Tag: Nürnberg

ASM ( Avrupa Sürgünler Meclisi ) Yürütme Kurulu Almanya`nın Nürnberg kentinde toplandı

20201004_131008

NÜRNBERG- 03 Ekim 2020 tarihinde ASM ( Avrupa Sürgünler Meclisi ) Yürütme Kurulu Almanya`nın Nürnberg kentinde toplandı.

Seçildiğinden bu yana 5. Toplantısı gerçekleşen ASM YK toplantısı bir eksik üye ile toplandı. Korona Pandemisi süreci nedeniyle 4. Toplantısında aldığı kararların önemli bir kısmını pratik olarak hayata geçiremeyen ASM- YK , dün fiziken bir araya gelerek 5. Toplantısını gerçekleştirdi.

Türk devletinin baskıcı politikaları, yoğun tutuklama operasyonları ve coğrafyasında askeri saldırganlığı neticesinde artan Sürgünlüğün ve Göçlerin artarak devam ettiği bir konjuktürde toplanan ASM- YK sı, Türkiye, Kürdistan ve Orta Doğu coğrafyasından Avrupa`ya göç etmek zorunda bırakılan, Sürgüne zorlanan geniş yığınların sesi olabilmek ve hak ihlallerine mağruz kalan dışlanan, horlanan, Mülteci ve Sürgünlerle olanakları ölçüsünde dayanışmak, Siyasi çalışmaları nedeniyle Avrupa ülklerinde gerici baskı yasalarıyla baskı, tutuklamalar yaşayan politik sürgünlerle dayanışma içinde olmak ve interpol üzerinden sürdürülen baskıcı politikalara karşı mücadele etmeye devam ederek, kalıcı bir odak olmak gerektiği fikrinde ortaklaşarak kısa ve uzun vadeli bir çalışma planı oluşturulması gerektiği fikrinde birleşti.

Toplantıda gündemleştirerek kararlar alındı ve önümüzdeki süreçte bazı çalışmalar planlanlandı.

ASM Kongresinin 2 yılda bir yapılması kararı gereği Aralık 2020 tarihinde planlanan ASM Kongresinin ASM üylerine de danışılarak önümüzdeki yıla ertelenmesi, Salgın sürecinin sona ermesi ardından geniş katılımlı bir ASM Kongresinin organize edilmesi uygun bulunarak prensib kararı alındı.
SÜRGÜN Dergisi 2. Sayısının Aralık ayında çıkartılması ve koşullar elverdiğince dağıtımın yapılması. SÜRGÜN Dergisinin içeriğinde yer alacak konu ve yazıların dağılımı yapılarak, süreçle de alakalı olarak SÜRGÜN Dergisinin 500 adet basılması kararlaştırıldı.
Medya alanında TV `lerde SÜRGÜNLÜK konulu programlar yapılması kararlaştırılarak; Aralık 2020 Dünya İnsan Hakları günü çerçevesinde, ASM, İHDD, TÜDAY ve Barış Akademisyenleri Derneği temsilcilerinin davet edilerek “Avrupa`da Sürgünlük ve Sorunları” konulu bir canlı TV yayını yapılması planlanmıştır.
Avrupa`daki demokratik platformlarla ve eylembirlikleriyle çalışma programına ve hedeflerine denk düşecek şekilde ilişkilenilmesi, yer alınması ve desteklenmesi kararlaştırıldı.
ASM web sitesi, face, twitter gibi sosyal medya olanaklarının daha etkin kullanılmasına yönelik planlamalar yapılmıştır.

ASM ( Rat der ExilantInnen in Europa e.V ) olarak dernekler masasına kayıtlı omasi nedeniyle kamu yararına çalışan ve projeler üreten bir yapıda olmasından kaynaklı maliye`ye vergi muafiyeti için başvurulmasına karar verildi.
Korona sürecinin belirsizliği ve muhtemel süresi dikkate alınarak; Önümüzdeki süreçte, ASM üylerininde katılımının planlandığı Tele-Konferanslar yapılması yönünde hazırlıklar yapılması kararlaştırıldı.
Sıcak ve samimi bir ortamda ASM YK sı toplantısına  ev sahipliği yapan, Sevinç  ve Metin Ayçiçek`e  teşekür edilerek, verimli geçen toplantının ve alınan bazı kararlarının kamuoyuna duyurulması kararlaştırılarak toplantı sonlandırıldı.

155 kez okundu.

Ardenler’den Nürnberg’e tarihsel bir hesaplaşma- Doğan Özgüden

artigercek

Ardenler’den Nürnberg’e tarihsel bir hesaplaşma

Alman nazizminin yükselişine beşiklik etmiş güzel Alman kenti Nürnberg, aynı zamanda o nazizmin elebaşılarının mahkum edildiği yer olmuştu… Birilerine ders ola…

Doğan Özgüden

Avrupa Sürgünler Meclisi’nin geçen cuma akşamı Nürnberg’te düzenlediği sempozyumda sürgünlüğü dayatan koşullardan, özellikle kitlesel soykırımcı ve özgürlük düşmanı faşizan baskılardan bahsederken sadece Türkiye değil, benzeri uygulamaları yapan tüm ülkeleri, 20. yüzyılda tüm insanlığı iki kez dünya savaşına sürükleyen emperyalist güçleri, özellikle de Almanya’yı düşünüyordum.

Nasıl düşünmeyeyim ki, toplantının yapıldığı Nürnberg kenti, Hitler’in yönetim ve kitlesel gösteriler merkeziydi…  Nazi partisi NSDAP’nın ilk toplantıları 1923’te Münih’te, 1926’da Weimar’da yapılmışken, 1927’den itibaren Naziler her yıl sadece bu kentte bir araya gelmişlerdi. Hitler’in havlama ya da ulumayı andıran konuşmalarıyla tüm insanlığa kin, tehdit ve korku saldığı büyük mitingleri de Nürnberg’te gerçekleştirilmişti.

Dahası, tüm dünyayı kana bulayan Hitler, 1945’te Kızıl Ordu’nun Berlin’e girişi sırasında intihar ettikten sonra diğer Nazi elebaşılarından müttefiklerce yakalanabilenlerin yargılanması için Nazizm’in yükselişine beşiklik etmiş olan Nürnberg kenti seçilmiş, savaş galibi ABD, Sovyetler Birliği, İngiltere ve Fransa’nın görevlendirdiği yargıçlardan oluşan Nürnberg Uluslararası Ceza Mahkemesi, 20 Kasım 1945’den 1 Ekim 1946’ya kadar süren duruşmalar sonunda Hermann Göring’in de aralarında bulunduğu 12 sanık idama, 3’ü müebbet hapse, 4’ü de 10-20 yıl arası hapis cezalarına mahkum edilmişti. Hitler’in en yakın suç ortaklarından Göring idamına birkaç saat kala hücresinde intihar etmişti.

***

Çocukluk günlerimdi… Türkiye savaşa girmemişti ama “savaşa hazır olma” teyakkuzunun yarattığı terör ortamı, kıtlık, özellikle yaşadığım köylerde yoksul köylünün çektikleri belleğime asla silinmeyecek şekilde kazınmıştı. Bunları “Vatansız” Gazeteci kitabımda ayrıntılarıyla anlattım.

1944-45 yıllarında, okulsuz ara istasyonlardaki demiryolu emekçilerinin çocukları için Konya Garı’nın tam karşısında açılmış olan bir yatılı ilkokulda eğitim görüyordum. İlerici öğretmenlerimiz bizi savaşın gelişimi konusunda sürekli bilgilendiriyor, bazen değerlendirmelere bizleri de katıyordu.

Doğu cephesinde 1943’te Stalingrad’ın, 1944’te Leningrad’ın Kızılordu tarafından, aynı yıl batı cephesinde Fransa ve Belçika’nın büyük bölümünün, Normandiya Çıkartması’nı başaran Müttefik Kuvvetler tarafından Nazi işgalinden kurtarılmasını nasıl coşkuyla anlattıklarını unutmam mümkün değil.

Ne ki, bu sevinç yaşanırken 1944’ün son günlerinde Alman Ordusu’nun son bir debelenişle tüm güçlerini seferber ederek Belçika’nın Ardenler bölgesine girdiği, intikam duygusuyla bu yerlerde halka zulmettiği haberleri gelmişti.

Ama son silkinişler de fayda vermeyecek, Alman birlikleri kısa zamanda geri püskürtüldüğü gibi, Mayıs 1945 başında Kızıl Ordu’nun Berlin’e girip Reichstag’da kızıl bayrak dalgalandırmasıyla 12 yıllık Nazi kâbusu son bulacaktı.

Hitler başına neler geleceğini bildiği için Berlin’in düşmesinden iki gün önce metresiyle birlikte intihar etmiş, İtalya’nın faşist lideri Mussolini de ondan bir gün önce partizanlar  tarafından ele geçirilerek idam edilmişti.

Hitler yok olup Berlin düştükten sonra geride kalan Nazi erkânının Almanya’nın müttefiklere kayıtsız şartsız teslimini imzalamaktan başka yapabilecekleri bir şey kalmamıştı.

Çocukluğumun derin iz bırakan anılarındandır… Savaş boyunca herkes gibi biz yatılı okul çocukları da ekmek karneye bağlandığı için günde bir iki dilimle yetinmek zorundaydık, peynir, zeytin de sınırlıydı…. Bir sabah yemekhaneye indiğimizde gözlerimize inanamamıştık. Masalardaki ekmek sepetleri tepeleme doluydu. Beyaz peynir dilimleri sanki her zamankinden daha iri kesilmişti, zeytin taneleri de daha fazlaydı. Şaşkın şaşkın birbirimize bakarken nöbetçi öğretmen yüzünde coşkulu bir ifadeyle yemekhaneye dalmış, “Çocuklar” demişti, “nihayet Müttefikler düşmanı boğdu, Nazi Almanyası teslim oldu. Bunun şerefine bugün içine ekmek serbest… Dilediğiniz kadar yiyebilirsiniz.”

Ne ki ekmek sevincimiz uzun sürmemişti. Ertesi günden itibaren dilimler yine sayıyla gelmeye başlamıştı. Kıtlık ve karneli yaşam devam ediyordu… Ama savaşsız bir dünyada yaşama umudu her şeyi unutturuyordu.

***

Faşist diktatörlükler Almanya ve İtalya’da 75 yıl önce son bulmuştu ama faşizm kendi ülkem Türkiye’nin gündeminden hiç mi ama hiç eksik olmadı.

CHP’nin tek parti döneminde vatandaşın siyasal ve sosyal haklarını hiçe sayan devlet terörü İttihat ve Terakki’den müdevver Türk ırkçılığının yanı sıra 20’li yıllarda İtalya’da, 30’lu yıllarda Portekiz, İspanya ve Almanya’da kurulan faşist diktatörlüklerden ilham alınarak uygulamaya konulmamış mıydı?

Tüm gazetecilik yaşamında başımızda Damokles’in kılıcı gibi duran Türk Ceza Kanunu’nun 141 ve 142. maddeleri Mussolini’nin ceza yasasından kopya edilmemiş miydi?

1962 senesinde işçi sınıfının sendikal liderleri tarafından kurularak ülke siyasetine emekten yana yeni bir ses getiren Türkiye İşçi Partisi kitlesel bir güçe dönüşmeye başlayınca sadece resmen faşist MHP değil, iktidardaki AP de, ana muhalefetteki CHP de bu yeni sesi susturmak için seferber olmamışlar mıydı?

1965-66’da Akşam gazetesini yönetirken bu tehlikeye karşı kamuoyunu sürekli uyarmış, ayrıca faşizmin kaynaklarını, iktidara geliş yöntemlerini, tekelci sermaye tarafından nasıl desteklendiğini, insan haklarını ve özgürlükleri nasıl ihlal ettiğini açıklayan Faşizm* adlı bir kitap yazmıştım. İktidarın ve sermaye çevrelerinin baskısıyla gazete yönetiminden uzaklaştırılmamın başlıca nedenlerinden biri bu kitabın Akşam Kitap Kulübü tarafından yayımlanmasıydı.

Alman faşizmine beşiklik ve hattâ başkentlik etmiş olan Nürnberg’e altı saat süren tren yolculuğunda bunlar film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyordu.

Ayrıca, Nürnberg toplantısına giderken geride bıraktığımız Belçika tam da o gün Nazi Ordusu’nun Ardenler’e saldırısının 75. yıldönümü dolayısıyla dört gün sürecek olan anma etkinliklerini başlatıyordu. Özellikle bölgenin merkezi durumunda olan Bastogne’daki etkinliklere sadece Belçika’nın değil, Avrupa’nın dört bir yanından, hattâ Amerika’dan onbinlerce insanın gelmesi bekleniyordu.

Ardenler’de Hitler’in ordusuna kahredici son darbe vurulmuştu, varacağımız Nürnberg’te ise Hitler’in en yakın cürüm ortakları layık oldukları cezalara çarptırılmışlardı.

Bu nedenle olsa gerek, cuma akşamı sürgünler sempozyumundaki konuşmalar bittikten sonra Avrupa Sürgünler Meclisi yöneticisi arkadaşlarla sohbet ederken program dışı bir istemde bulundum:

“Yarın sabah erken saatlerde trenle Brüksel’e döneceğiz…Ama ahir-i ömrümde Hitler’in bir zamanlar tüm dünyaya dehşet saldığı ünlü Nürnberg miting alanlarını ve cürüm ortaklarının mahkum edildiği Nürnberg Uluslararası Ceza Mahkemesi binasını uzaktan da olsa görmeden olmaz…

Sağ olsun, Sinan Aydın arkadaşımız, Brüksel trenini kaçırmayalım diye sabahın köründe İnci’yle beni otelden alarak tüm bu alanlara götürdü. Ziyaret saati olmadığı için 11 kilometrekarelik mitingler alanında bulunan ünlü Kongre Salonu’nu da, Nazilerin yargılandığı Adalet Sarayı’nı da ancak dışarıdan görebildik.

***

Nazi mitingleri alanını gezerken ister istemez 21. yüzyılda ülkemizin başına bela olan Türk-İslam faşizminin Yenikapı mitinglerini, Adalet Sarayı’nın önünde duraklarken yine Türk-İslam faşizmi liderlerinin günü geldiğinde nerede yargılanabileceğini düşündüm.

Brüksel’den ayrılmadan önce bilgisayarıma Tutuklu Hukukçular Girişimi’nin dehşet verici sayılarla dolu 10 Aralık 2019 tarihli bir raporu ulaşmıştı.

2016 çakma darbesinden sonra 559.064 kişi yasadışı örgütlerle ilişkide oldukları gerekçesiyle kovuşturmaya tabi tutulmuş, 27’si milletvekili olmak üzere 261.700 kişi gözaltına alınmış, bunlardan 91.283’ü tutuklu olarak yargılanmış.

Tutuklananlar arasında Anayasa Mahkemesi’nin iki üyesi, 193 Yargıtay üyesi, 2.360 yargıç ve savcı, 562 avukat ve 308 gazeteci bulunuyor.

Aynı dönemde 90’ı belediye başkanı olmak üzere 146.713 kamu görevlisi, 4.463 yargıç ve savcı, 8.693 akademisyen, 6.687 doktor ve sağlık görevlisi, 44.392 öğretmen görevden uzaklaştırılmış.

Devlet terörüne ilişkin bir başka veri:

Adalet Bakanlığı’nın 13 Eylül 2019 tarihli resmi açıklamalarına göre, AKP iktidarı 2006 ve 2019 yıllarını kapsayan 14 yıllık süreçte 178 yeni cezaevi açmış. Sadece bu yılın ilk dokuz ayı boyunca açılan yeni cezaevi sayısı 14… Türkiye’de halen 272 kapalı, 76 açık cezaevi, 4 çocuk eğitim evi, 9 kadın kapalı, 7 kadın açık ve 7 çocuk kapalı cezaevi olmak üzere toplam 375 cezaevi bulunuyor. Cezaevlerinde yatanların toplam sayısı ise 264 bin…

Tayyip Erdoğan’ın 14 yılda inşa ettirdiği 178 yeni cezaevi içinde kuşkusuz en görkemlisi, Türk medyasında verilen rütbe sıralamasına göre büyüklük ve ihtişamda Kuala Lumpur, Manchester, Los Angeles, Antwerp, Rotterdam, Dublin, Birmingham adalet saraylarını da geride bırakarak birinci sıraya oturan İstanbul Anadolu Adalet Sarayı…

60’lı ve 70’li yıllarda haftanın nerdeyse her günü yargılanmak için koridorlarında saatlerce beklediğim, Ant Dergisi’ne yetiştirmek için yazılarımı Hermes Baby daktilo makinesiyle mahkeme kapısında yazdığım Sultan Ahmet’teki adliye sarayı artık tarihe karışmış,

Yine Türk medyasının verdiği bilgilere göre 360 bin metre kare alana yayılmış İstanbul Anadolu Adalet Sarayı 297 adet duruşma salonu, 326 adet savcısı odası, 22 adet başsavcı vekili odası, 30 adet müfettiş odası, 50 adet icra dairesiyle gerçekten göz kamaştırıyor.

Nürnberg’te içine giremediğimiz, karşıdan seyretmekle yetindiğimiz adalet sarayı dıştan bakışta sıradan bir devlet dairesi… Özgürlükleri ve insan haklarını boğazlamaktan sanık Nazi suçluları bu binanın 600 numaralı duruşma salonunda yargılanmış ve bu salon tarihe geçmiş… Günümüzde de bu 600 numaralı duruşma salonunda ağır ceza gerektiren cinayet davalarına bakılmaktaymış.

Türkiye’de gün gelir de, özgürlükleri ve insan haklarını boğazlamaktan sanık Türk-İslam faşizmi suçluları yaptıklarının hesabını vermek zorunda kalırlarsa, yargılanacakları yer herhalde ne bir zamanların külüstür Sultan Ahmet Adliyesi gibi, ne de evkaf dairesi görünüşündeki Nürnberg Adliyesi gibi bir yer değil, mutlaka ve mutlaka kendi kurdukları o dünyanın en görkemli adalet sarayı olan İstanbul Anadolu Adalet Sarayı olacaktır.

19/12/2019

26 kez okundu.

Almanya’da ‘Sürgünler Sempozyumu’ gerçekleşti

surgunler-0579694561_204529077236221_3148663086160805888_o

Avrupa Sürgünler Meclisi (ASM) tarafından Almanya’nın Nürnberg kentinde düzenlenen Sürgünler Sempozyumu’na yoğun ilgi gösterildi.

2012 yılında Almanya’nın Köln kentinde geniş bir katılımla kurulan Avrupa Sürgünler Meclisi (ASM) tarafindan düzenlen Sürgünler Sempozyumu, Teslim Töre ve İbrahim Çetinkaya şahsında sürgünde yitirilenler ile Aralık ayında Maraş, Roboski ve Hapishanelerde katledilenlerin anısına saygı duruşuyla başladı.

ASM eş sözcüsü Mahmut Özkan‘ın açılış konuşması ardından, 2012 yılından bu yana sürdürülen Sürgün çalışmalarından görüntülerin yer aldığı bir Sinevizyon gösterildi.

1971 yılından beri Belçika’da sürgünde yaşayan ve belgesel özelliğini taşıyan bir kitap olarak değerlendirilen ‘Vatansız Gazeteci’nin yazarı Doğan Özgüden ve KHK’ler ile üniversiteden atılan ve çalışmalarına Almanya’da devam eden ‘Barış Akademisyenleri’nden Latife Akyüz katıldı.

Sürgünler Sempozyumu”nda; Avrupa’da Sürgünlük tarihi ve TC tarihinde soykırım, katliam ve Sürgüne zorlanmış halklar tarihi yanında, günümüzde AKP iktidarı döneminde KHK süreci ve yurtdışına sürgün ve göç konuları konuşuldu.

Programda konuşmacı olarak ismi yazılı olan yazar, yayıncı, çevirmen, ve insan haklari aktivisti Ragıp Zarakolu ise sağlık sorunlarından kaynaklı Sürgünler Sempozyumu’na katılamayarak bir dayanışma mesajı yolladı.

Sunumlar ardından dinleyicilerden gelen sorulara cevaplar verildi. 

ASM eş sözcülerinden yazar Metin Ayçiçek‘in kapanış konuşmasıyla Sürgünler Sempozyumu sonlandırıldı.

Etkinlik dinleyiciler tarafından ilgiyle izlendi.

asm_3Screenshot_20191214-155653_Chrome

 

 

90 kez okundu.

Nürnberg`de “Sürgünler Sempozyumu”`na çağrı !

asm-sempozyum-nu%cc%88rnbergasm-almanca-afis%cc%a7-1

Avrupa Sürgünler Meclisi yaşanan ve yaşanacak olan süreci değerlendirip, üretebilecekleri çözüm önerileri doğrultusunda, 13 Aralık 2019 Cuma günü saat 18.00`de Almanya’nın Nürnberg kentinde bir Sempozyum gerçekleştirecektir.
Sempozyumda konuşmacı olarak katkı verecek olan değerli katılımcılar; yaşamlarını ülkeleri dışında sürdürmek zorunda bırakılan Sürgünde Gazeteci ve Yazar Doğan Özgüden, Yayıncı-Yazar Ragıp Zarakolu, Akademisyen Latife Akyüz. Katılımcılar sürgün-mülteci sorununu değişik boyutlardan ele alarak sorunun açılımına katkı sunacaklardır.

Osmanlı`nın son süreçlerinden günümüze TC devletince çeşitli milliyetlerden halklarımıza, düşünürlere, muhaliflere, aydınlara karşı aralıksız sürdürülen baskı, katliam, soykırım, işkence ve sürgüne zorlamaların tarihsel sürecini ve günümüzde Avrupa`ya göç etmek zorunda kalmış sürgünlerin sorunlarını değerlendirerek, birlikte mücadele olanaklarını tartışacağımız Sempozyuma, tüm sürgünleri ve devrimci, demokrat tüm kesimleri katılmaya ve destek olmaya çağırıyoruz.

AVRUPA SÜRGÜNLER MECLİSİ

YÜRÜTME KURULU

 

Avrupa Sürgünler Meclisi’nin değerli üyeleri,

Değerli sürgünler ve sürgün dostları,

Dünya ölçeğinde günümüzün en önemli sorunlarının başlarında yer alan sürgünlük ya da yaygın kullanımıyla mültecilik olayı, tarihin tanık olduğu ve yazdığı bütün trajedilerden daha acılarını neredeyse her gün ve her saat yaşatarak sürüyor. Bilimsel sosyal araştırmalar da gösteriyor ki, insanlığın büyük utancı olan bu olgu önümüzdeki yıllarda da, daha büyük bir ivme ve kitlesellik kazanarak sürmeye devam edecektir.

Dünya bütününde kapitalist-emperyalist sistemin yarattığı eşitsiz gelir dağılımı; yoksullaştırılmış ülkelerin, başta enerji kaynakları olmak üzere maddi zenginliklerinin bütününe el koyma amacıyla üretilen yapay iç savaşlar; dünyanın emperyalist güçlerinin bölgesel hegemonya kurmak amacıyla sudan bahanelerle ürettikleri sıcak savaş saldırganlığı; emperyalizmle işbirliği içerisinde rant kapmaya çalışan açık diktatoryal sistemler insan varlığını hiçe sayarak, bu olguyu “kendi kontrollerinde” sürdürmekte bir sakınca görmemektedirler.

Oysa dünyanın açları, yoksulları, kendilerini bu insanlık dışı yaşama mahkûm eden ve varlıkları sayılabilecek kadar az olan bir avuç tekelci milyarderden binlerce kat daha büyük bir çoğunluğu oluşturmaktadırlar.

