Tag: YILMAZ GÜNEY

YILMAZ GÜNEY’İ 36 YIL ÖNCE SÜRGÜNDE KAYBETMİŞTİK- Doğan Özgüden

118995726_10159020628563641_3878483396826522271_n
BÜYÜK SİNEMA USTASI VE SOL MÜCADELE İNSANI
YILMAZ GÜNEY’İ 36 YIL ÖNCE SÜRGÜNDE KAYBETMİŞTİK
Tam 36 yıl önce, 9 Eylül 1984’te, Belçikalı ve göçmen demokrat dostlarımızla, Şili faşist darbesinin 11. yıldönümü dolayısıyla iki gün sonra, hemen ardından Türkiye’deki 1980 faşist darbesinin 4. yıldönümü dolayısıyla 12 Eylül’de yapılacak etkinlikleri konuşuyorduk.
Her iki etkinlikte gösterilecek filmler konuşulduğunda bittabi hiç tartışmasız Şili için Costa Gavras’ın Kayıp (Missing), Türkiye için ise Yılmaz Güney’in Yol filmi öne çıkıyordu.
Fazla tartışmaya da gerek yoktu, her iki film de, iki yıl önce, 1982 Cannes Film Festivali’nde birlikte “Altın Palmiye” ödülünü paylaşmıştı.
Tam da bu konuyu tartışırken Paris’ten gelen bir telefon mesajı gündeme bomba gibi düşmüştü… Yıllardır amansız bir hastalığa karşı mücadele veren Yılmaz Güney ardında gurur dolu bir geçmiş bırakarak yaşama veda etmişti.
Gerek sinema sanatına, gerekse Türkiye’nin ve de dünyanın demokratikleşme mücadelesine daha birçok kalıcı katkılarda bulunabilecek olan Yılmaz Güney’i henüz 47 yaşındaken kaybetmemiz bizler için her bakımdan büyuk bir darbeydi.
Yılmaz Güney’le aynı tarih kesitinde birer yıl arayla doğmuşuz. Savaş yıllarında ben demiryolcu çocuğu olarak bozkır insanlarının yoksulluk ve acılarını paylaşırken Yılmaz da işçi çocuğu olarak Adana sokaklarında ekmek parası peşinde koşmaktaymış.
Benim gazeteci, Yılmaz’ın da yazar ve sinema sanatçısı olarak sürgüne kadar uzanan mücadeleli yaşamı seçişimizde, sayısız yaşıtlarımız gibi, hep bu arka planın büyük rolü vardır.
Yılmaz’ı görsel olarak ilk kez 1959 yılında Milliyet’in İzmir temsilcisiyken Alageyik filminin başrolünde tanımıştım. Düşünsel yakınlığımızı ise Yeni Ufuklar Dergisi’ndeki öyküleriyle…
1962 sonunda İstanbul’daydım… Türkiye İşçi Partisi genel merkezi ülkenin en seçkin sol aydın ve sanatçılarının uğrak yeriydi… Ama Yılmaz yoktu…
Yoktu, çünkü o günlerde bir dergiye yazdığı yazıda komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle Konya’da sürgün cezasını çekmekteydi.
Demem o ki, Yılmaz daha o yıllarda sürgüne yazgılıydı…
Türkiye’de uğradığı baskılar tıpkı Nazım Hikmet gibi onu da yurt içi sürgününden 20 yıl sonra, yurt dışı sürgününe mecbur etti.
Yılmaz’ın sürgüne çıkışı, ardından da Cannes Film Festivali’nde Yol filmiyle Altın Palmiye’yi Costa Gavras’la paylaşması, Türkiye’yi büyük bir hapishaneye dönüştüren Evren faşizmine vurulan en büyük darbelerden biriydi.
Ölünceye kadar da anti-faşist mücadelesini zor sürgün koşullarında da sürdürdü.
Aslında Yılmaz’ın sürgünde mücadeleye katkısı daha önceki yıllara, 1971 darbesi sonrasına dayanır.
Solun birçok aydını ve sanatçısı gibi Yılmaz da o yıllarda askeriyenin zındanındadır. Ama yurt dışında cuntaya karşı yürütülen mücadelenin en önemli referans isimlerindendir.
Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde Demokratik Direniş Hareketi olarak düzenlediğimiz birçok protesto etkinliğinde Türkiye sinemasını Yılmaz’ın Umut filmi temsil etmişti.
1980 darbesinden sonra da Avrupa’da yeniden yükselen anti-faşist direnişe yine Yılmaz’ın bir başka gerçekçi filmi Sürü yeni bir ivme kazandıracaktı.
12 Ocak 1981… Türkiye İşçi Partisi genel başkanı Behice Boran siyasal sürgün olarak Brüksel’de misafirimiz… Demokrasi İçin Birlik örgütümüzün yürüteceği kampanyalar üzerine görüşüyoruz… Belçika’nın Fransızca radyosu RTB’den bir telefon geliyor.
– Yılmaz Güney’in Sürü filmi Belçika Sinema Eleştirmenleri Birliği’nin büyük ödülüne layık görüldü. Radyoda bir tanıtım yapabilir misiniz?
Stüdyoya girip Yılmaz’ı, uğradığı baskıları ve de 1980 Darbesi’nin ardından uygulanan devlet terörünü anlatıyorum.
Cunta’nın terörü Sürü sayesinde Belçika medyasında gündeme oturuyor.
Belçika Sinema Eleştirmenleri Birliği’nden arıyorlar:
– Yılmaz Güney’in filmini ödüllendirdik, ama halen hapiste olduğunu söylüyorsunuz. Ödülü kime ve nasıl verebiliriz?
Büyük raslantı… Sürü’de başrolü oynayan Melike Demirağ ve eşi Şanar Yurdatapan o sırada Almanya’da sürgünde… Derhal kendileriyle temas kuruyorum ve Brüksel’deki törene Yılmaz Güney adına Melike Demirağ katılarak ödülü alıyor.
Tam bu olayın sevincini yaşarken Hürriyet Gazetesi’nin Avrupa baskısı geliyor… Manşet: “Acı Akıbet: Boran ve Gazioğlu artık ‘Türk değil!”
Birkaç gün sonra tüm medyada yeni bir haber: Şanar ve Melike de vatandaşlıktan atılıyor.
Bu uygulama onlarla da sınırlı kalmıyor, bir süre sonra Türkiye’yi terkeden Yılmaz Güney’in de dahil olduğu yüzlercemiz Cunta şefi Evren tarafından “kansızlar” diye suçlanarak vatansızlaştırılıyoruz.
Cannes’da büyük ödül alan Yılmaz artık 80 sürgünlerinin en önemli ismi… Konuşması için Avrupa’nın dört bir yanından çağrılar alıyor. Brüksel’de düzenlediğimiz bir toplantıya katılması için ısrar ediyoruz, ama o çoktan kendisinin en güçlü ifade aracı olan sinemada yeni bir ses getirmek için çalışmaya koyulmuş, Paris’ten ayrılamıyor…
Türkiye’deki mahpus çocukların dramını yansıtan Duvar filmini gerçekleştirmek için gece gündüz çalışıyor…
Bunun yanısıra Paris’te ardıarkası kesilmez direniş gecelerinin en güçlü hatibi… En son 1984’ün Newroz’unda yaptığı son konuşmayı anımsıyorum. Kürt özgürlük savaşının ergeç zafere ulaşacağını tüm dünyaya haykırıyordu:
“Ezilen sınıfların kardeşliği en güçlü silahlarımızdan biridir. Dost ve düşman herkes bilsin ki kazanacağız…Mutlaka kazanacağız…Bir köle olarak yaşamaktansa bir özgürlük savaşçısı olarak ölmek daha iyidir… Yaşasın Kürt-Türk, Acem ve Arap halklarının kardeşliği ve dayanışması…”
Ama Türkiye’deki mahpus yıllarında tedavi edilemeyen hastalığı bünyesini kemiriyor ve henüz 47 yaşında, en verimli çağındayken onu bizlerden kopartıp alıyor.
Yılmaz şimdi bir direniş simgesi olarak Paris komüncüleriyle birlikte ünlü Père Lachaise’de yatıyor…
Tıpkı Nazım Hikmet’in Moskova’daki Novodeviç Mezarlığı’nda yattığı gibi…
Sevgili Yılmaz’ı, Nazım Hikmet’in Benerci için yazdığı o muhteşem finalle anıyorum:
Bu giden
Bir
Biten
Şarkı değildir.
O
büyük
bir
ışık
gibi döğüştü.
kasketli
bir güneş
halinde düştü.

73 kez okundu.

YILMAZ GÜNEY’İ YURTDIŞINA KAÇIRAN İSVİÇRELİ; EDİ HUBSCHMİD, YOL-BİR SÜRGÜN HİKAYESİ

isvicre'de is kurma, isvicre'de evlenme, Isvicre'e oturum hakki, isvicre'de iltica, isvicre egitim sistemi, www.haberpodium.ch. İsviçre gündemi, haberpodium, isvicre vatandasligi, isvicre haberleri, isvicre gezi rehberi, isvicre'de nereler gezilir

 

Geçtiğimiz günlerde Winterthur Alevi Kültür Merkezi’nde, “Yılmaz Güney’in Yolu“ isimli bir etkinlik gerçekleştirildi. 3 gün süren etkinlik boyunca, Arkadaş, Sürü, Seyit Han, Umut isimli filmler gösterildi. Etinliğin son gününde, “Yılmaz Güney’in Yolu” isimli bir panel de düzenlendi. Yılmaz Güney’in filmlerinin ve çalışmalarının konuşulduğu panele Fatoş Güney ve Güney Filmcilik sorumlusu Serdar Doğan katıldı.

isvicre egitim sistemi, www.haberpodium.ch. İsviçre gündemi, haberpodium, isvicre vatandasligi, isvicre haberleri, isvicre gezi rehberi, isvicre'de nereler gezilir

Edi Hubschmid ile Yılmaz Güney üzerine…

Etkinliğin sürpriz konuğu ise Edi Hubschmid oldu. Yol filminin oluşumunda ve Yılmaz Güney’in yurtdışına kaçışında önemli bir rol oynayan İsviçreli yapımcı Edi Hubschmid, burada 2 yıl önce kaleme aldığı ve Almanca, Türkçe, Kürtçe, Soranice dillerinde bastırdığı “YOL-Bir Sürgün Hikayesi“ isimli kitabını da tanıttı.

Kitabında, 1980 ile 1984 arasındaki dönemde Yılmaz Güney ile ilgili özel anılarını anlatan Edi Hubschmid, Yılmaz Güney’in o dönem bulunduğu Isparta yarı açık cezaevinden nasıl izin alıp ayrıldığına ve Türkiye’den nasıl kaçtığına da ışık tutuyor.

“YOL-Bir Sürgün Hikayesi“

isvicre'de is kurma, isvicre'de evlenme, Isvicre'e oturum hakki, isvicre'de iltica, isvicre egitim sistemi, www.haberpodium.ch. İsviçre gündemi, haberpodium, isvicre vatandasligi, isvicre haberleri, isvicre gezi rehberi, isvicre'de nereler gezilir

Husên Duzen tarafından Türkçe ve Kürtçe’ye çevrilen, 2017 yılında da PPP Publishing Partners tarafından basılan kitap 224 sayfadan oluşuyor. Kitapta, çoğu Edi Hubschmid ve kardeşi Bruno Hubschmid tarafından çekilen 215 adet fotoğraf yer alıyor.

isvicre'de is kurma, isvicre'de evlenme, Isvicre'e oturum hakki, isvicre'de iltica, isvicre egitim sistemi, www.haberpodium.ch. İsviçre gündemi, haberpodium, isvicre vatandasligi, isvicre haberleri, isvicre gezi rehberi, isvicre'de nereler gezilir

Etkinlik sonrasında Edi Hubschmid ile mütevazi evinde buluştuk ve kitabın oluşumu üzerine konuştuk. Hubschmid’in evinde gözümüze ilk çarpan şey, ev duvarlarının Yılmaz Güney’in resimleri ve film afişleri ile kaplı olması oldu.

Hubschmid, Yılmaz Güney’in ölümünün üzerinden 35 yıl geçmesine rağmen, kitabı neden 2017 yılında bastırdığı şöyle anlatıyor;

“Kaçıştan sonra, bize yardım edenlerin güvenliği için 10 yıl kadar susmaya karar vermiştik. Sonraki yıllarda başka işlerim çıktı, 2003 yılında kanser hastalığına yakalandım.Tedaviden sonra yeniden sağlığıma kavuştum. Bu nedenlerle, daha önce çok istememe rağmen yazamadım kitabı. Bir süre sonra Yılmaz Güney’le ilgili tüm doküman ve fotoğrafları, yer ve zaman olarak, kronolojik sıralarına göre toplamaya başladım. 2017 yılında kitabı Almanca, Türkçe, Kürtçe dillerinde, 2018 yılında da Soranice dilinde yayınladım.

Kitabı kendi dilimde Almanca yazdım. Yazarken de kitabın Türkiye’de ilgiyle okunacağını düşünmüştüm. Ancak kitabı Türkiye’de Türkçe ve Kürtçe dillerinde yayınlayacak bir yayınevi bulamadım. Buna çok üzüldüm.“

isvicre'de is kurma, isvicre'de evlenme, Isvicre'e oturum hakki, isvicre'de iltica, isvicre egitim sistemi, www.haberpodium.ch. İsviçre gündemi, haberpodium, isvicre vatandasligi, isvicre haberleri, isvicre gezi rehberi, isvicre'de nereler gezilir

Edi Hubschmid, kitaptaki anlatısını; senaryosunu Yılmaz Güney’in yazdığı, yönetmenliğini ise Şerif Gören’in yaptığı “Yol“ filmi üzerinden temellendiriyor.

Yol filminin çekimleri sırasında 12 Eylül darbesinin gerçekleştiğini belirten Hubschmid, 1981 yılının Ocak – Nisan ayları arasında çekimlerin tamamlandığını, çekilmiş 25 bin metrelik filmin negatiflerinin kendisi tarafından kara yolu ile Türkiye’den gizlice çıkarıldığını ifade ediyor.

Yılmaz Güney ile ilk karşılaşma

Edi Hubschmid Yılmaz Güney ile ilk karşılaşmasını ise şöyle anlatıyor;

“1979’da Locarno Film Festivali’nde, ben ve Cactus Yapım ekibi “Sürü“ isimli filmi izledik. Çok etkilenmiştik bu filmden. Bu filmden sonra Yılmaz Güney ile çalışmalarımız başladı. O zamanlar Güney Filmi’nin buradaki temsilcisi Nihat Behram ile birlikte çalıştığı Canan Gerede idi. Daha sonra “Düşman” isimli film gündeme geldi. Bu filmi Teknik olarak tamir etmiş, birlikte yaptığımız çalışmalarımızı derinleştirmiştik.

isvicre'de is kurma, isvicre'de evlenme, Isvicre'e oturum hakki, isvicre'de iltica, isvicre egitim sistemi, www.haberpodium.ch. İsviçre gündemi, haberpodium, isvicre vatandasligi, isvicre haberleri, isvicre gezi rehberi, isvicre'de nereler gezilir
Foto: Bruno Hubschmid

Ekim 1980’de Türkiye’ye giderek Yılmaz’ı Isparta cezaevinde ilk kez ziyaret ettim. Polis gözetiminde, “gelecekte nasıl birlikte sinema filmi yaparız“ konusunu konuştuk. O dönem darbeden dolayı çok moralsiz ve üzgündü. Elinde olan ve yönetmenliğini yaptığı filmleri hakkında fikir alış verişi yaptık ve bu filmlerin negatiflerinin Londra’ya götürülmesine ve Yol filmi projesi icin birlikte calismaya karar verdik. “

isvicre'de is kurma, isvicre'de evlenme, Isvicre'e oturum hakki, isvicre'de iltica, isvicre egitim sistemi, www.haberpodium.ch. İsviçre gündemi, haberpodium, isvicre vatandasligi, isvicre haberleri, isvicre gezi rehberi, isvicre'de nereler gezilir
Foto: Bruno Hubschmid

Kaçış

Edi Hubschmid, cezaevlerindeki belirsizlik durumunun Yılmaz Güney’i yurtdışına çıkmaya zorladığını söylüyor ve Güney’in Türkiye’den Avrupa’ya kaçış sürecini şöyle anlatıyor;

