Teslim Töre ile söyleşi

 

Esma Güneş Uzun

indir

 

  • Çünkü yaşamın kendisi öfke, özlem ve isyan dolu oluyor.

15135516_1201087649972072_1923631038_n 15139745_1201087319972105_1997264154_n

80 yaşına merdiven dayamış , ama Türkiye`de bir dönem adından bahsettirmiş, parti genel sekreterliği yapmış , yargılanmış , uzun seneler ceza evinde kalmış ve bunlara rağmen , hala dimdik ayakta duran , bıkmadan , yorulmadan yazan , okuyan , konuşan , Teslim Töreyi tanıyabilir miyiz  ? Bize kendinizi anlatabilir misiniz ?

08-06-1939’da Malatya- Akçadağ ilçesinin Göl-pınar köyünde doğdu. 1963’de Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) üye oldu. 1965’de Akçadağ İlçe Başkanlığına seçildi. Aynı sürede, Malatya da çıkartılan yerel gazete (Haşhaş) de baş muhabirlik yaptı. Yazmış olduğu yazılardan dolayı yargılandı. 1969’da yayınlanmış bir bildiriden dolayı, altında imzası bulunan 6 arkadaşı ile birlikte tutuklanıp, Malatya Ceza evine kondu. 3 ay sonra yapılan ilk duruşmasında tahliye oldu.

Aynı yıl yapılan millet vekili seçimlerinde, Malatya’da “bağımsız sosyalist” milletvekili adayı oldu. Seçim sırasında devletin anti- demokratik ve adaletsiz tutumunu protesto etmek için adaylıktan istifa etti.

T.C. Devletini, kendisi ve kendisi gibi sistem muhaliflerine gayri yasal ve gayri ahlaki yöntemleri sürekli kılması nedeniyle, illegal örgüt ve illegal mücadele düşüncesini geliştirdi. Bu düşünce doğrultusunda çalışmalar sürdürürken, kendisi gibi düşünenlerle birlikte, 1971’ de devlet sistemine karşı Türkiye Halk Kurtuluş Ordusunun kuruluşuna katkı sağladı ve içinde yer aldı. THKO’ nun 1971 Mayıs’ında Adıyaman bölgesinin Nurhak dağlarında ağır darbe alıp, dağılmasından sonra, yasa dışı yollarla Suriye’ye geçerek, Şam’daki Filistin Kurtuluş Örgütü ile (FKÖ) ilişkiye geçti. Orda kalmış olduğu iki buçuk yıllık süre içerisinde yeniden bir örgütsel toparlanma sağlarken, yeni düşünceler üretip, farklı bir ideolojik üretim süreci geliştirdi. İdeolojik üretimini arkadaşlarıyla birlikte, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu Mücadelede Bildik (THKO/MB) adlı bir kitapta topladı.

1974’te THKO/MB kitaplarından birkaç yüz tanesini yanına alarak, tekrar Türkiye’ye döndü.

İlk örgütlenme çalışmalarını G. Antep, Adıyaman ve Maraş kırsalında yaptı. 1974’te çıkan aftan yararlanmayı düşünmedi. Ama söz konusu afla cezaevinden çıkan THKO’ lularla Geçici Merkez Komitesini oluşturdu ve içinde yer aldı. 1976 ideolojik ayrılık nedeniyle bölünme yaşandı. Ayrılıktan sonra Töre arkadaşlarıyla birlikte THKO/MB adında bir örgüt kurdular. Örgüt Kürt illerine doğru hızla yayıldı. 1977’de bir Konferans yapıldı. Konferansta örgütün THKO/MB) bir Kürt köylü örgütüne mi yoksa, yoksa işçi sınıfı partisine mi dönüşmesi tartışıldı. İşçi sınıfı partisine dönüşmesine karar verildi. Töre Konferans tarafından örgüt yöneticiliğine seçildi. Partileşme çabaları yoğunlaştırıldı. Silahlar toprağa gömüldü. Bütün kadrolar şehirlere ve fabrikalarda çalışmaya yönlendirildi.

Bu süreçte, Töre ağırlıklı olarak, oluşturulacak partinin; politik perspektifi, ideolojisi, program ve tüzüğünün oluşturulması çalışmalarını yaptı. Emek gazetesi bu amaçla değerlendirildi. Töre illegal olduğu için, bütün yazı çalışmalarını takma isimlerle yaptı. Töre 22 yıl illegal yaşadı. Yaşamış olduğu illegal süreçte gerçek ismiyle sadece iki kitap yazdı. Birincisi” THKO Hareketi ve Bazı Anılar” (1977) diğeri “Marksizm Ve Sorunlarımız” (1992)

1 Mayıs 1980’ de THKO/MB yapmış olduğu Kongre ile, Türkiye Komünist Emek Partisi’ni (TKEP) kurarak kendini fes etti. Türkiye’de yapılan TKEP’ inin bu kuruluş kongresinde, Teslim Töre, TKEP’ nin Genel Sekreterliğine seçildi.

Teslim Töre siyasal yaşamının önemli bir bölümünü Türkiye de gerçekleştirilmiş olan askeri faşist diktatörlüklere karşı demokrasi mücadelesi vermekle geçirdi.

12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 askeri faşist diktatörlükleri, Türkiye de var olan demokrasi kırıntılarını da ortadan kaldırdılar. Bu askeri diktatörlüklere karşı demokrasi mücadelesi, Töre’nin siyasi hayatında uzun bir süreci kapsadı.

Töre, 1974’de Filistin den Türkiye ye döndükten sonra, 1980’e kadar yukarıda belirtilen siyasi faaliyetlerde bulundu. 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi, Töre’nin resimlerini Türkiye’nin her tarafta afişe ederek, sıkı şekilde arandı. Bu nedenle Töre, Kasım 1980’de tekrardan yurt dışına çıkmak, Filistin’e gitmek ve orada konuşlanmak zorunda kaldı.

1982’de 8 Türk ve Kürt örgüt ve partisinin içinde yer aldığı Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi(FKBDC)’nin kuruluşuna katkı sağlayarak, partisi TKEP adına bu cephenin yönetiminde yer aldı. Bunu takip eden süreçte, 1984’de Sol Birlik adında, 7 Kürt ve Türk parti ve örgütünün içinde yer aldığı bir platformun kuruculuğunda ve yönetiminde yer aldı. 1988’e kadar yurt dışında kaldığı sürece Şam’da, Beyrut’ta, Budapeşte’de, Sofya’da yapılan çeşitli enternasyonal toplantılara katıldı. Bu toplantılara mesajlar ve politik tebliğler sundu.

Ağustos 1988’de tekrar Türkiye’ye döndü. 5 yıl İstanbul da TKEP sekreteri olarak illegal çalışmalar yaptı. 05-05- 1993’de İstanbul da yakalandı. Ceza evine kordu. 11 Eylül 2001’de tahliye oldu. Ceza evi sürecinde iki kitap, gazete ve dergilere onlarca makale yazdı. Kitapları, “Kapitalizm Sosyalizm Örgüt” ve “Birey Toplum Sistem Ve Globalizm” isimleriyle yayınlandılar. Yazmış olduğu bu kitap ve makale yazılarından dolayı, hakkında dava açıldı. Bu davalardan dolayı, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılandı. Ve 11 ayrı para ve hapis cezasına çarptırıldı. Çıkan bir yasa sonucu söz konusu cezalar şartlı olarak ertelendi.

Ceza evindeki süreçte, yasal Birleşik Sosyalist Parti’nin (BSP) kuruluşunda, kurucu üye olarak yer aldı. BSP’ nin Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) ile 1994’de ittifak yaparak oluşturmuş olduğu seçim platformunun millet vekili adayı olarak Gaziantep’ de seçime katıldı. Bu seçimde millet vekili olacak kadar oy almasına rağmen, parti %10 Türkiye barajını aşamadığı için parlamentoya giremedi.

Töre ceza evinde iken,1996 da kurulan Özgürlük Ve Dayanışma Partisi (ÖDP) nin kurucu üyesi oldu. Ceza evinden tahliye olduktan sonra, politikaya kurucu üyesi olduğu ÖDP ile devam etti. 2002’ de yapılan parti kongresinde ÖDP’nin Parti Meclisi Üyeliğine seçildi.

Bu süreçte Töre’nin yargılanmasına İstanbul Bir Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesin de devam edildi. Mahkeme Töre’ye 24-02-2004 tarihli duruşmada 22 yıl hapis cezası verip, iyi halinden dolayı 18 yıla indirdi. Karar savcı tarafından temiz edildi. Yargıtay 8 Nolu Mahkemesi, temiz duruşmasında, Bir Nolu İSDGM’ nin, Töre ile ilgili kararın dışında kalanları onayladı. Teslim Töre ili ilgili kararı esastan bozdu. Ve TCK’ nın 146/1 maddesiyle yeniden yargılanmasını karara bağladı.

Töre, 23-09-2003 tarihinde İsviçre’ye gelerek iltica talebinde bulundu. 6 Eylül 2004’te ilticası kabul edildi. Hala İsviçre’nin Bern Kentinde yaşıyor.

Biyografinizi okurken ender görülen bir bilgiye ulaştım. Üç kuşak ; büyük baba, baba ve torun ceza-evinde birlikte kalmışsınız. Bu olayın hem insan hak ve özgürlük boyutu ,hem  duygusal bir boyutu ve büyük baba olarak bir sorumluluğu olmalı .Siz neler hissettiniz ?

1993′ te yakalandım, Bayrampaşa Ceza evine koydular. Bizden 7-8 ay sonra partimizden bir grup daha yakalandı. Aralarında oğlum Şükrü de vardı. Aynı koğuşta baba oğul oldu. Bir süre sonra Şadi de yakalandı onuda bizim koğuşa koydular. Şadi benim değil abimin torunu idi. Abim ölünce Şadi’ nin babası henüz iki yaşında halası ise ana karnında idi, Abim öldükten dör aya sonra doğdu. İkisi de benim yanımda büyüdü, babasını hiç tanımadı. Onlar beni baba çocukları da dede gibi biliyorlardı. O nedenle Bayrampaşa Ceza evinde baba oğul torun olarak hapis yattık. 

Birden fazla evlilik yaptığınızı biliyorum. Aşkı yorumlayabilir misiniz ? Sevgi ile aşk farklı mıdır ? Eşlerinizle aşk evliliğimi yaptınız ?

15135470_1201087529972084_2099153433_n15086888_1201087789972058_2017007308_n

Evet birden faza evlilik yaptım. İkisi Türkiye ikisi İsviçre de  olmak üzere dördü  resmi nikahlı, birisi “devrim nikahlı” biri de nikahsız, birlikte yaşamak olarak altı evlilik ilişkim oldu. Ama “aşkla sevginin” ayrı şeyler olup olmadığının ayırdına hiç varmadım. O nedenlede sorunuzun diğer kısmı konusunda bir şeyler yazmam gerekmiyor. 

Öğrendiğim kadarı ile varlıklı ve tanınmış bir aileden geliyorsunuz. Bu durum sizin ekonomik ve sosyal anlamda rahat bir hayat süre bileceğinizi gösteriyor . Neden devrimci olmayı tercih ettiniz ? Sizin çelişkileriniz nelerdi ?

Evet geleneksel ve varlıklı bir ailede büyüdüm. Ailem bölge tarafından da bölgenin devlet bürokrasisi tarafından da saygı gören bir aile idi. Var olan haliyle bulunduğumuz bölge ile de devlet ile de her hangi bir çelişkim yoktu. Hatta bazen yapılan iltifatlardan mahcup de oluyordum. “Çelişkim” önce vicdanımla başladı. Zenginlik yoksulluk bazında yoksulların durumu beni çok rahatsız etmeye başladı. Duymuş olduğum rahatsızlık konusunda okumaya araştırmaya başladım. Söz konusu araştırmalar sırasında Marksizmle   tanıştım. Okudum TİP’ e üye oldum. Sonuna kadar gittim. 

Türkiye halklarını , 12 Eylül ve sonrasını , Kürdistan’da yaşanan savaşı sorsak bize neler söylersiniz ?Hakkında çok sık yazılar yazıyorsunuz , Rojova’yı , Kobani’yi , orada yaşam savaşı veren Kürt halkını , özellikle de kadınlardan bahseder misiniz ?

Bunlarla birlikte , Kürt Özgürlük Hareketinin göz ardı ettiği bazı olgular var mı?

Benin Rojava ve Rojavalılarla, özellikle Kobane ve Kobanelilerle tanışmam 12 Eylül sonrası olmadı. 12 Mart sonrası THKO’ nu yemiş olduğu darbe sonrası benim Filistin’ e gitmemden sonra oldu. Filistin’ e kalmak için gitmedik. Silah eğitimi görüp, silahlanıp, dönmek için gittik. O nedenle sınırın hr iki geçesinde de örgütlenme çalışmaları yaptık. Sınırın Türkiye kesiminde kitlesel çalışmaları yaparken Rojava kesiminde “nokta” örgütlenmesi yapıyorduk. O nedenle hepimiz Kürtçe öğrendik. Bu örgütlenmemize dayanarak Türkiye’ den Rojava’ ya kitap, Filistin’ den Türkiye ye de silah ve cephanelik götürüyorduk. Hem askeri, ham da siyasi, ideolojik, teorik eğitim görüyorduk. Yıllarca süren bu faaliyetlerimizde sınırda yaşadığımız çatışmalarda oldu, Membiç’ te hapis yattığımız da oldu. Ama ilişkide olduğumuz Kürtler bize asla sırt çevirmediler. Fazla olmamak kaydı ile belli zamanlarda  kendilerine harçlık da veriyorduk. Ama bizimle hiç bir konuda pazarlık yapmadılar. Doğal devrimci bir tüzel kişiliğe sahip insanlardı. Orada hala bir adaşım da var. Her sınıra gittiğimde evinde kaldığım bizim “Hase” dediğimiz esas adı Halil olan bir yoldaşımız vardı. Biz takma isimler kullanıyorduk. Suriye’ deki bazı aşiretlerinde, K. Kürdistan’ da kilerin de reisinin oğlu olan merhum yoldaşımız Avni Gökoğlu oraya geldiğinde onunda isminin değişik olduğunu öğrenince isimlerimizin gerçek olmadığını anladılar. Avni Gökoğlu onların aşiretinin de lideri idi. Avni Gökoğlu Halil’in evinden Halil’ le birlikte Türkiye tarafına geçmişti, dönüşte Hali’ le haber vermeden kendi başına dönüp, gelirken vurulmuştu. Orada bir devrim ölümsüzümüz de oldu. Halil daha sonra Halil ismimi öğrenmiş oğluna takmış. Bir kaç ay önce Kobane’ de savaşan K. Kürdistanlı bir arkadaç adaşımdan bana selamların ve  nasıl tanıştıklarını da yazdı. Bende ona selam gönderdim. Bir daha haber alamadım. Bizim Rojava da çok önemli günlerimiz geçmişti. Kadınları kesinlikle gerici değil. Bir adam görünce kapı bucak saklanmazlar. Evlerinde kaldığımız bütün ailelerin kadın, çocuk, gençleri ile gayet samimi sohbetlerimiz olur onlara devrim mücadelesini, amaçlarını anlatıyorduk. Asla bir sorun olmuyordu. Bazı köylerde kadınlar daha cesur, daha devrimci tavır takınabiliyorlardı. Kürt Özgürlük hareketinin “bazı olumsuzluklar” üzerinde durmak istemiyorum. 

Türkiye`de ve Dünya`da zaman zaman şekil değiştirmiş bile olsa şiddet artarak devam ediyor. Şiddetin ahlakından bahsetmek mümkün mü ? Bu konuda neler söylemek istersiniz ?

Şiddetin ahlakı sistem kaynaklıdır. Global kapitalizm hem iktisadi hem de siyasi alanda ardışık olarak şiddet uyguluyor. Sistem her bakımda bir baskı, zor, zorbalık sistemidir. Bunun topluma yansımaması olanaksız.

1960 yıllarının ikinci yarısında Malatya Akçadağ TIP`de sorumluluk yüklendiniz? Sizi TİP`den THKO ya götüren çizgiyi anlatabilir misiniz ?

Evet ben 1963′ de Akçadağ TİP ilçe başkanı seçildim. Partinin politikasını çok pasif buldum, genel merkezle tartıştım. M. Ali Aybar beni partiden atacaklarını söyledi.  Malatya’ nın temel gelir kaynaklarından birisi olan afyon’ un ABD’ ni isteği üzerine ekiminin yasaklanması üzerine köşe baş yazarlık ve birinci muhabirlik görevini resmen üslenmiş olduğum “Haşhaş” isminde yerel bir gazete çıkarttık. 16 sayı yayınladık 16 dava açtılar. Davalardan birinden dolayı bana 18 ay ceza verdiler. Süreç içerisinde yayınlamış olduğumuz bir bildiri nedeni ile  1969′ da Ben, Süleyman Kırteke, Haci Tonak, Mehmet Ali Özdoğan, Aki Reşşo Erdoğdu, Köse Polat hapse konduk. Bize 525 telgraf çekildi, mektup yazıldı, tümüne dava açtılar. Sadece TİP yönetiminin telgrafına dava açmadılar. Çünkü “üzüntülerini” bildirmişti. Zaten bana  göre TİP devrimci niteliğini yitirmişti. Malatya Emniyet Müdürü beni tutuklatmadan önce : vaz geç bu Tip’ ten CHP’ de ADALET partisinde siyaset yap, değilse senin yerin burası olacaktır demişti. O nedenle cezaevi hücresinde durum muhakemesi yaptım: Küçük kızım Nihal daha bir kaç aylıktı ( ben kaçağa düştükten sonra polisin yaptığı bir ev baskınından sonra beşikte ölü bulunmuştu)onunla birlikte 8 çocuğum vardı. Kesin bir karar vermek zorundaydım. Ya Müdürün dediğini yapacaktım ya siyaseti bırakacaktım ya da illegaliteye geçip, silahlı mücadeleye başlayacaktım. Tercihimi üçüncüden yana yaptım. Ceza evinden çıkarken  Diyarbakır Ceza evinde yatan Hüseyin, İnan ve Yusuf Aslan da çıkmışlardı. Beni onlarla tanıştıran Ahmet Erdoğan (hemşerim) kanalı ile Hüseyin İnan ve Yusuf aslanla bizim evde görüştük. Bir kaç gün tartıştık, ne yapmamız gerektiği konusunda anlaştık ve hemen çalışmalara başladık. Sonrası malum. 

1960`lı yılların gençliği ile , bugünkü gençliği karşılaştırdığımızda ne gibi benzerlik veya ayrılıklar var ? Bahsedebilir misiniz ?

1960′ lı yılların gençliği ile bu günün gençliğini karşılaştırarak bir sentez yapmayı doğru bulmuyorum. Her dönemin kendine ait bir gençliği olur. Bunu ben değil koşullar belirler. O nedenle herhangi bir değerlendirmede bulunmak istemiyorum.

13 yıldan beri İsviçre`desiniz . Daha önce Suriye ve Filistin’de de sürgün kaldığınızı öğrendim . Suriye ve Filistin de neler yaşadınız ? Neden sürgün oldunuz ? İçinde , özlemi , isyanı , öfkeyi barındıran sürgünlük nasıl bir duygu ? Daha önemlisi , kendinizi sürgün olarak görüyor musunuz ?

Ben Suriye ve Filistin’ de sürgün hayatı yaşamadım. Filistin’e savaş ve siyaset sanatını öğrenmek için kendi isteğim, gönlüm ve de sınırdan mayın tarlasından geçerek gittim. Kendimi asla sürgünde gibi hissetmedim. Öğrenmem gerekenleri öğrendim, eksik gördüğüm yanlarımı tamamlamaya çalıştım ve kendimce yeterli gördüğüm zamanda yine mayın tarlalarından geçerek Türkiye’ ye dönüp, yakalandığım güne kadar mücadeleye devam ettim. Suriye ve Filistin’ de savaş yaşadık, savaşın içinde savaşmayı öğrendik, ideolojik, teorik eğitim gördük. Dünyanın bir çok devrimci örgütleri ile enternasyonal ilişkiler kurduk, görüş ve deneyim alış verişinde bulunduk. Özellikle de İran devrimi öncesinde İran Halkının fedaileri örgütünün Silah ve savaş malzemelerini Filistin’ den alıp,Türkiye üzerinden İran’a geçirdik. Halkın fedaileri yoldaşların İran devriminde Şahın saray Muhafızları tugayını söz konusu silahlarla dağıttılar. Devrimden sonra da Halkın Fedailerinin isteği üzerine  İran’ na ideolojik, teorik eğitim için yoldaşlarımızı gönderdik. Sonuna kadar kendilerine destek olduk. Ama yenildiler. Ben kendimi ne Filistin’ de, ne Suriye’ de sürgünde hissettim ve nede şimdi İsviçre’ de Sürgünde hissediyorum. Özlem, isyan ve öfkeyi sürgünde değilken de hissediyordum. Türkiye de sistem yanlısı olmayan bir siyaset insanı bu duyguları her zaman hisseder. Çünkü yaşamın kendisi öfke, özlem ve isyan dolu oluyor. Hayır kendimi sürgün olarak görmüyorum. 

12674694_10153634930888860_1358819039_n

201 2 ilk defa kurulan sürgün örgütlenmesinin içinde bulunuyorsunuz. Bize bu örgütlenmeyle ilgili düşüncelerinizi, önerilerinizi, katkılarınızı anlatabilir misiniz. ?

Avrupa Sürgünler Meclisinin , Avrupa kamuoyu ve Avrupa daki Türkiye`li demokratik sol çevrelerce yeteri kadar benimsendiğini  söyleyebilir misiniz ? Cevabınız HAYIR , olursa , neler yapılmayası gerekiyor ?

Evet Sürgünler yapılanmasının içindeyim. Düşüncelerim Sürgünler Meclisinin gerekliliği yönündedir. Önerim ise daha da güçlenmesinin sağlaması doğrultusundadır. Fazlaca bir katkım olmadı. Ama elimden geleni yapmak isterim. HAYIR yeterince benimsendiğini söyleyemem. Fakat nelerin yapılabileceği konusunda ise her hangi bir reçetem yoktur. Sadece Meclisimizi yaşatma ve  geliştirme konusunda iddialı ve ısrarlı olarak devam etmemiz halinde hem yürüyüp, hem konuşurcasına herkes elinden geleni yaparsa yakın bir gelecekte daha iyi bir konum yakalayabileceğimize inanıyorum. 

Saygılarımla..

701 kez okundu.

Paylaşım:Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir