Rafet Temur: Sürgün ve Politik Aktivist Anılarda Hep Yaşayacak- Mustafa Demir


“Başladı işe,
Bitirdi işi…
Başlarken işe avaz avaz bağırmadı.
Bitirdi ve:
– Gelin seyredin, diye
dört yanı çağırmadı…
O milyonların milyonda biridir.
O bir sıra neferidir.
Damarlarındaki bilmem hangi soyun kanı değil..
O bir yarış hayvanı değil.
Yüzü herkesin yüzüne benzer.
Su içer ağzıyla
ayaklarıyla gezer…
Onun için; başlayan, biten, başlayan iş var,
sorgu soruş yok..
Gidiş var.
Duruş yok…
O milyonların milyonda biridir.
O bir sıra neferidir…”
Dünya’nın önemli şairlerinden Nazım Hikmet bir devrimciyi böyle tarif ediyor. Bu tarifin Rafet Temur’a da denk düştüğünü düşünüyoruz. Sürgün yaşamına bir çok şey sığdırmış bir devrimcinin bizlerle kurduğu samimi, mütevazi dostluk ilişkisinin tanıklarıyız. Kısaca Rafet arkadaşı tarif et deseler; devrimci, göçmen ve insan cevabını verirdim. Bir dosttu Rafet, bir arkadaş, bir yoldaştı!..
1951 yılında Kayseri-Sarız’da dünyaya gelmiş, Bandırma Şehit Mehmet Gönenç Lisesini bitirmiş İstanbul Üniversitesinde yüksek tahsil yapmıştır. Dönem sadece üniversite okuma dönemi değildir. Üniversitelerde ve fabrikalarda çığ gibi büyüyen bir devrimci mücadele vardır. Emperyalizme, sömürü ve baskıya karşı gençlik ayağa kalkmıştır. Yüreği haksızlığa karşı korku tanımayan Rafet Temur bu mücadelenin bir parçası olmakta gecikmez. Nato ve Türk hakim sınıfları da boş durmazlar. 12 Mart 1971 de Generaller muhtıra yoluyla iktidara el koyarlar ve kukla bir hükümet kurdurarak halkın özellikle gençliğin üzerine tüm güçleri ile saldırırlar. Binlerce devrimci tutuklanır. Onlarcası sokaklarda kurşunlanır. Kalanlar illegaliteye çekilmek zorunda kalırlar.
Rafet bu dönemde hapisten çıkan Türkiye Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi önderlerinin bir kesimi ile birlikte hareket eder. Önce Militan Gençlik Dergisi’ni daha sonra Halkın Yolu Gazetesi’ni yayınlamaya başlarlar. Eylemli yıllardır. Sistem “komando” diye adlandırdığı sivil faşist kadroları devrimcilerin üzerine salmış onları koruma altına almıştır. Her gün birkaç devrimci katledilmektedir. Bu koşullarda diğer devrimci örgütler gibi Halkın Yolu Hareketi’de militan bir mücadelenin içindedir. Bir yandan örgütlenen, diğer yandan teorik çalışmalar yapan ve kitleleri bilinçlendirmek için yayın yapan devrimciler, yoğun ve yaratıcı bir mücadelenin içindedirler.
Rafet 1978 yılında İzmir’e gelir. Halkın Yolu Hareketi Mao’nun önderliğindeki Çin Halk Cumhuriyeti’nin politikalarını benimsiyordu. Ancak 1977’de başlayan Üç Dünya Teorisi tartışmasıyla, teoriyi benimseyen hareketin önder kadrosu Aydınlık Hareketi’ne katılır. Bu örgüte çok ağır bir darbedir. Üç Dünya Teorisi’ne karşı çıkanlar ise Halkın Yolu Hareketi’ni devam ettirler. İzmir’de de bu tartışmalar ve kopuşlar yaşanır. Rafet tam bu dönemde İzmir’e gelir. İzmirli Halkın Yolu grubunda genç, deneyimsiz ama heyecanlı insanlar kalmıştır. Örgüt Rafet Arkadaş’ın bilinçli öncülüğünde kısa sürede Ege Bölgesi’nde de adını duyurmaya başlar. Aradan geçen onlarca yılda Rafet halen en çok sevilen ve değer verilen önder olarak İzmirlilerin gönlünde yaşıyor.

Türkçe’nin büyük şairlerinden devrimci şair Ahmet Telli:

“Ey tarih
Aç solgun yapraklı defterini
Ve kaydet
Dövüşenlerin hikayesini”

diyor bir şiirinde.

“Sıra neferleri”nin hikayeleri mutlaka yazılacaktır. Devrimcilerin belki kalın cüzdanları olmamıştır, belki yok yoksulluk içinde yaşamışlardır, ama anlatılacak çok öyküleri vardır. Onlar hayatça zengindirler.

Aydınlık Hareketi’ne katılan Halkın Yolu önderlerinin tahribatı ülke sınırlarını da aşmıştır. Rafet Temur 1979 yılında Almanya’ya gelir. Örgütü toparlamak ve uluslararası komünist hareketle bağlantıları yeniden kurmak ana görevidir. Cesaretle bu görevlere sarılır. Artık o sürgünde bir devrimcidir. 12 Eylül 1980 de generaller yeniden idareye el koyarlar. İşkence tezgahları ve idam sehpaları kurulur. Rafet Temur aranmaya başlar. Aranan sadece Rafet Temur değildir. Tüm devrimci örgütlerden on binlerce devrimci çarşaf çarşaf yayınlanan bildirilerle aranmaktadır. Rafet ve arkadaşları ilk elde on bir Halkın Yolu kadrosunu yurtdışına çıkartma kararı alırlar. Gizlice bu arkadaşlara evrak hazırlanır. Güvenilir bir şekilde sahiplerine ulaştırılması gerekmektedir bu evrakların. Aranan Rafet Temur bu görevi kendisinin yapması gerektiğine inanır ve başarı ile gerçekleştirir. Rafet Arkadaş gücünü, cesaretini ve özgürlüğünü bilincinden alan bir devrimcidir.

12 Eylül Darbesi devrimci hareketlere ağır darbeler vurmuştur, vurmaya da devam etmektedir. Halkın Yolu Hareketi içinde güvensizlik ve kriz baş gösterince Rafet arkadaş Halkın Kurtuluşu Hareketi saflarına katılır ve enerjik bir faaliyet sürdürür. İşçi-Gençlik Derneği’nin ve Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF)in çalışmalarının aktif destekçisi ve örgütçüsü olmuştur.
Bölünme hastalığı maalesef o örgütte de vardır. Rafet bir gurup arkadaşı ile ayrılarak Sosyalist Birlik adlı bir dergi etrafında örgütlenir. Bu dönem kısa sürer.

Rafet Temur’un bundan sonraki yaşamı adeta tek başına bir örgüt gibi geçer. Sürgün olmanın, ülkeye gidememenin ağır yükü altında tüm devrimci guruplarla dostane ilişkiler geliştirmiş, özellikle genç göçmenlere felsefe, edebiyat, siyaset konularında yıllarca seminerler düzenlemiştir. Uzun yıllar Çarşamba Toplantıları adıyla gerçekleştirilen toplantılara katılmış, ufuk açıcı konuşmalar yapmıştır.
Rafet Temur çeşitli çevrelerden bir çok insanla seviyeli ilişkiler geliştirmiş, göçmenler ve sürgünler arasında iz bırakmış bir kişiliktir. Son dönemlerde kıdemli bir sürgün olarak Barış Bildirisi’ne imza attıkları için işinden ve yurdundan olan akademisyenlere yüreğini, olanaklarını ve evini açmıştır.
Uzun bir süredir sağlık durumundan dolayı toplantılara gidemeyeceği için evini okul haline getirmiş, kimi toplantıları evde yapar olmuştur.

Berlin’de düzenlenen edebiyat ve felsefe akşamlarında da Rafet Temur aktif rol almıştır. Örneğin, “Berlin Edebiyat Akşamları” etkinliğinde Dostoyevski gibi büyük yazarlar üzerine yaptığı yorumlarla dikkat çekmiştir. Bu da onun hem entelektüel hem de kültürel bir şahsiyet olduğunu gösterir.

Örgütlü mücadeleye inancını hiç yitirmemiştir. Çalışmaların sürekliliği açısından örgütlülüğe önem vererek Simurg e.V. yı bize emanet etmiştir. Sizlerin desteği ile bu emaneti uzun yıllar yaşatabiliriz.

Özet olarak Rafet Temur insanlarla kurduğu pozitif ilişkilerle, hoş sohbetleriyle, entelektüel zenginliğiyle, kırmadan yürüttüğü tartışmalarla, dayanışmacı tutumuyla, daima ezilenlerin yanında oluşuyla akıllardan çıkmayacaktır. Kürtlerin, Ermenilerin genelleme yapacak olursak hakkı yenen herkesin yanında bir duruşu vardı. Sürgünü yurda çevirmiş, devamlı yeni fikirlerle kendini yenilemiş bir arkadaştır. Bir söyleşisinde “çeviri hayat” yaşadığını vurgulamıştır.

Rafet Temur’un hayatı ve Berlin’de sürgündeki etkisi, Mümin Barış ve Reşit Ballıkaya tarafından yapılan “Rafet’in Çocukları” adında bir belgeselde detaylı şekilde ele alınmıştır. Filmde, Rafet Temur ile dostluk kuran gençlerin (Oktay Çoban, Ali Rıza Güler, Kalender Eren, Adem Orta gibi) anlatımları yer alır ve onunla kurdukları diyaloglar, izleyiciye hem politik hem insani bir portre sunar.

Belgesel, sadece bir biyografi değil; sürgün, kimlik, aidiyet ve kuşaklar arası aktarım üzerine güçlü bir anlatıdır.

Rafet Temur, Berlin’de sürgünlük hayatı boyunca devrimci teoriyi pratiğe, politik mücadeleyi insani bağlara ve entelektüel sohbeti toplumsal dayanışmaya dönüştüren nadir kişiliklerden biri olmuştur. Onun “çeviri hayatı”, hem göçmen gençlerin kimlik yolculuğuna hem de Berlin’de kurulan bir topluluk duygusuna anlamlı bir katkı sağlamıştır.

Rafet Temur 2 Kasım 2025’te yorgun yüreği durarak aramızdan ayrılmıştır. Uzun süredir birden fazla hastalığa direnci yetmemiştir.

“Gidenler güzel türkülerle uğurlanıyorsa
Dostları bir bir toplanıyorsa şose boylarında
Ve iki damla yaş süzülüyorsa göz pınarlarından
Bu gidenlerin güzelliğindendir.”

Rafet Arkadaşımız hastalığının son dönemlerinde kendisini ziyarete giden bir dostuna “yapmak istediğimiz bazı şeyleri başaramadık ama onurumuzu ayaklar altında da çiğnettirmedik” demiştir.
Onurunu gözü gibi koruyanlara selam olsun!..

Söze şiirle başladık şiirle noktalayalım:

“Bir saz kadar mutlu
Ve hüzünlü başlıyoruz bütün günlere
Ve bir türkü kadar sıcak
Biliyoruz ki dağların göğsünü saracak
Ve yerinden oynatacak olan şafak
Onuru ışık diliyle
Karanlıkta koruyanlarla
Başlayacak.

Adnan Yücel’in anısına da saygı ile

Berlin / Mustafa Demir

 

8 kez okundu.

Check Also

ASM : 12 Eylül’ü Unutturmayacağız!

Avrupa Sürgünler Meclisi (ASM) olarak; 12 Eylül’ü unutturmayacağız! Ekonomik ve siyasi kriz içinde debelenen Türk …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir