Tag: Metin Ayçiçek

Medya TV`de SÜRGÜN Tarihi ve Sorunları Tartışıldı

 

surgunler

17 Ocak 2021 pazar günü Medya Haber TV’de gazeteci-yazar Koray Düzgören‘in hazırlayıp sunduğu, Sürgünler Meclis Eş Sözcüsü Yazar Metin Ayçiçek,  Sürgünler Meclisi üyesi Dr. Banu Büyükavcı ve sürgünde 50’inci yılına giren gazeteci- yazar Doğan Özgüden’in konuşmacı olarak katıldığı programda Osmanlı’nın son süreçlerinden günümüze TC devletince çeşitli milliyetlerden halklara, muhaliflere, düşünürlere, aydınlara karşı aralıksız sürdürülen baskı, katliam, soykırım, işkence ve sürgünlerin, göçe zorlamaların tarihsel süreci ve günümüzde Avrupaya göç etmek zorunda kalmış sürgünlerin sorunları değerlendirildi.

ASM eş sözcüsü ve üyelerinin konuşmacı olarak yer aldığı, 1 saat süren Medya Haber TV yayını yayın geniş kesimlerce ilgiyle izlendi.

 

http://www.medyahaber.info/halklarin-tarihi-17-01-2021/?fbclid=IwAR30XfYFTjwL-q6ba5zRGV6ETJpi3TsZSwzXlUV27NQT4_t8O0LAgc_8FFw

34 kez okundu.

Almanya’da ‘Sürgünler Sempozyumu’ gerçekleşti

surgunler-0579694561_204529077236221_3148663086160805888_o

Avrupa Sürgünler Meclisi (ASM) tarafından Almanya’nın Nürnberg kentinde düzenlenen Sürgünler Sempozyumu’na yoğun ilgi gösterildi.

2012 yılında Almanya’nın Köln kentinde geniş bir katılımla kurulan Avrupa Sürgünler Meclisi (ASM) tarafindan düzenlen Sürgünler Sempozyumu, Teslim Töre ve İbrahim Çetinkaya şahsında sürgünde yitirilenler ile Aralık ayında Maraş, Roboski ve Hapishanelerde katledilenlerin anısına saygı duruşuyla başladı.

ASM eş sözcüsü Mahmut Özkan‘ın açılış konuşması ardından, 2012 yılından bu yana sürdürülen Sürgün çalışmalarından görüntülerin yer aldığı bir Sinevizyon gösterildi.

1971 yılından beri Belçika’da sürgünde yaşayan ve belgesel özelliğini taşıyan bir kitap olarak değerlendirilen ‘Vatansız Gazeteci’nin yazarı Doğan Özgüden ve KHK’ler ile üniversiteden atılan ve çalışmalarına Almanya’da devam eden ‘Barış Akademisyenleri’nden Latife Akyüz katıldı.

Sürgünler Sempozyumu”nda; Avrupa’da Sürgünlük tarihi ve TC tarihinde soykırım, katliam ve Sürgüne zorlanmış halklar tarihi yanında, günümüzde AKP iktidarı döneminde KHK süreci ve yurtdışına sürgün ve göç konuları konuşuldu.

Programda konuşmacı olarak ismi yazılı olan yazar, yayıncı, çevirmen, ve insan haklari aktivisti Ragıp Zarakolu ise sağlık sorunlarından kaynaklı Sürgünler Sempozyumu’na katılamayarak bir dayanışma mesajı yolladı.

Sunumlar ardından dinleyicilerden gelen sorulara cevaplar verildi. 

ASM eş sözcülerinden yazar Metin Ayçiçek‘in kapanış konuşmasıyla Sürgünler Sempozyumu sonlandırıldı.

Etkinlik dinleyiciler tarafından ilgiyle izlendi.

asm_3Screenshot_20191214-155653_Chrome

 

 

102 kez okundu.

Münih`te Devrimci Tutsaklara Özgürlük istendi !

asm-mu%cc%88nih-demo

Almanya’da çok sayıda kurum, TKP/ML davasından  25 Haziran`da yeniden tutuklanan 3 devrimci için 8 Temmuz’da Münih Mahkemesi önünde kitlesel bir miting ve basın açıklaması düzenleyerek tutsak devrimcilere özgürlük istediler.

