Tag: Avrupa Sürgünler Meclisi

ASM ( Avrupa Sürgünler Meclisi ) Yürütme Kurulu Almanya`nın Nürnberg kentinde toplandı

20201004_131008

NÜRNBERG- 03 Ekim 2020 tarihinde ASM ( Avrupa Sürgünler Meclisi ) Yürütme Kurulu Almanya`nın Nürnberg kentinde toplandı.

Seçildiğinden bu yana 5. Toplantısı gerçekleşen ASM YK toplantısı bir eksik üye ile toplandı. Korona Pandemisi süreci nedeniyle 4. Toplantısında aldığı kararların önemli bir kısmını pratik olarak hayata geçiremeyen ASM- YK , dün fiziken bir araya gelerek 5. Toplantısını gerçekleştirdi.

Türk devletinin baskıcı politikaları, yoğun tutuklama operasyonları ve coğrafyasında askeri saldırganlığı neticesinde artan Sürgünlüğün ve Göçlerin artarak devam ettiği bir konjuktürde toplanan ASM- YK sı, Türkiye, Kürdistan ve Orta Doğu coğrafyasından Avrupa`ya göç etmek zorunda bırakılan, Sürgüne zorlanan geniş yığınların sesi olabilmek ve hak ihlallerine mağruz kalan dışlanan, horlanan, Mülteci ve Sürgünlerle olanakları ölçüsünde dayanışmak, Siyasi çalışmaları nedeniyle Avrupa ülklerinde gerici baskı yasalarıyla baskı, tutuklamalar yaşayan politik sürgünlerle dayanışma içinde olmak ve interpol üzerinden sürdürülen baskıcı politikalara karşı mücadele etmeye devam ederek, kalıcı bir odak olmak gerektiği fikrinde ortaklaşarak kısa ve uzun vadeli bir çalışma planı oluşturulması gerektiği fikrinde birleşti.

Toplantıda gündemleştirerek kararlar alındı ve önümüzdeki süreçte bazı çalışmalar planlanlandı.

ASM Kongresinin 2 yılda bir yapılması kararı gereği Aralık 2020 tarihinde planlanan ASM Kongresinin ASM üylerine de danışılarak önümüzdeki yıla ertelenmesi, Salgın sürecinin sona ermesi ardından geniş katılımlı bir ASM Kongresinin organize edilmesi uygun bulunarak prensib kararı alındı.
SÜRGÜN Dergisi 2. Sayısının Aralık ayında çıkartılması ve koşullar elverdiğince dağıtımın yapılması. SÜRGÜN Dergisinin içeriğinde yer alacak konu ve yazıların dağılımı yapılarak, süreçle de alakalı olarak SÜRGÜN Dergisinin 500 adet basılması kararlaştırıldı.
Medya alanında TV `lerde SÜRGÜNLÜK konulu programlar yapılması kararlaştırılarak; Aralık 2020 Dünya İnsan Hakları günü çerçevesinde, ASM, İHDD, TÜDAY ve Barış Akademisyenleri Derneği temsilcilerinin davet edilerek “Avrupa`da Sürgünlük ve Sorunları” konulu bir canlı TV yayını yapılması planlanmıştır.
Avrupa`daki demokratik platformlarla ve eylembirlikleriyle çalışma programına ve hedeflerine denk düşecek şekilde ilişkilenilmesi, yer alınması ve desteklenmesi kararlaştırıldı.
ASM web sitesi, face, twitter gibi sosyal medya olanaklarının daha etkin kullanılmasına yönelik planlamalar yapılmıştır.

ASM ( Rat der ExilantInnen in Europa e.V ) olarak dernekler masasına kayıtlı omasi nedeniyle kamu yararına çalışan ve projeler üreten bir yapıda olmasından kaynaklı maliye`ye vergi muafiyeti için başvurulmasına karar verildi.
Korona sürecinin belirsizliği ve muhtemel süresi dikkate alınarak; Önümüzdeki süreçte, ASM üylerininde katılımının planlandığı Tele-Konferanslar yapılması yönünde hazırlıklar yapılması kararlaştırıldı.
Sıcak ve samimi bir ortamda ASM YK sı toplantısına  ev sahipliği yapan, Sevinç  ve Metin Ayçiçek`e  teşekür edilerek, verimli geçen toplantının ve alınan bazı kararlarının kamuoyuna duyurulması kararlaştırılarak toplantı sonlandırıldı.

182 kez okundu.

Sürgünde bir yürek daha sustu; Ömer Kral yaşamını yitirdi

20200922-o-mer-kiral-foto-1-jpg380e90-image

Ömer Kral, sürgünde yaşadığı İsviçre’nin Winterthur kentinde yaşamını yitirdi. Uzun süredir tedavi gören Kral’ın, 22 Eylül sabahı yatmakta olduğu Winterthur Hastanesi‘nde yaşamını yitirdiği öğrenildi.
Uzun ve zorlu mücadeleden sonra sürgüne çıkmak zorunda kalan Ömer Kral, sürgünlük sürecinde Kürt Ulusal mücadelesine katkı verdi. Ömer Kral, hastalığına rağmen mücadelesine hiç ara vermedi.

Cezaevinden çıktıktan sonra THKO’nun önemli militanlarından biri haline gelen Kral, Sinan Cemgil’in Kürecik-Malatya NATO üssüne yönelik eylemlerinde birlikte hareket etmekten tutuklanmıştı.

ASM /  Avrupa Sürgünler Meclisi Yürütme Kurulu, yaşamını yitiren  Ömer Kral`ın  ailesine, dostlarına ve yoldaşlarına baş sağlığı diledi.

390 kez okundu.

Ardenler’den Nürnberg’e tarihsel bir hesaplaşma- Doğan Özgüden

artigercek

Ardenler’den Nürnberg’e tarihsel bir hesaplaşma

Alman nazizminin yükselişine beşiklik etmiş güzel Alman kenti Nürnberg, aynı zamanda o nazizmin elebaşılarının mahkum edildiği yer olmuştu… Birilerine ders ola…

Doğan Özgüden

Avrupa Sürgünler Meclisi’nin geçen cuma akşamı Nürnberg’te düzenlediği sempozyumda sürgünlüğü dayatan koşullardan, özellikle kitlesel soykırımcı ve özgürlük düşmanı faşizan baskılardan bahsederken sadece Türkiye değil, benzeri uygulamaları yapan tüm ülkeleri, 20. yüzyılda tüm insanlığı iki kez dünya savaşına sürükleyen emperyalist güçleri, özellikle de Almanya’yı düşünüyordum.

Nasıl düşünmeyeyim ki, toplantının yapıldığı Nürnberg kenti, Hitler’in yönetim ve kitlesel gösteriler merkeziydi…  Nazi partisi NSDAP’nın ilk toplantıları 1923’te Münih’te, 1926’da Weimar’da yapılmışken, 1927’den itibaren Naziler her yıl sadece bu kentte bir araya gelmişlerdi. Hitler’in havlama ya da ulumayı andıran konuşmalarıyla tüm insanlığa kin, tehdit ve korku saldığı büyük mitingleri de Nürnberg’te gerçekleştirilmişti.

Dahası, tüm dünyayı kana bulayan Hitler, 1945’te Kızıl Ordu’nun Berlin’e girişi sırasında intihar ettikten sonra diğer Nazi elebaşılarından müttefiklerce yakalanabilenlerin yargılanması için Nazizm’in yükselişine beşiklik etmiş olan Nürnberg kenti seçilmiş, savaş galibi ABD, Sovyetler Birliği, İngiltere ve Fransa’nın görevlendirdiği yargıçlardan oluşan Nürnberg Uluslararası Ceza Mahkemesi, 20 Kasım 1945’den 1 Ekim 1946’ya kadar süren duruşmalar sonunda Hermann Göring’in de aralarında bulunduğu 12 sanık idama, 3’ü müebbet hapse, 4’ü de 10-20 yıl arası hapis cezalarına mahkum edilmişti. Hitler’in en yakın suç ortaklarından Göring idamına birkaç saat kala hücresinde intihar etmişti.

