkanlıklarından soyutlanmasıdır.

Sürgün , insan ile doğduğu yer arasında zamanla açılan tamiri imkansız bir gediktir.

İnsanın doğup büyüdüğü ortama ait olarak sonuna kadar yaşaması nasıl bir şeydir?  Sürgün bunu bilemez. Hep eksikliğini ve özlemini duyar.

Sürgün her dönem edebiyata yeni bir soluk katmıştır. Ancak kazanımlar bir daha telafisi mümkün olmayan kayıpların, arkada kalanların boşluğunu ve hüznünü gizleyemedi hiç bir dönem.

Sürgün sözcüğü tek başına anlatır bizlerin halini.

İnsanın sevdiklerinden, yaşadığı ortamdan, kokularından, renklerinden bir bütün olarak onu o bugüne getiren hayati faktörlerden ayrılmasıdır.

Hiç tanımadığınız başka bir yerde yeniden kök tutmak için yaşamak zorunda kalmak kolay değil.

Evet Sürgünde yaşamak korkunçtur. Doğup büyüdüğünüz yerle aranızda tamiri imkansız büyük bir gedik açılmıştır zamanla. Yitmişlik duygusu mudur nedir;  insanı hep tetikte kalmaya zorlar.

İnsan bir seçime zorlanmıştır. Ayakta kalabilmek için, kendi ortamının dışında Ben varım diyebilmek için kendini yeniden üretmek zorundadır..

O nedenle sürgünün halinden sadece sürgün anlar.

Sürgün olma geniş bir tanım. Çünkü kendi yurdunda kendi çevresinde kendi ortamında da sürgünü yaşayanlar vardır şüphesiz. Bu geniş anlamı içinde düşündüğümüzde sürgün, müzmin muhaliftir. Ortama ve yolunda gitmeyen her şeye muhaliftir.

Sürgün İktidara muhaliftir, topluma muhaliftir.

Geleneklere, göreneklere ve tüm bağnazlıklara alışılmışın kör bağlarıyla bağlanmayan her kimse sürgündür aynı zamanda.

Onların sürgünlükleri bir ülkeden bir başka ülkeye sürgünlükten ziyade uyum sağlayamadıkları toplumun kendisinden sürgünlüktür. Kendi yurdundan bir kilometre uzağa ayrılmamış insanlar da aynı sürgünlüğü yaşarlar kendi içlerinde. Çünkü bizden öncekilerin dedikleri gibi ‘’düşünen insan her zaman sürgündür.’’

Biz yurt dışında yaşamak zorunda kalan ‘’yersiz yurtsuz’’ların durumu biraz önce bahsettiğim bu iç sürgünlere oranla daha derin, daha ağırdır. Çünkü hem kendi içinde hem de Bulunduğu ülkede yabancıdır.

Aslında yaşadığı ülkeye uyum sağlama derdi yoktur sürgünün. Yaşadığı toplumlar farklıdır ve iki farklı kültür arasında kendisiyle barışık yaşamak zorundadır. Farklılığını boyuneğmez bir inatcılıkla savunur.

Konum olarak iki ara bir derededir sürgün. Yıllar geçtikçe Ayrıldığı ülkesine de yabancılaşmıştır. ÖzBelleğini korumak zorundadır.  Bu onun yaşama tutunabilmesi, gerçek hayatı tanıyabilmesi için çok önemlidir. O nedenle onun geçmişi aynı zamanda geleceğine açılan kapıdır…

Ancak yaygın olarak inanılanın aksine sürgün olma ve sürgün kalma çoğu zaman bir ayrıcalıktır.

İnsanın içinde yaşadığı koşullar, çelişkileri ve sürgünlük durumu, onun duygu ve düşünceleri modern kültür edebiyatında  kayda değer bir yer edinmiştir. Edebiyata yeni bir duyarlılık katmıştır.

Hepimizin bildiği gibi sürgün edebiyatının tarihi çok eskilere dayanır. İnsanlığın düşünce tarihiyle eşmiş gibi geliyor bana. Dünya’nın ve Ülkemizin de gelmiş geçmiş en büyük yazarları, şairleri en ünlü eserlerini sürgündeyken verdiler. Bu nedenle de edebiyat açısından doğurgandır sürgün yaşamı.

Yalnızdır sürgün. Bir başınadır her zaman. İşte bu yalnızlık sürgün edebiyatını besleyen bir yalnızlıktır. Bu durum sürgündeki yazar olarak kendi üzerimizde derinleşme ve sorgulama fırsatı tanır aynı zamanda. Kendi kendisi ile barışık bir yalnızlıktır bizimkisi. Halbuki bizleri sürgünde yaşamaya mecbur edenler kendi kendimize karşı yabancılaşalım, belirgin bir kişilik bozukluğu yaşayalım sonunda onlara biat eder hale gelelim istiyorlardı.

Sürgünde düşünen insanlar onlara bu fırsatı vermedik.

Mülteciler çağında yaşıyoruz. Dünyanın neresine gitseniz  her ülkeden insanla karşılaşabilirsiniz. Göçmenler çağı da denilebilir buna. Göçmenlik de bir tür sürgünlük değil midir?.

Ekonomik gerekçelerle de olsa yerinizden yurdunuzdan, dost ve arkadaş  ortamınızdan belirsiz bir zaman içinde ayrı kalıyor olmanız, yanlızlaşmanız sizi sürgün kılar.

Siyasi olsanız da olmasanız da , yaşam kaygısıyla, hayatta kalabilme kaygısıyla uzak ülkelere gitmek zorunda kalmanız sizi sürgün kılar.

Uzun süreli sürgünseniz köklerinizden, topraklarınızdan, geçmişinizden koparılmışsınızdır.

Sürgünü, uzun süre yaşayanlarda haliyle ait olmaya red tavrı gelişir. Bu durum çoğu zaman dediğim dedikliğe abartıya ve uslupta sertlik ve uzlaşmazlığa da dönüşebilir rahatlıkla . Tipik bir sürgün üslubudur.

Sürgün yaşamının uzun bir kısmını  insanlığın yolunu yitirmesine neden olan kayıpların telafisine, yaşanılacak yeni bir dünya kurmaya adayan gelişkin insanların bu üslubu hoş görülebilir.

Ne de olsa bu güne kadar insanın gelişimini engelleyen tüm aidiyetlerin var olabilmek için sadece insanın kurtuluşuna hizmet etmekle yükümlü olduğu bir toplumsal sürece giriyoruz.

Biz şimdilik Sürgünün halinden sürgün anlar diyelim…

711 kez okundu.

Check Also

“Sürgün ve Kadınlar” – Engin Erkiner

Avrupa Sürgünler Meclisi ( ASM ) Yürütme ve Yayın Kurulu üyelerimizden Engin Erkiner tarafından “Sürgün …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir