Tag: Yunanistan

Yunanistan`da 1967 Darbesi ve Sürgünler – Nejat Piṣmiṣler

21-nisan-1967-darbesi-3

İlk Tanıyan Türkiye`ydi

52 Yıl Önce Albaylar Cuntası

 

Nejat Piṣmiṣler

 

“Ben Yunan doğdum, bir Yunan olarak öleceğim,

Bay Pattakos( cuntanın içişleri bakanı) bir faşit olarak doğdu faşit olarak ölecek.”

 

Ünlü sinema oyuncusu, sonradan kültür bakanı Melina Mercouri de cunta nedeniyle ülkeden ayrılanlanlar arasındaydı. Mercouri’nin de aralarında bulunduğu pek çok sürgün ve muhalifin, vatandaşlıktan çıkarılması üzerine kendisine bunun bildirildiği ve mallarına el konulduğunda söylediği halen daha belleklerdeki direnişi simgeleyen bu cümleleri hatırlanır.

    

Coğrafi, tarihi, ve kültrüel olarak birbirine çok yakın iki ülke olan Yunanistan ve Türkiye darbeler ve sürgünler tarihiyle de benzerlikler taşırken, bir çok noktada da kesişir ve iki toplumun ortak tarihi belleğini oluşturur. 21 Nisan`da 52. yılını geride bırakan Yunanistan 1967 Albaylar Cuntası Avrupa`da yaşayan Türkiyeli sürgünlerin (Avrupa Sürgünler Meclisi) de ortak bir noktası olarak ele alınıp değerlendirilebilir.

 

YUNANİSTAN`DA 67 DARBESİ ve SONRA YAŞANAN SÜRGÜNLER DÖNEMİ
Göç ve sürgünlük Yunanistan’da yüzyıllardır yaşanan bir döngü. Tarihinin her döneminde sürgün ve göç olan ülkeden günümüzde dokuz milyona yakın Yunanlı yurtdışında yaşıyor. Alman işgali (1941-1944) ve Yunan İç Savaşı’ndan (1946-1949) sonra Yunanistan’ın iç siyasi krizi, dramatik doruk noktasına 21 Nisan 1967 darbesinde ulaştı.

 

Demokrasinin doğduğu bir ülke olarak anılan Yunanistan’da 21 Nisan 1967 yakın tarihinin kara bir günüdür. Bu ülkeye dayatılan 21 Nisan 1967 Albaylar darbesi ve bunu izleyen yedi yıl boyunca süren acımasız diktatörlük Yunan halkının büyük acılar yaşadığı bir dönem oldu. 1974`de Kıbrıs’ta yaşanan büyük felaket de bu süreçte hazırlandı.

 YUNANİSTAN`IN YAKIN KISA SİYASİ TARİHİ

atina-politeknik-direnis%cc%a7i-2

1947 Truman Doktrini, 1952 NATO üyeliği ile Yunanistan askeri siyasal ve ekonomik olarak batı blokunun üyesi oldu. Balkanlardaki ABD ve İngiltere yararına davranacak üs olma niteliğini soğuk savaş dönemi koşulları, 2. dünya savaşındaki işgal ve sonrasındaki iç savaş sonuçlarıyla kriz ve bunalımlı yıllar sürdü.“Prometeheus Planı” adı verilen bir NATO planıyla, yükselen sol muhalafetin seçimleri kazanma olasılığına karşı seçimler yapılmadan anti komüsit eğilimli ordunun albaylarından oluşan bir grup, 21 Nisan 1967 de darbe yaptı. Genelkurmay başkanının cuntaya katılması, Kral Konstantin’in hükümeti onaylamasıyla iktidar bloğu oluşturuldu. Önceki darbecilere göre daha düşük rütbeli bir grup subay, Albay Georgios Papadopulos’un önderlik ettiği, Albay Nikolaos Makarezos ve Kıdemli Albay Stylianos Pattakos öncülüğünde iktidara el koydu.Saygın hiçbir siyasetçi bu cunta döneminde hükümette görev almadı, siyasiler askerlere kesin karşı çıkarak, sağ ve merkez direndi, sol zaten karşıydı (Marksist sol Alman işgalinin ardından, iç savaş sonrası sürgündeydi) ve cunta kendine ortak bulamadı. Dönemin ABD Büyükelçisi Talbot’un, CIA’nin sarayı ve sağ partileri desteklediğini, ancak sarayın darbeyi desteklemekle misyonun zor duruma düştüğünü söylemesine karşın, ABD’ nin tercih ve gelenekleriyle rolü, tartışmalar olsa da kuşku bırakmaz. Darbeyle ulusal sınırlar kapatılır ve dünya ile tüm iletişimler koparılır, geceleri yürütülen tutuklama operasyonlarla kısa sürede binlerce demokrasi yanlısı tutuklanır.

Demokratlar, solcular, liberaller aydınlar, akademisyenler, sol kimlikli sendikacılar, sanatçı ve yazarlara yönelik büyük şiddetli bir saldırı gerçekleşir.

10 bini aşkın tutuklu stadyumlarda, cezaevlerinde ve adalarda sistematik, ağır işkencelere uğrarken, direnişçilerin yanı sıra, demokrat sol kimlikli insanların yakınlarını da tutuklandı. Cunta mini eteği, sakalı, Beatelsı, Rocku, Theodarakis’in müziğini, Ritsos`un, Elytis`in, Seferis’in, Sophokles`in ve Aristofanes`in eserlerini de yasaklayıp, düzgün konuşma (Katharevousa ) emri veren kararnameler yayınladı.

 

Yunan tarihindeki savaşlarda iç ve dış sürgünlerin, yasaklamaların adresi genellikle adalar oldu. Metaxas döneminde Limni, Bozbaba, Makronisos sürgün ve esaret adalarıyken, Papadopulos cuntasında Sakız ve Leros tutsaklık alanı oldular.

Kitapları faşist cuntacılar tarafından Zeus tapınağı önünde yakılan büyük şair Ritsos, ünlü müzisyen Mikis Theodorakis bu adalara sürgün edildiler.

Çoğunlukla kafileler halinde büyük eziyet içindeki sürgünleri Lübnanlı bir pilotun kullandığı uçaktan fotoğraflaylan Fred Boissonnas, Sakız adasındaki altı bini aşkın sürgünün yaşadığı büyük zulmü dünya kamuoyunun gözleri önüne sermeyi başarmıştı.

ALMANYA VE ALMANYA`DAKİ CUNTA KARŞITI HEREKETLER Prof. Dr. Dr. Georgios Tsiakalos, dönemin öğrenci liderlerinden birisi olarak Yurtseverler Cephesi`ni (PAM) kuruyor. Anlatımına göre de o dönem 800 bine yaklaşan Yunanlı öğrenci ve isçilerden oluşan kitle, cunta karşıtı eylemlere önemli maddi yardım sağlıyor. Aachen’daki Panhellenik Kurtuluş Hareketi’nin (PAK) Kurucusu Prof. Dr. Konstantinos Makropoulos da, 1968 de cunta karşıtı en büyük mitingin, Aachen`da JUSOS SPD sendikalar ve ögrenci birliklerinin büyük dayanışma ve eylem birliğiyle gerçekleştiğini anlatıyor.Dana Coulmas (DW redaktöru, sonradan Kültür Ataşesi), bölüm yöneticisi Kostas Nikolaou’nun kararlılığı ve inisiyatifiyle cuntanın baskı ve sansürle engellediği haberleri yayınlayarak tüm Yunan halkına ulaşması sağlanıyor.

Demonstration gegen die griechische Militâ°rdiktatur. Auf der Kreuzung Hohenstaufenstraï¬e Ecke Martin-Luther-Straï¬eAufnahmedatum: 1967Material/Technik: FotoAufnahmeort: Berlin (West)

Demonstration gegen die griechische Militâ°rdiktatur. Auf der Kreuzung Hohenstaufenstraï¬e Ecke Martin-Luther-Straï¬e
Aufnahmedatum: 1967
Material/Technik: Foto
Aufnahmeort: Berlin (West)

 

Benzer biçimde Eleni Torossi gazeteci (Bayern radyosu) ve Pantelis Pantelouris (Hamburg/ gazeteci sonradan Kültür Ataşeliği) Deutsche Welle`nin 21.40-22.40 arasındaki yayınları dönemin politik baskısına karşı direnişi simgeleyen tarihsel bir niteliği söz konusu. Ağır ve sistematik işkence, tutuklama cezaevlerindeki uygulamaları ve dış dünyanın tepkilerini duyurarak cuntanın sarsılmasına yol açan etkiyi canlı tutmayı sağladı.

Ayrıca Hannover, Münih, Köln, Stuttgart gibi kentlerde yerel yönetimlerin sendikaların desteğiyle önemli eylem birlikleri ve eylemlilikler organize edilebiliyor.

attdljsessionid4b8ab4435b7b1de60c4ce4a4b0353a00-n4-bap14a-2

Willy Brandt’ın gerek Dışisleri Bakanlığı, gerekse Başbakanlığı döneminde cunta karşıtlarının ülkeden çıkabilmesine olanak sağlayan bir tutum sergilediği biliniyor. Buna karşın Almanya’nın cuntayla ekonomik ilişkilerinde artan bir yoğunlaşma olduğu, ticaret hacminin yüde 44 oranında arttığı, hisse senedi karlılığının da katlandığı, yanı sıra Alman egemenlerinin cuntanın hazırlanış ve sürdürülüşüne ses çıkarmadıkları, özellikle Springer Verlag organlarının ve Bayern Başbakanı Franz Josef Strauß`un bu sempatiyi gizlemediği de dönemin tarihsel bilgilerinden .

Brandt`ın sağladığı imkânla özellikle iki aksiyon hafızalardaki yerini hep koruyor.

Cunta karşıtı kararlı tutumu nedeniyle silahlı örgüte yardım gerekçesiyle 18 yıla mahkûm edilen hukuk profesörü Georgios Mangakis, cezaevinden sağlık nedeniyle bırakılınca, Heidelberg Üniversitesinden aldığı davet üzerine, ABD tarafından da kullanılan Atina Havaalanından Alman Ordusuna ait bir uçakla Almanya’ya getirilir. Cuntanın öfkesine neden olan bu girişimle Almanya Büyükelçiyi geri çekmek durumunda kalır.

Benzer bir girişimle de, bir İsviçre gazetesi adına çalışan, Köln’de de gazetecilik yapan ve darbe sırasında Atina’ da bulunan gazeteci Basil Mathiopoulos da Brandt tarafından ülkeden çıkarılabilmiş.
Alman işçi hareketinin seçkin isimlerinden IG Metall`in 1960 lardaki başkanı Otto Brenner, nazilerden kaçtığı Meksika’dan geri dönen Max Diamant, yabancı işçi örgütlenmesini de sağlayan kişiliklerdi bu dönemde. O yılların hukuk öğrencisi, sonradan IG metal yönetim kurulu üyesi ve genç yabancı işçi sorumlusu Elias Hadjiandreou da, Albaylar Cuntasına karşı protesto mitinglerindeki katılımlardaki dayanışmalara ve öte yandan cuntanın gizli istihbarat örgütleri ve ajanlar aracılığıyla sendika örgütlenmelerine yönelik tehditlerinden söz ediyor.

Cunta işbirlikçiliğinin değişmeyen örneği olarak, o yıllarda Der Spiegel’de yer alan bir haber çarpıcı. Spiros Kyraikidis isimli cunta yanlısı bir işçi, diğer Yunan işçilerine Yunan adalarından sürgün yeri seçmeyi unutmayın tehtidinde bulunuyor ve bu nedenle 20 işçi sendikadan istifa ediyor. Ilias Katsoulis`in yazdığına göre o dönem sendikalı 150 bin Yunanlı işçinin 90 bini IG Metall’de üye. Yunanistan’daki sendikalı işçilerden fazla olduğu belirtilen bir güç ve kitleselliğe dikkat çekiliyor. Diğer yandan dönemin üniversiteli sayısına göre bu çok büyük bir sayı kabul edilen 6000 öğrencinin yanı sıra, yaklaşık 22 dernek ve kuruluşta da faaliyet gösteriyor Yunanlılar.

 

Cuntadan bir ay sonra Düsseldorf’ta, 28 Mayıs‘ta 30 bin kişilik dev bir miting gerçekleşirken, 10 Aralık 1969 da açlık grevine başlayan Berlin Özgür Üniversitesi doktora öğrencisi Stergios Katsanidis’e rektör Uwe Wesel dayanışma bildirisi gönderiyor.

 

AVRUPA`DAKİ DEMOKRATLAR CUNTAYA KARŞI

 

Yunan işçilerinin ve BRD`deki öğrencilerin 21 Nisan 1967 darbesine karşı direnişin belirleyici bir rolü dönemin degerlendimelerinde özellikle de vurgulanan bir olgudur. Yunanlı öğrenciler diğer Batı Avrupalılar ülkelerinde özellikle de Fransa’da benzer şekilde örgütlendi. Yurtdışındaki Yunan demokratik oluşumları cuntanın Avrupa’nın istediği ölçüde güç kazanmasını engelledi. Batı Berlin’de, öğrenciler hemen darbe günü öğlenden sonra üç binden fazla bir kitle ile darbe karşıtı bir gösteri düzenledi. Bu protestoya Alman, Yunan ve diğer kökenden gelen öğrenciler de katıldı. Bir hafta sonra, ilk diktatörlük karşıtı kongre Paris’te gerçekleşti. Avrupa’nın her yerinden ve ilk kez sosyalist ülkelerdeki Yunanlı öğrencilerin de katıldığı bir kongre oldu. Bu kongrede Yunanistan’ı Avrupa Konseyi’nden dışlayan bir kampanyanın başlatma kararı alınıp duyuruldu.

Ünlü sinema oyuncusu sonradan Kültür Bakanı Melina Mercuori de cunta nedeniyle ülkeden ayrılanlar arasındaydı. Mercuori gibi pek çok sürgün ve muhalifin vatandaşlıktan çıkarılması üzerine kendisine bunun bildirilip ve mallarına el konulduğunda söylediği ve halen daha belleklerdeki direnişi simgeleyen şu cümleleri hatırlanır;“Ben Yunan olarak doğdum bir Yunan olarak öleceğim, Bay Pattakos( cuntanın İç isleri bakanı) bir faşist olarak doğdu faşist olarak ölecek.”Kilise de Mercuori’ nin vaftizini geçersiz saydığını duyurmayı ihmal etmemişti. ABD de bulunan Melina Mercuori`nin Yunan adalarına tatile gitmeyin çağrılarına karşın, cuntacı Yunan basını kızıl fahişe diyerek kendisini itibarsızlaştırmaya kalkışması da basının faşistlere hizmet örnekleri arasında yerini koruyor pek çok başka coğrafyalarda tekrarlanan biçimde. Cuntaya karşı Heinrich Böll, Gunter Grass, Gunter Walraf sert tepki gösterirken, Gras, Atinada yaptığı konuşma ile, Walraff da Atina`da Anayasa (Syntagma) Meydanı`na kendini zincirleyerek unutulmaz eylemlilikler gösterdiler.
su%cc%88rgu%cc%88nler_sakizadasi_ihrt1-2

Nisan 1967’de faşist cunta Andreas ve Georgios Papandreu’yu tutukladı. Babası Georgios Papandreu, 1968’deki ev hapsinde öldü, cenazesine yarım milyon Atinalı katıldı ve cutaya yönelik büyük bir protesto oldu.Daha sonra Andreas Papandreu tekrar yurt dışına çıkarak 1968’de Panhelenik Kurtuluş Hareketi’nin (PAK) önderliğine getirildi. PAK, Yurtsever Cephe (aşırı sol) ve “Demokratik Savunma” hareketi (merkez sol) arasında yapılan bir anlaşma sonucu, 2 Nisan 1969’da Stockholm’de ortak direniş yapıları oluşturuldu. Andreas Papandreu İsveç ve Kanada’da yedi yıl sürgünde kaldı ve Yunanistan askeri rejimini protesto etmek için dünyayı dolaştı. ABD’yi iyi bilmesi nedeniyle, 1967’de darbeye karşı CIA’i sorumlu tuttu ve giderek Amerikan karşıtı tutumunu sürdürdü.
1969 Ekim’inde on sekiz yazar Giorgos Seferis’in yazdığı bir tiranın öldürülmesini anlatan metni yayınlar, Almanya DW de redaktör Danae Coulmas, 1971’de “Efsanenin çıkışı sabahın erken saatlerinde gerçekleşti “başlığı altında bu eleştirel metinleri Almancaya çevirerek, unutulmaz cunta karşıtı dirençlerden biri daha tarihe yazılır.Berlinli aktör Kostas Papanastasiou, cunta yıllarında Almanya`da bir çok kez sahnelerde yer alarak Laros toplama kampı adası hakkındaki ünlü şarkısı için, Alman toplama kamplarında söylenen “Moorsoldaten” melodisini yeniden yazdı. Albayların faşist darbesi Stockholm, Paris ve Münih`te büyük protestolara yol açtı. Tarihsel olarak Vietnam savaşı, 68 hareketi gibi dünyada anti faşist ve anti emperyalist dalganın da eşlik ettiği bu bütüneşmede sanatçı sendikacı ve sol çevreler dayanışma gösterdi. Grafiker ve katikatürist Klaus Steck, Wallraf`ın Atina eylemini 1970`lerde “sanat salonlarda yapılmıyor” adıyla afişleştirdi.
Uluslararası düzeyde, Costa Gavras’ın sosyalist politikacı Georgios Lambrakis’in faşist “Parakratos” tarafından bir gösteri sonrasında 27 Mayıs 1963 günü öldürülmesini konu alan “Z” filmi” geniş yankı uyandırdı. Filmde aynı zamanda Georgios Lambrakis’in katilinin Yunanistan`daki derin devlet olduğu işlenir. Yunanlı yazar Vasilis Vasilikos’un dikkatlice araştırdığı “Z – Bir Politik Cinayetin Anatomisi” adlı romanına dayanan senaryo, Gavras tarafından İspanyol yazar Jorge Semprún ile birlikte yazmıştı. 1970 yılında “Z” iki Oscar aldı ve dünyadaki askeri diktatörlüklerde film yasaklandı.Aleksander Pangoluis, Papadopuas`a karşı düzenediği başarısız suikastten sonra tutuklandı, ağır işkence ve baskı ve koşullara rağmen direncindi yitirmedi. Cezaevlerini dolaştırldıktan sonra dünya kamuoyunun da baskısıyla bırakıldı İtalya`ya gitti. İtalyan gazeteci Oriana Fallaci`nin ünlü kitabında anattığı Pangolouis 1 Mayıs 1976`da, darbecilerle işbirliği yapan politikacı ve işkencelere ilişkin belgeleri kamuoyna açıklayacağı basın toplantısından bir gün önce şüpheleri halen süren ve kimlerin karıştığı belirlenemeyen bir kaza sonuç hayatını kaybetti. 17 Kasım 1973`te Atina Politeknik Üniversitesinin direnişine, işçilerin de katkı vermesiyle cuntaya karşı direniş kitlesel bir nitelik kazandı. Cunta katliam yaptı. Bu aynı zamanda cuntanın sonunu da getirecek katliamdır. 5 Ağustos 1975’te Politeknik katliamı davasının görüldüğü mahkemede ölü sayısı 23, yaralı sayısı 180-200 arası olarak açıklanmıştı. Atina Başsavcılığı ise 34 kişinin öldüğü öne sürerken yıllar sonra bir Yunan istihbaratçısı, Deutsche Welle’ye 500 kişinin öldürüldüğünü itiraf edecekti.

 

CUNTANIN ÇÖKÜŞÜ SÜRGÜNLERİN DÖNÜŞÜ

Bütün partilerin kapatıldığı, binlerce insanın tutuklandığı ağır işkence ve esaret süreçlerine tabi tutulduğu, basının sıkı denetim altına alındığı bir ortamda yapılan oylama ile 29 Eylül 1968 Anayasası % 92`lik ve Türkiyelilere çok tanıdık bir oranla kabul edildi.

 

1974 Temmuz’unda, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’un Kıbrıs Ulusal Muhafız Örgütü’nde bulunan Yunan subayları, EOKA’lı faşistleri (Kıbrıs Rumlarının kurduğu silahlı örgüt) desteklemekle suçlayarak, bunların hemen ülkeyi terk etmelerini istedi. Bunu fırsat bilen cunta, halk arasında zayıflamış olan desteği tekrar kazanmak amacıyla, Makarios’a karşı, Kıbrıs’ta “Sampson” darbesini düzenlendi.

Bu durum Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahale etme fırsatını verirken, “Albaylar Cuntası” geriye kalan bütün desteğini yitirdi. Ve cunta 23 Temmuz’da iktidarı sivillere bırakmak zorunda kaldı.

Sürgünden çağrılan eski başbakan Konstantin Karamanlis, Fransız cumhurbaşkanının sağladığı bir uçakla ülkeye döndü ve kalabalık halk kitlelerince karşılandı. Konstantin Karamanlis özgürlükleri getirecek önlemler aldı. 29 Temmuz’da da, aşırı sağdan ilerici sola kadar birçok siyasal eğilimi temsil eden geçici bir hükümet kurdu. Anayasa’nın krala ilişkin tüm maddeleri, ilk seçimlere dek askıya alındı; sendikal özgürlükler geri verildi. Bir yandan da bir ekonomik atılım programı uygulamaya çalışan Karamanlis, 1974 Kasımına dek Devlet başkanlığı unvanını elinde tutan Gizikis’in onayına sunduğu kararnamelerle ülkeyi yönetti. Bu anayasal karara göre, bundan böyle silahlı kuvvetler komutanları Savunma Bakanlığı’nca atanacaktı. Ordu, polis ve güvenlik örgütünde bir temizlik yapıldı.

17 Kasım 1974’te yapılan seçimleri Karamanlis’in Yeni Demokrasi’si kazandı, 300 sandalyeden 221’ini elde etti; 8 Aralık’ta yapılan halk oylaması sonucunda da, oyların %69,2’siyle, monarşinin kaldırılarak cumhuriyetin kurulmasına karar verildi.

CUNTA YARGILANDI

Seçimlerden sonra, 1975 yılında 19 cuntacı yargılandı. Darbe önderleri Papadopulos, Pattakos, Makarezos ve Dimitrios Yuannides idama mahkûm edildiler, ancak Karamanlis hükümeti tarafından cezaları ömür boyu hapse çevrildi. Cuntacıların on beşi 1990’ların başında Yunan halkından özür dileyince sağlık nedenleriyle serbest bırakıldılar. Papadopoulos 1999’da tedavi gördüğü hastanede ölürken, 7 kez ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Dimitrios Yuannides, 16 Ağustos 2010’da hapishanedeki koğuşundan solunum yetmezliği nedeni ile kaldırıldığı hastanede öldü.[3]

Yapılan serbest seçimlerle birlikte 19 cuntacı yargılandı ve 1975’de idam cezalarına çarptırıldılar. Ancak idam cezaları müebbet hapse çevrildi. Cuntacıların on beşi 1990’ların başında Yunan halkından özür dileyince sağlık nedenleriyle serbest bırakıldılar.

 

Yunan Albaylar Cuntası, ABD’de ve dünyada Vietnam savaşı karşıtı yüzbinlerin protestoları sürerken, Türkiye`de 12 mart darbesine az kala, 6. Filoya direnilen, Taylan Özgür’ün, Che’nin henüz vurulmadığı zamana denk düşer.

 

Türkiye`de cunta iç dinamiklerine sivil politikacıları katarak, idamlarla, katliamlarla pratik edinirken, Yunan Cuntası yargılanmaktan kurtulamaz, ancak Türkiye’de darbeyi, başka darbe izledi. 12 eylül 1980`de ülkenin tüm yaşamsal düşünsel birikimleri imha edildi ve yaklaşık kırk yıldır bu darbenin etkisinde yönetilmekte. 12 Eylül darbesinin yargılanacağını ilan eden, maddeyi anaysa değişiklik paketine koyan ve darbe karştlığı üzerinden bir vasatla bunun meşruiyetini diline pelesenk eden siyasal iktidarsa, 12 Eylül`ü yargılamadı. Göstermelik mahkeme kararını da yok hükmünde ilan etti geçen mart ayında. Evrensel hukuka aykırı militarist mahkeme kararları geçerliliğini halen sürdürüken, sürgünlerin bir kısmı halen daha ülkeye dönemez durumdadır.

Yarım asırlık Türkiyeli sürgün Doğan Özgüden, Yunan sürgünlerin ülkelerine dönüşlerine şöyle tanıklık ediyor:

 

1974 yazında Yunan Cuntası’nın devrildiği günü çok iyi anımsıyorum. Brüksel’deki Yunanlı siyasal sürgünler yıllar sonra ülkelerine özgürce dönebilmenin coşkusu içindeydiler. Komünisti, sosyalisti, anarşisti, liberaliyle Yunan siyasal sürgünün tüm önemli isimleri, aralarındaki ideolojik farklılıkları bir tarafa bırakarak bu önemli olayı kutlamak üzere bir araya gelmiş, bizleri de kıvançlarını paylaşmaya davet etmişlerdi. Çılgınca içiliyor, sirtaki yapılıyordu. Çoğu daha o akşamdan uçak, tren biletlerini aldırmışlar, Yunanistan’a doğru yola çıkacak olmanın heyecanı içindeydiler.”( www.info-turk.be)

 

CUNTADAN 50 YIL SONRA

 

Modern Yunaistan Merkezi/ Berlin Özgür Üniversitesi/ Alman Yunan Toplumsal Birlik Örgütü (VDGG)

Süreklilik içinde diktatörlük döneminin basın siyasal toplumsal koşulları ve direnişini anan sempozyum sergi ve toplantılar düzenleniyor. Son olarak da cuntanın 50. yılına ilişkin toplantı ve döneme ilişkin direniş gösteri konser afiş ve fotoğraflarından oluşan serginin değişik kentlerde topluma sunulması organize edilmişti.

Sürgün edilen Yunan demokratları Dr. Georgios-Alexandros Mangakis, Karolos Papoulias, Konstantinos Simitis, Philippos Petsalnikos, Anna Benaki ve Pavlos Bakogianni gibi isimlerin de aralarında bulunduğu cunta karşıtları daha sonra memleketlerinde değişik düzeylerde siyasi sorumluluk üstlendi.Alman-Yunan Toplumsal Birliği (VDDG ), cunta karşıtı anma sergi toplantı ve kültürel, ülkeler ve kurumlar bireyler düzeyinde yaygın olarak sürdürüyor, gündemde tutuyor yayınlar yapıyor.

Cuntanın kırkıncı, ellinci yildönümlerinde büyük yaygın sempozyumlar gerçekleştirildi ve döneme ilişkin sergi, afiş konser minting basın yayın küpürlerini içeren geniş kapsamlı sergi değişik kentlerde sergilenirken, faşist darbeye karşı verilen mücadelenin tarihsel yeri belleklerde canlı tutularak seçkin bir sorumluluk gösterildiğini de belirtmek gerek.

 

Kaynakça:

  • Hellenika, Jahrbuch für griechische Kultur und deutsch-griechische Beziehungen
  • Meilensteine Deutsch-Griechischer Beziehungen, Stiftung für Parlamentarismus und Demokratie des Hellnischen Parlaments
  • Gyaros/Jaros, Fotograf Fred Boissonnas
  • Griechische Militärdiktatur, Wikipedia
  • https://www.akel.org.cy

·       Griechenland zur Zeit der Militärdiktatur: Solidarität und Widerstand, IG Metall

  • Ilias Katsoulis, Widerstand in Deutschland während Diktatur in Griechenland
  • https://www.britannica.com/biography/Giorgios-Papadopoulos
  • The Dark Age of Modern Greece: Military Junta of 1967-1974

·       Der Widerstand gegen die Diktatur der Obristen in Deutschland (1967–1974)

56 kez okundu.

Yunan adalarındaki mülteci kamplarına Oxfam’dan kınama

Oxfam Yunan adalarındaki aşırı kalabalık mülteci kamplarında hamile kadınlar ve refakatçisi olmayan çocukların kaderlerine terk edildiğini açıkladı.

    
Griechenland Flüchtlingslager Vial Hotspot auf Chios (Imago/ZUMA Press/J. Owens)

Uluslararası yardım kuruluşu Oxfam yayımladığı raporda Ege adalarındaki mülteci kamplarında bulunan yüzlerce korunmasız kişiye yapılan muameleyi kınayarak, sağlık hizmeti ve sıcak suya erişimin olmaması gibi birçok sorun bulunduğunun altını çizdi.

Oxfam’ın raporunda kuruluşun Yunanistan temsilcisi Renata Rendon “Bu tür insanların ihtiyaçlarını tespit ederek sağlamak hem Yunan hükümetinin hem de Avrupalı ortaklarının en temel görevidir” dedi.

Avrupa Konseyi de Kasım ayında Yunanistan’daki on binlerce mültecinin yaşam koşullarının endişe verici durumda olduğunu duyurmuştu. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Dunja Mijatovic tarafından açıklanan raporda haddinden fazla insanın sığdırıldığı kamplarda sıhhi şartların kötülüğü, polis şiddeti ve kadın ve çocuklara yapılan cinsel saldırılara vurgu yapılmıştı.

Yunanistan Göç Bakanlığı Eylül ayında doğu Ege adalarında bulunan mülteci kamplarının kapasitesinin üzerinde dolu olduğunu açıklamıştı. Bakanlık toplamda 6 bin 338 mülteci ağırlama kapasitesine sahip kamplarda 20 binden fazla mültecinin yaşadığını belirtmişti.

Doğu Ege’de bulunan Midilli, Sakız, Samos (Sisam), Leros (İleryoz), Kos (İstanköy) adasındaki kamplardaki koşullar sığınmacılar arasında gerginliğe neden olurken ada sakinleri arasında da huzursuzluk yarattığı belirtiliyor. Adalardaki mültecilerin AB ülkelerine yaptıkları iltica başvuruları sonuçlanana kadar burada beklemeleri gerekiyor.

dpa, KNA/SSB

 

23 kez okundu.