8 Temmuz’da Münih Yüksek Bölge Mahkemesi önünde saat 12.30’de  başlayan basın açıklamasına kalabalık bir kitle katılarak  tutuklamaları protesto etti.

Saat 12:30’da başlayan Mitingde Courage, MLPD, SYKP, PARTİZAN, ASM, AGEB, İTİF, ATİGF, MOR-KIZIL KOLEKTİF, 8 Mart Kadın Platformu Nürnberg temsilcileri tutsakları sahiplenen ve Alman emperyalizminin saldırgan politikalarını yargılayan içerikte Almanca ve Türkçe konuşmalar gerçekleştirip, katılım sağlayarak devrimci dayanışmanın güzel bir örneğini sergilediler.

ASM eş sözcülerinden Metin Ayçiçek`te miting`de bir konuşma yaparak sürgünde tutsakların hukuksuzca tutuklanmalarına karşı çıktıklarını belirterek, bugüne kadar olduğu gibi bundan böylede tutsak devrimcilere ASM olarak sahip çıkacaklarını belirtti.

 pvpsmjnaofmmif3mbd-q-300x146

54 kez okundu.

Yeniden “sürgün” kavramı üzerine? – Metin Ayçiçek

surgunSürgünlük, “insanların doğdukları toprakları ya da yaşam alanlarını terk etmek zorunda bırakma ya da bıraktırma hali” dir.

Genele yazacaktım vaz geçtim. Yazdığımı bari özelden sizinle paylaşayım.

Yukarıdakileri okuyup anladık. Bu sadece bir bildiri düzeyinde. Avrupa’daki sürgünler kimlerdir? TR’ye gidip gelebilen o kadar ‘sürgün’ var ki. Bunlar nasıl sürgündür? Bu konuyu sulandırmamak için sürgün kavramını doğru konumlandırmak lazım. Ben 12 Eylül’le birlikte halen sürgünüm ve bu süre içinde TR ile de hiçbir bağım, ilişkim olmamıştır. ASM yapılanması sadece konsey düzeyinde, bildiri yayınlamakla mı zamanını geçirmekte? Mesela bu yapılanma neden gerçek politik sürgünlere ulaşamaz ve sorunları açıklıkla tartışılamaz. Örneğin ülke vatandaşı olmamla birlikte diğer bir ülkeye gitmekte gerçekten huzursuzluk duyuyorum. Çünkü 40 yıl sonra tutuklanma sorunu güncel ve ciddi bir sorun. Bu Tayyip uygulamaları sayesinde.

Neyse daha sonra yazışmak dileğiyle.” ( Face üzeri yollanan bir kritik)

 

Değerli dost,

Öncelikle düşüncelerini ilettiğin için çok teşekkür ederim. Kıdemli bir sürgün olduğun için bu konuya ilişkin düşüncelerini ciddiye alarak birkaç kez okuduktan sonra yanıt vermek istedim. Böylece konu üzerine ortaya attığın soruları bahane ederek konuya ilişkin tartışmaları bir kez daha yinelemek ve yenilemek olanağı benim için de doğmuş oldu. Bu nedenle sana bir teşekkür daha borcum var.

Yeniden “sürgün” kavramı üzerine?

Sürgün ya da sürgünlük üzerine çalışma yapanların en fazla karşılaştıkları tartışma konusu, söz konusu tanımın kapsamına ilişkindir. Bu tartışma, “sürgün ne demektir?” diye başlar. Ve doğal olarak birçok politik ya da sosyolojik kavramda olduğu gibi bu kavramın açılımında da farklı nedenlere bağlı olarak farklı sonuçları ulaşmak sıkça karşılaşılan bir durumdur. Kimi zaman göçün gerçekleştirildiği alan ya da gerçekleştirilme iradesinin kaynağı üzerinden ayrıştırılır ve bizi iç göç, dışa göç, gönüllü göç, zorunlu göç (göçe zorlama, göçertme) gibi kavramların içerisinde boğuşmaya mahkûm eder. Kimi zaman mültecilik olayıyla birlikte ele alınarak değerlendirilip “sürgün mü kaçkın mı?” tartışmalarının dar alanı altında yok edilir. Altında yatan nedenler değerlendirilmeden sadece olayın “bir yerden başka bir yere taşınmak” gibi gerçekleşme biçimi üzerinden yapılan basitleştirilmiş tartışmalar içerisine sıkıştırılarak, örneğin işçi göçü ile zorunlu sürgünlük tanımlarını buluşturan birleştiren ortaklıklar kaybedilir, görülmez.

Sürgün ve sürgünlük kavramlarının böylesine yoğun tartışmalara neden olması elbette bu sözcüğün içeriğinin çok boyutlu olmasından kaynaklanmaktadır. Biliyoruz ki kavramlar da canlıdır. İnsanlığın hak ve özgürlük bilincinin gelişimine paralel olarak sadece “göç ve göçmenlik” kavramları değil, “sürgün ve sürgünlük” tanımları da her çağda kapsamlarını biraz daha genişleterek farklılaşmıştır. Bu anlamda kavramsal boyutta ‘sürgün” tanımı da çağlarla yaşayan, başka bir deyişle toplumların gelişkinlik düzeyine göre zaman içerisinde değişen bir içeriğe sahiptir. İnsanın toplumsal yaşamının daha çok avcılığa bağlı ilk evrelerinde, av olanakları bakımından yoksullaşan toplulukların, yaşamlarını sürdürmek ya da yaşam kalitesini korumak için daha zengin av olanaklarına sahip alanlara göç ettiklerini biliyoruz. Henüz sınıflı toplumların oluşmadığı toplumlarda bile geçim kaynaklarının zenginliğine bağlı olarak bölge seçimlerinde kabile toplulukları birbirini beslenme alanlarından söküp atmak için gerçekleştirilen savaşlar vardı. Ve bu savaşlarda yenilen topluluklar “yaşamlarını sürdürdükleri beslenme alanlarını terk etmek zorunda” kalmışlardır.

Sınıflı toplumlarda egemen sınıfın elinde olan iktidar gücü ise sürgünlük kavramına politik ve hukuksal biçimleri de katarak genişletmiştir. İnsanlığın özgürlük ve hak bilinci geliştikçe toplumsal bazı olguların da gerçekte sürgün ve sürgünlük olayıyla doğrudan bağlantılı olduğu gerçeğini su yüzüne çıkarttı. Örneğin sosyolojide “mahalle baskısı” olarak tanımlanan gücün egemen inanç, etnik ya da kültürel ayrımcılıkla birleşmesiyle ortaya çıkan dışlama, azınlıkta olana yaşam hakkı tanımadığı zaman azınlıkların yaşam alanlarını “terk etmek zorunda kalmaları” da sürgün tanımı içerisine girmeye başladı.

Osmanlı’da Nefy olarak adlandırılan ve Cumhuriyet’te Türk Ceza Kanunu içinde de kendini devam ettiren, “yasalar içerisinde ceza olarak tanımlanmış bir uygulama” olarak da sürgünlükten söz edilebilir.

Bu nedenle Avrupa Sürgünler Meclisi 2013 yılında hazırladığı ve 2. Kongresinde kabul edilen programında şu şekilde tanımlanmıştır:

“ – Sürgünlük, sosyal, politik, inançsal farklılıklar veya savaşlar ve benzeri nedenlerle ya da doğal afetlerle gerekçelendirilerek insanların doğdukları toprakları ya da yaşam alanlarını terk etmek zorunda bırakma ya da bıraktırma halidir. Kendi iradesi dışında bir dayatma olarak bu hal içinde yaşamak zorunda bırakılan kişi ise, sürgün olarak tanımlanır.

Sürgün veya sürülme olayı, ulus devletlerin ortaya çıkışmasıyla geniş kapsamlı ve planlı bir hal almış olsa da, insanlık tarihinin sadece bir dönemine ait bir uygulama değildir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi gibi uluslararası sözleşmelere karşın, günümüz dünyasında da halen milyonlarca insan varlıklarına ve kimliklerine karşı iç ve dış baskılarla karşı karşıya bırakılarak topraklarını terk etmeye, sürgün yaşamına zorlanmaktadır.” (ASM Programı.)