***

Resmi enflasyon rakamları 16 yılda yaklaşık 4 kat, buna karşın açlık sınırı rakamları yaklaşık 5 kat artış gösteren Türkiye, bir yanda ülkede kendine muhalif olan özgürlük yanlısı kitleleri sürgüne zorlayarak mağdur ederken, öte yandan emperyalist devletlerin,IŞİD barbarlığının ve Türk devletinin askeri işgalciliği sonucu bölgesel savaştan can derdiyle kaçan savaş mağduru Suriyeli sığınmacıların avrupa devletlerine zorunlu gelişi devam etmektedir.

Türkiye’de, sistemin neden olduğu ekonomik-politik sosyal kriz ve bölgesel saldırganlık politikasının sonuçlarından biri olarak ortaya çıkan, değişik halk, inanç ya da kültürden milyonlarca insanı kapsayan bu kitlesel göç yolcuları, önemli bir kısmı denizlerde kaybolarak, belirsiz geleceklere doğru umut yolculuklarına çıkmaktan başka bir çözüme sahip değillerdir.

Türkiye ve Kürdistanlılar da bu insanlık dramını bütün boyutlarıyla yaşamaktadırlar. Alman İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre 2019 yılının sadece Ocak-Haziran ayları arasında Almanya’ya toplam 72 bin 953 iltica başvurusu yapıldı.

Yılın bu ilk altı ayında Almanya’da Türkiyeli olarak kaydedilen başvurular çokluğuna göre sıralamada Suriye, Irak, Nijerya ve Afganistan’dan sonra 5. sırada yer aldı. B zaman diliminde Türkiye’den Almanya’ya 4 bin 969 iltica başvurusu yapıldı. Bu sayı bir önceki yılın aynı dönemine göre % 15’lik bir artışı gösteriyor.

Avrupa Sürgünler Meclisi yaşanan ve yaşanacak olan süreci değerlendirip, üretebilecekleri çözüm önerileri doğrultusunda daha etkili çalışmalar yapabilmek için projeler geliştirmeyi amaçlamaktadır.

ASM, bu çerçevede 13 Aralık 2019 tarihinde Almanya’nın Nürnberg kentinde bir sempozyum gerçekleştirecektir. 

2012 Aralık ayında ilk adımları atılan Avrupa Sürgünler Meclisi, Avrupa’da yaşanan bu insanlık dramında sürgünler-mülteciler yanında yer alarak tarihsel sorumluluğunun gereğini her koşulda yapmaya kararlıdır.

Saygılarımızla,

AVRUPA SÜRGÜNLER MECLİSİ

YÜRÜTME KURULU

 

 

256 kez okundu.

ASM,13 Aralık 2019 tarihinde Nürnberg`de uluslararası sempozyum gerçekleştirecek

Avrupa Sürgünler Meclisi’nin değerli üyeleri,

Değerli sürgünler ve sürgün dostları,

Dünya ölçeğinde günümüzün en önemli sorunlarının başlarında yer alan sürgünlük ya da yaygın kullanımıyla mültecilik olayı, tarihin tanık olduğu ve yazdığı bütün trajedilerden daha acılarını neredeyse her gün ve her saat yaşatarak sürüyor. Bilimsel sosyal araştırmalar da gösteriyor ki, insanlığın büyük utancı olan bu olgu önümüzdeki yıllarda da, daha büyük bir ivme ve kitlesellik kazanarak sürmeye devam edecektir.

Dünya bütününde kapitalist-emperyalist sistemin yarattığı eşitsiz gelir dağılım; yoksullaştırılmış ülkelerin, başta enerji kaynakları olmak üzere maddi zenginliklerinin bütününe el koyma amacıyla üretilen yapay iç savaşlar; dünyanın emperyalist güçlerinin bölgesel hegemonya kurmak amacıyla sudan bahanelerle ürettikleri sıcak savaş saldırganlığı; emperyalizmle işbirliği içerisinde rant kapmaya çalışan açık diktatoryal sistemler insan varlığını hiçe sayarak, bu olguyu “kendi kontrollerinde” sürdürmekte bir sakınca görmemektedirler.