“1980’in Ekim ayında, ailesiyle görüşmesi için birkaç günlüğüne bayram izni verilmişti. Bunu fırsat bilerek, Atina’dan Antalya’nın Kemer ilçesine bir tekne ile gittik.Türkiye’den çıkışımız bu tekne ile oldu.

isvicre'de is kurma, isvicre'de evlenme, Isvicre'e oturum hakki, isvicre'de iltica, isvicre egitim sistemi, www.haberpodium.ch. İsviçre gündemi, haberpodium, isvicre vatandasligi, isvicre haberleri, isvicre gezi rehberi, isvicre'de nereler gezilir
Foto: Bruno Hubschmid

Eşi ve çocukları için ayrı bir şey organize etmiştik. İsviçre’de bir film festivali olduğu düzmecesiyle; bu festivale Yılmaz Güney’in bir filminin de gösterileceğini, buraya Fatoş Güney’in de davet edildiğini söyledik. Bunun üzerinden İsviçre’ye vize almıştık. Fatoş ve çocuklar Zürich’e uçak ile ulaştılar. Maceralı bir yolculuktan sonra, biz de Yılmaz Güney ile birlikte İsviçre’ye ulaştık. Burada gazetelerden Yılmaz’ın İnterpol tarafından arandığını okuduk. Bu büyük bir sorundu. İsviçre’ye ulaşır ulaşmaz hemen “Yol” filminin montajına başladık. Ekim 1981’den 1982’nin Mart’ına kadar bu filmin montajı ile uğraştık ve filmi tamamladık.“

Altın Palmiye

Yol filmi 26 Mayıs 1982 yılında, Cannes Film Festivali’nin büyük ödülü olan Altın Palmiye’yi kazanır.

isvicre'de is kurma, isvicre'de evlenme, Isvicre'e oturum hakki, isvicre'de iltica, isvicre egitim sistemi, www.haberpodium.ch. İsviçre gündemi, haberpodium, isvicre vatandasligi, isvicre haberleri, isvicre gezi rehberi, isvicre'de nereler gezilir
Foto: Bruno Hubschmid

1980-1984 yılları arasında Güney ile birlikte çalışan, hem film negatiflerinin hem Yılmaz Güney’in yurtdışına çıkışına yardım eden Edi Hubschmid, Yılmaz Güney’in ödül törenine katıldığında bile İnterpol’ün onun peşinde olduğunu, ancak Fransa Cumhurbaşkanı döneminde İçişleri Bakanlığı yapan Gaston Defferre’nin Güney’e iltica hakkı tanıdığını söylüyor.

Yol 17 yıl sonra Türkiye’de

Türkiye’ye ilk kez Altın Palmiye kazandıran Yılmaz Güney, geri dönme çağrısına uymadığı gerekçesiyle 1983 yılında Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Bu vesile ile Fransa ona bir pasaport verdi.

isvicre'de is kurma, isvicre'de evlenme, Isvicre'e oturum hakki, isvicre'de iltica, isvicre egitim sistemi, www.haberpodium.ch. İsviçre gündemi, haberpodium, isvicre vatandasligi, isvicre haberleri, isvicre gezi rehberi, isvicre'de nereler gezilir
Foto: Bruno Hubschmid

Yol filmi ise Türkiye’de 17 yıl boyunca yasaklı kalırken, ülkesindeki ilk gösterimi 12 Şubat 1999’da gerçekleşebildi. Ölümünden 15 yıl sonra…

Edi Hubschmid kitabında, burada yer veremeyeceğimiz daha birçok detaya değiniyor. Kaçış yolculuğu boyunca yaşananlar, başta Hürriyet gazetesi olma üzere birçok gazetenin Güney’in kaçışı ile ilgili röportaj için yaptığı 50 bin dolar  teklif, “Bayram“ isminin nasıl “Yol“ ismine dönüştüğü, Altın Palmiye ödül töreni öncesinde ve sonrasında yaşananlar, Yılmaz Güney’in hastanede geçirdiği son zamanlar…

Dileyenler “YOL-Bir Sürgün Hikayesi“ isimli kitabı tüm kitapevlerinden, özellikle de exlibris.ch ve Amazon.com isimli online kitap satış sitelerinden sipariş edebilirler.

 

AYDIN YILDIRIM-ZÜRICH

92 kez okundu.