O halde, nedeni ne olursa olsun sürgünlük, “insanların doğdukları toprakları ya da yaşam alanlarını terk etmek zorunda bırakma ya da bıraktırma hali” dir. Bu anlamda Ermeni, Asuri-Süryani, Rum, Laz soykırımları ve tehcirler de, “Mübadele” adı altında gerçekleştirilen zorunlu göçertme de; Kürt ya da Alevi katliamları sonrasında zora dayalı uygulamalar olan tehcir, mecburi iskan halleri ya da “katliamdan kaçma, yaşamını kurtarma iradesiyle” toprakların terk edilmesi de, göçe zorlama, sürme, sürgünlük ve sürgün halleridir. Görece olarak var olan özgürlükleri ve demokratik hakları rafa kaldıran diktatörlükler sürecinde düşüncelerini özgürce açıklayamama, kendini özgürce ifade edememe nedeniyle yaşam alanlarını ya da ülkesini terk etmek zorunda kalma halleri de sürgünlük halleridir.

Bireysel olarak “sürgün” politik aktivist olabileceği politik aktivite içerisinde olmayan bir kişi de olabilir. Bu bireyin “sürgün” olma vasfını değiştirmez. Ama biliyoruz ki “sürgünlük” her zaman ve her yerde “politik” bir olgudur ve bu perspektifle ele alınmak gerekir.

 

Uluslararası hukukta mültecilik = sürgünlük kavramları

Sürgünlüğün mutlaka bir “devlet tarafından cezalandırılma tehlikesine karşı ülkeyi terk etme” içeriğiyle tanımlanması, insan hakları mücadelelerinin gelişmesi ve büyük bedeller ödenerek kazanılmış haklarla birlikte giderek genişletilmiştir.

Bu başlık altında yeniden uzun uzun yazmak yerine 29. 06. 2013 tarihinde Brüksel’de gerçekleştirilen Barış Ve Demokrasi Konferansı’na ASM imzasıyla “Sürgünlük ve Sürgünlere İlişkin Demokratik İstemler” adıyla sunulan tebliğimizin ilgili bölümünü özet olarak aktarmakla yetineceğim:

“ Mültecilerin, uluslararası alanda birçok sözleşme ile hukuken korunmaya alınmış olan hakları, 1948 İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin dört maddesine dayandırılır:

Madde 1: Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.

Madde 3: Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.

Madde 13: Herkesin bir devletin toprakları üzerinde serbestçe dolaşma ve oturma hakkı vardır. Herkes, kendi ülkesi de dâhil olmak üzere, herhangi bir ülkeden ayrılmak ve ülkesine yeniden dönmek hakkına sahiptir.

Madde 14: Herkesin zulüm altında başka ülkelere sığınma ve sığınma olanaklarından yararlanma hakkı vardır.”

Mültecilerin doğrudan ya da dolaylı korunmasına ilişkin günümüzde de hukuken geçerli olan düzenlemeler esas olarak 1951 Cenevre Sözleşmesi’nde ve BM Mülteciler Yüksek Komiserliği Tüzüğü’nde yer alır. Bunlardan ilki mülteciliğin tanımını yaparak, mültecilerin doğrudan korunması, ayrımcılığa maruz kalmamaları, özgürlük, kişi güvenliği gibi temel insan haklarının korunması gibi koruma önlemlerini belirlemiştir. 14 Aralık 1950 tarihli BMMYK Tüzüğü ise, mültecinin hayatı veya özgürlüklerinin tehlike altında olacağı bir ülkeye geri gönderilmesini engelleyen maddesiyle mülteciliği güvenli kılmaya çalışır. Bu temel vurgunun yanı sıra mülteci statüsüne ilişkin karar verilmesi, sığınma sağlanması, ülkeden atılmanın önlenmesi, kimlik ve seyahat belgeleri, ülkeye gönüllü olarak geri dönmenin kolaylaştırılması, aile birleşimlerinin kolaylaştırılması, eğitim kurumlarına giriş garantisi, çalışma hakkı ve diğer ekonomik ve sosyal haklardan yararlanma garantisi, yurttaşlığa kabulün kolaylaştırılması gibi konularda Yüksek Komiserliğin görevleri olarak saptanmıştır.

Ülkeler için tavsiye niteliğinde olan 1967 tarihli Birleşmiş Milletler Ülkesel Sığınma Bildirisi ya da 1951 Sözleşmesi’nde yer alan zaman ve coğrafi kısıtlamaları mülteciler lehine kaldıran 1976 tarihli Cenevre Sözleşmesi’ne Ek Protokol (New York Protokolü) gibi onlarca uluslararası antlaşma sürgündeki yaşamları güvence altına almaya çalışmıştır.

1969 Afrika Birliği Örgütü Sözleşmesi 1951 Sözleşmesi’nin mülteci tanımına “dış saldırı, işgal, yabancı hâkimiyeti ve kamu düzenini ciddi şekilde rahatsız eden olaylar” nedeniyle ülkesini terk eden kimseleri de katarak mülteci tanımını genişletmiştir. Ayrıca mültecilik için 1951 Sözleşmesi tanımında yer alan “haklı bir zulüm korkusunun varlığı” şartını da kaldırarak ülkeye dönme korkusu olarak “korku” kapsamını genişletmiştir.

1980’lerde Orta Amerika’da yaşanan iç savaş ve beraberindeki mülteci krizi sonrasında 1984’de düzenlenen “Orta Amerika, Meksika ve Panama’daki Mültecilerin Yasal ve İnsancıl Problemlerden Korunması Hakkında Uluslararası Konferanslar Dizisi” sonrasında kabul edilen Cartagena Bildirisi, daha önceki sözleşme ve bildirilerdeki mülteci tanımlarını biraz daha genişletilerek “yaygın şiddet, dış saldırı, iç çatışmalar, yaygın insan hakları ihlalleri ya da kamu düzenini ciddi biçimde bozan diğer durumlardan dolayı yaşamları, güvenlikleri ya da özgürlükleri tehdit altında olduğu için ülkelerinden kaçan kimseler” olarak tanımlanmıştır.

 

Avrupa Sürgünler Meclisi (ASM) çalışmalarına kimler katılabilir?

Her kurum, çerçevesini çizdiği çalışma alanında kimlerin ve hangi hukukla çalışabileceğini kuruluşunda belirler ve tüzük maddesi haline getirir. ASM’de kuruluş aşamasında gerçekleştirdiği çalışmalarla ASM üyeliğinin hangi koşullara sahip olması gerektiğini kendi kurumsal bünyesi içerisinde kongre ile belirlemiştir:

“ – Avrupa Sürgünler Meclisi, Programı’nda belirlenen amaçlar üzerinde çalışmalara gönüllü olarak katılmak isteyen; sürgünlüğü yaşamakta olan ya da yaşamış olan ya da sürgünlük olgusunu reddeden ve bu temelde çalışma yapmak isteyen; her türden ayrımcılığa ve anti-demokratik uygulamaya, faşizme, emperyalist saldırganlığa ve militarizme karşı olan bireysel katılımlarla oluşur.” (ASM Çalışma İlkeleri.)

Tüzüğümüzün (Çalışma İlkeleri) ilk maddesi kurumsal çalışmada yer alacak kişilerin tanımını böyle vermektedir. Elbette ki bir kurumun çalışmalarına katılım bazı ölçütlerle belirlenir. Elbette ASM, sürgünlük alanında ve sürgün hakları hedefine odaklanmış bir çalışma alanıdır. Programının, hedeflerinin ve taleplerinin belirlenmesinde sürgünlerin taleplerinden yola çıkılması zorunluluktur. Ama ASM’de çalışmak için “sürgün olmak” zorunluluğu yoktur ve olmamalıdır. Bu alanda gönüllü çalışma istemi yanında “her türden ayrımcılığa ve anti-demokratik uygulamaya, faşizme, emperyalist saldırganlığa ve militarizme karşı” olan bir düşünce ortaklığı da aranmaktadır. Zira bu olmadan sürgünler yanında yer alabilmek mümkün değildir. Ve elbette bunların yanı sıra böyle bir çalışmanın iktidarların güdümünde de olmaması bir zorunluluktur. Bu nedenle tüzüğümüzün hemen ikinci maddesi kurumun temel özelliği olan Sivil Toplum Kurumu (NGO) vurgusunu yapar:

“ – Avrupa Sürgünler Meclisi sivil demokratik bir kuruluştur. Devletlerden, hükümetlerden, tüm siyasal parti ve örgütlerden bağımsızdır.”