Oysa dünyanın açları, yoksulları, kendilerini bu insanlık dışı yaşama mahkûm eden ve varlıkları sayılabilecek kadar az olan bir avuç tekelci milyarderden binlerce kat daha büyük bir çoğunluğu oluşturmaktadırlar.

***

Resmi enflasyon rakamları 16 yılda yaklaşık 4 kat, buna karşın açlık sınırı rakamları yaklaşık 5 kat artış gösteren Türkiye, bir yanda ülkede kendine muhalif olan özgürlük yanlısı kitleleri sürgüne zorlayarak mağdur ederken, öte yandan kendi sisteminin ürettiği bölgesel savaştan can derdiyle kaçan savaş mağduru Suriyeli sığınmacıları Batı’ya satmaya çalışan insan tacirliği yapmakta bir beis görmemektedir.

Türkiye’de, sistemin neden olduğu ekonomik-politik sosyal kriz ve bölgesel saldırganlık politikasının sonuçlarından biri olarak ortaya çıkan, değişik halk, inanç ya da kültürden milyonlarca insanı kapsayan bu kitlesel göç yolcuları, önemli bir kısmı denizlerde kaybolarak, belirsiz geleceklere doğru umut yolculuklarına çıkmaktan başka bir çözüme sahip değillerdir.

Türkiye ve Kürdistanlılar da bu insanlık dramını bütün boyutlarıyla yaşamaktadırlar. Alman İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre 2019 yılının sadece Ocak-Haziran ayları arasında Almanya’ya toplam 72 bin 953 iltica başvurusu yapıldı.

Yılın bu ilk altı ayında Almanya’da Türkiyeli olarak kaydedilen başvurular çokluğuna göre sıralamada Suriye, Irak, Nijerya ve Afganistan’dan sonra 5. sırada yer aldı. B zaman diliminde Türkiye’den Almanya’ya 4 bin 969 iltica başvurusu yapıldı. Bu sayı bir önceki yılın aynı dönemine göre % 15’lik bir artışı gösteriyor.

Alman Federal Göç ve Mülteci Dairesi’nin (Bamf) verilerine göre, Türkiye’de 2016 Temmuz’undaki “sözde” darbe girişiminden bu yana Türkiyeli iltica başvurusu sürekli artış eğilimini koruyarak sayıyı 2016’da 5 bin 742‘den, 2017’de 8 bin 483‘e, 2018’de ise 10 bin 655’e yükselmişti.

***

Avrupa Sürgünler Meclisi’nin değerli üyeleri,

Değerli sürgünler ve sürgün dostları,

Avrupa Sürgünler Meclisi yaşanan ve yaşanacak olan süreci değerlendirip, üretebilecekleri çözüm önerileri doğrultusunda daha etkili çalışmalar yapabilmek için projeler geliştirmiştir.

asm-sempozyum

ASM, bu çerçevede 13 Aralık 2019 tarihinde Almanya’nın Nürnberg kentinde uluslararası bir sempozyum gerçekleştirecektir. Sempozyuma katılacak değerli konuklarımızın katılımlarının kesinleştirilmesinden sonra kamuoyuna ve Avrupa Sürgünler Meclisi üyelerimize elbette daha geniş bilgi aktarılacaktır. Katılımcılar sürgün-mülteci sorununu değişik boyutlardan ele alarak sorunun açılmana katkı sunacaklardır.

2012 Aralık ayında ilk adımları atılan Avrupa Sürgünler Meclisi, Avrupa’da yaşanan bu insanlık dramında sürgünler-mülteciler yanında yer alarak tarihsel sorumluluğunun gereğini her koşulda yapmaya kararlıdır.

Saygılarımızla,

AVRUPA SÜRGÜNLER MECLİSİ

YÜRÜTME KURULU ADINA

İ. Metin Ayçiçek

Mahmut Özkan

 

 

 

112 kez okundu.