Ülkesinde insan onuruna yaraşır, özgür, onurlu ve can güvenliği güvencesine sahip olarak yaşayabilme koşulları olmadığı için Avrupa’da yaşamak zorunda kalan ama Türkiye’ye gidip gelebilen birilerinin ASM’de çalışmasını sınırlayan bir anlayış ASM tarafından hiçbir zaman eleştiri konusu yapılmadı, yapılamaz da. Sürgün’ün ister bireysel çabalarla isterse kurumsal desteklerle terk etmek zorunda kaldığı ülkesine gidip gelebilme olanaklarına sahip olması ve bunu kullanabilmesi mümkündür.

 

Avrupa Sürgünler Meclisi (ASM) neler yapmaktadır?

ASM, sürgünlere yönelik doğrudan yardım amaçlı kurulmuş bir kurum değildir. Olanakları çerçevesinde elbette bu tür uygulamaları da olabilir ama çalışmalarının temelini şöyle özetlemek mümkündür:

Avrupa Sürgünler Meclisi, “sürgünlere ulaşmak ve onların hak ve özgürlüklerini koruyup, sürgünlük halinin adil, özgürlükçü ve demokratik kazanımlarla ve bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılması; ülkelerine dönüş koşullarının oluşturulması; uğradıkları zararların tazmini ve sürgünden sorumluların evrensel hukuka bağlı olarak cezalandırılmasını sağlamak için Avrupa ve Türkiye’de hukuksal, sosyal, politik, kültürel, sanatsal ve ilgili diğer alanlarda çok yönlü çalışmalar yapar.”

– Avrupa’da yaşayan (adına ister mülteci ister genellikle aşağılamak amaçlı olarak söylenen kaçkın olsun) sürgünlerin yeni yerleşim alanlarında insan onuruna uygun ve güvenceli bir yaşam sağlayabilmelerinin

– Ülkelerine tekrar ve özgür koşullarda dönebilmeleri için koşulların oluşturulması çalışmalarını destekler.

ASM bu konuda bir hayli çalışma yaptı. Çalışmalarının odağında ise her zaman Interpol uygulamalarına yönelik eleştirel duruş ve direniş vardı. Bu kurum tarafından tutuklanan bütün sürgünler için değişik türden çalışmalar gerçekleştirildi. Neredeyse bu konunun giderek daha çok ASM’nin özel ihtisas konusu haline geldiği söyleyebiliriz. Konu Interpol yetkililerine de doğrudan ASM aracılığıyla tekrar tekrar dillendirildi. Ayrıca bulundukları ülke mahkemelerinde politik gerekçelerle tutuklanan ya da yargılanan sürgünlerle olan dayanışma ve özgürlükleri için mücadele kurumumuzun ısrarla sürdürdüğü çalışmalardan biri olmuştur.

Yazının başında aktardığım notunuzda “ASM yapılanması sadece konsey düzeyinde, bildiri yayınlamakla mı zamanını geçirmekte? Mesela bu yapılanma neden gerçek politik sürgünlere ulaşamaz ve sorunları açıklıkla tartışılamaz” diye bir eleştiride bulunuyorsunuz. Sanırım bu eleştiri çalışmalarımızı izlemekte yaşanan bir eksikliğin ifadesidir.

ASM “sürgünlük” olayını bütünüyle “politik bir uygulama” olarak tanımladığı için, yaptığı çalışmaların hepsi doğrudan “politik sürgünler” içindir. Bildiri yayınlamak da, bir Interpol tutuklusu için direniş çağrısı yapmak da, bu konuda somut adımlar atmak da ASM’nin eylemleri içerisinde haylice fazla örnekle sergilenebilir. Tanımlarımızda “gerçek politik tutuklu – gerçek olmayan politik tutuklu” ayrımı yoktur. Elbette gönüllülük esasına dayalı olarak bir avuç sayılabilecek ilgili arkadaş tarafından sürdürülen bu çabaların bugün de yarın da yani hiçbir zaman yeterli olduğunu söyleyemeyeceğiz. Çağımızda sürgünlük öylesine bir kitlesellik kazanmıştır ki, bunların az bir kısmıyla ilgilenebilmek bile önemlidir. Ama biliyoruz ki tek sürgün örgütlenmesi biz değiliz ve farklılıklarımıza rağmen bütün bu tür örgütlenmeler kendi alanlarında bu tür çabaları sürdürmektedir. Bu da bizim konu kapsamında iyileştirmelerin umutlarımızın üzerinde olacağını göstermektedir.

Elbette ASM çalışmalarını yaygınlaştırabilmek için bütün sürgünlere ulaşmaya çalıştı. Bu konuda ülkeler düzeyinde (Almanya, Hollanda, İsviçre) ve birçok kentte (örneğin Almanya’da Nürnberg, Stuttgart, Braunschweig, Heilbron, Hannover) konuya ilginin çekilebilmesi amaçlı paneller düzenledi. Avrupa’da sürgün yaşamlarını tanıtarak dayanışma duygusunun geliştirilmesine katkı sağlamaya çalıştı. Sorunu her demokratik platformda dillendirerek sorunun taşıyıcısı oldu.

Sorunların açıklıkla tartışılmasından kaçınıldığı anlamını taşıyan cümlenizi ile yorumlayabilmek ne yazık ki bizim için mümkün değil. Bu türden bir davranış açık kitle çalışması yapan bir kurum için mantık dışıdır ve tartışılması gereksizdir.

Yapılanların yeterli olduğunu söylemek elbette mümkün değildir. Ama örneğin 1980 kitlesel mülteci akınlarından sonrasından başlatsak bile 33 yıl sonra ancak gündeme taşınabilmiş bir sorunun bugün yaşanan acemiliklerinin bir nedeni olarak tanımladığımız “geçmişte soruna ilişkin yaşanan ilgisizliğe” de küçük bir sitem göndermek sanırım kötü niyetli bir hesaplaşma olarak değil ama gelecek çalışmalara aktarılan bir uyarı olarak değerlendirilebilir.

Bu zamana kadar gerçekleştirdiği çalışmalar internet sayfamızdan izlenebilir:

http://avrupasurgunleri.com/

 

 

 

209 kez okundu.

Ludwigshafen`de Avrupa Sürgünler Meclisi`nin 5.Kongresi gerçekleştirildi

LUDWİGSHAFEN: 10 Kasım 2018 tarihinde Ludwigshafen kentinde ASM ( Avrupa Sürgünler Meclisi)` nin 5. Kongresi gerçekleştirildi.

e660ce41545248ea5793bb4941281a4b

 

 

2012 de kurulduğundan bu yana Avrupa`da yaşayan sürgünlerin sorunlarına yönelik duyarlılık yaratma çabası içinde olan ASM ( Avrupa Sürgünler Meclisi)`nin kazanımları ve eksiklikleri 5. Olağan Kongrede tartışılarak, kolektif aklın ortaya çıkardığı sonuçlar doğrultusunda, faaliyetleri organize edecek olan, 7 kişilik Yürütme Kurulu seçildi.

 

5.Kongrede alınan karar gereği, Yürütme ve Medya grubu birleştirildi.  7 kişiden oluşan  ve 2 yıl görev yapacak olan ASM Yürütme Kuruluna;
Mahmut Özkan, Metin Ayçiçek, Engin Erkiner, Nejat Pişmişler, Hasan Aksu, İbrahim Atmaca ve Turgay Çelik seçildiler.

Kongre, Sürgünde yaşamını yitirenler şahsında dünya`da, Türkiye`de ve Kürdistan`da devrim ve özgürlük mücadelelerinde yaşamlarını yitirenler anısına saygı duruşuyla başladı.
Kongre açılışını Yürütme Kurulu adına Engin Erkiner yaparak, Yürütme Kurulunun geçtiğimiz süreç boyunca sürdürdüğü faaliyetlerin yazılı raporunu sundu.

Kongreyi yürütmek üzere Divana ASM Meclis üyesi Mahmut Özkan ve Avukat Senem Ongur seçildiler.
Kongre Gündemi tüm katılımcılarla birlikte oluşturularak ASM nin sürdürdüğü faaliyetlerin kapsamı ve hedefleri tartışıldı.

Kongre`de ASM nin tarihsel sürecine dair, Yürütme kurulu eş sözcüsü Metin Ayçiçek bilgilendirmeye yönelik kısa bir sunum gerçekleştirerek, kuruluşundan bugüne ASM faaliyetlerinin özetini sundu. Medya Grubunun çalışmaları ve internet ortamında gerçekleştirilen çalışmalara dair ise, Selma Metin kısa bilgilendirmeler yaptı.
Münih TKP/ML davasında 129 b yasasına istinaden yargılanan devrimci tutsaklardan biri  ve  aynı zamanda ASM Meclis Üyesi de olan Seyit Ali Uğur ve Sami Solmaz`ın ASM Kongresine yolladıkları dayanışma mesajı okundu. Münih davası süresince ASM nin gösterdiği dayanışma ve duyarlılığa teşekür edilerek, kongreye başarı dileklerinin iletildiği mesaj kongrede bulunanlarca alkışlandı.

b9dc72d9c8894bf9aff4709327bb3da9Ayrıca Kongreye sağlık sorunlarından kaynaklı katılamayan Doğan Özgüden, Teslim Töre ve Hasan Aksu`nun mesajları ve başarı dilekleri duyuruldu.
Ardından ASM falliyetleri, ASM nin yönelmesi gerekli hedefler tartışıldı. Bu bölüm tartışmalarında 17 kişi söz alarak görüş, eleştiri ve önerilerini sundu.

Öneriler içinde; ASM`nin tanıtımı ve çalışmalarını duyuran 6 aylık periyotlarla Bülten – Dergi çıkarılması önerileri, Sürgünler içinde entellektüel birikimin ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmalar, Uzmanlık işlevi olan ihtisas örgütü olması önerisi, Sürgündeki şair, ozan, yazar, akademisyen ve bilim insanlarının çağrılacağı bir tanıtım etkinliği-gecesi, Medyada daha aktif olunması ve web sitesi, twitter, face gibi sanal olanakların daha yaygın ve etkin kullanılması, Sürgünde yaşayan yazarların  kitap vb. ürünlerinin tanıtımının yapılması, Türkiye`de faşizmin baskı yasalarının giderek arttığı bu süreçte tüm Avrpadaki sürgünlerin çağrılacağı merkezi bir miting yapılarak öfke ve tepkinin sokağa yansıtılması, ihtiyaç duyulan yerlerde panel ve  tanıtım etkinlerinin yapılmaya devam edilmesi, İnterpol tutuklamalarına karşı daha etkin ve duyarlı olunup, İnterpol sorunu olan sürgünlerin sorunlarının çözümüne yönelik başvuru yapılacak kurumlarla ilişkilerin koordine edilmesi, Avrupa`da 129 a-b maddesine istinaden tutuklanan devrimci politik tutsaklara sahip çıkılması, Sürgünlük yaşayan Türkiye`den yeni gelmiş akademisyen, gazeteci ve aydın çevrelerle ilişkilenmeye geçilmesi,  ASM`nin kurumsal kimligi olarak kurulmuş olan, RAT der EXILANTINNEN in EUROPA e. V  derneği üzerinden bazı çalışmalar için projelerin yapılması  gibi,  daha bir çok öneri ve katkılar kongrede dile getirildi.

Kongreye katılan bileşimin ASM Meclis üyesi gazeteci Adil YİĞİT tarafından toplu fotoğrafları çekildi. Kongre gelecek dönemde daha derli toplu çalışmaya yönelinmesi ve pratik adımların atılmasına yönelik olumlu duygu ve düşüncelerin paylaşıldığı bir ortamda verimli bir şekilde sonuçlandı.

 

740 kez okundu.