***

Çocukluk günlerimdi… Türkiye savaşa girmemişti ama “savaşa hazır olma” teyakkuzunun yarattığı terör ortamı, kıtlık, özellikle yaşadığım köylerde yoksul köylünün çektikleri belleğime asla silinmeyecek şekilde kazınmıştı. Bunları “Vatansız” Gazeteci kitabımda ayrıntılarıyla anlattım.

1944-45 yıllarında, okulsuz ara istasyonlardaki demiryolu emekçilerinin çocukları için Konya Garı’nın tam karşısında açılmış olan bir yatılı ilkokulda eğitim görüyordum. İlerici öğretmenlerimiz bizi savaşın gelişimi konusunda sürekli bilgilendiriyor, bazen değerlendirmelere bizleri de katıyordu.

Doğu cephesinde 1943’te Stalingrad’ın, 1944’te Leningrad’ın Kızılordu tarafından, aynı yıl batı cephesinde Fransa ve Belçika’nın büyük bölümünün, Normandiya Çıkartması’nı başaran Müttefik Kuvvetler tarafından Nazi işgalinden kurtarılmasını nasıl coşkuyla anlattıklarını unutmam mümkün değil.

Ne ki, bu sevinç yaşanırken 1944’ün son günlerinde Alman Ordusu’nun son bir debelenişle tüm güçlerini seferber ederek Belçika’nın Ardenler bölgesine girdiği, intikam duygusuyla bu yerlerde halka zulmettiği haberleri gelmişti.

Ama son silkinişler de fayda vermeyecek, Alman birlikleri kısa zamanda geri püskürtüldüğü gibi, Mayıs 1945 başında Kızıl Ordu’nun Berlin’e girip Reichstag’da kızıl bayrak dalgalandırmasıyla 12 yıllık Nazi kâbusu son bulacaktı.

Hitler başına neler geleceğini bildiği için Berlin’in düşmesinden iki gün önce metresiyle birlikte intihar etmiş, İtalya’nın faşist lideri Mussolini de ondan bir gün önce partizanlar  tarafından ele geçirilerek idam edilmişti.

Hitler yok olup Berlin düştükten sonra geride kalan Nazi erkânının Almanya’nın müttefiklere kayıtsız şartsız teslimini imzalamaktan başka yapabilecekleri bir şey kalmamıştı.

Çocukluğumun derin iz bırakan anılarındandır… Savaş boyunca herkes gibi biz yatılı okul çocukları da ekmek karneye bağlandığı için günde bir iki dilimle yetinmek zorundaydık, peynir, zeytin de sınırlıydı…. Bir sabah yemekhaneye indiğimizde gözlerimize inanamamıştık. Masalardaki ekmek sepetleri tepeleme doluydu. Beyaz peynir dilimleri sanki her zamankinden daha iri kesilmişti, zeytin taneleri de daha fazlaydı. Şaşkın şaşkın birbirimize bakarken nöbetçi öğretmen yüzünde coşkulu bir ifadeyle yemekhaneye dalmış, “Çocuklar” demişti, “nihayet Müttefikler düşmanı boğdu, Nazi Almanyası teslim oldu. Bunun şerefine bugün içine ekmek serbest… Dilediğiniz kadar yiyebilirsiniz.”

Ne ki ekmek sevincimiz uzun sürmemişti. Ertesi günden itibaren dilimler yine sayıyla gelmeye başlamıştı. Kıtlık ve karneli yaşam devam ediyordu… Ama savaşsız bir dünyada yaşama umudu her şeyi unutturuyordu.

***

Faşist diktatörlükler Almanya ve İtalya’da 75 yıl önce son bulmuştu ama faşizm kendi ülkem Türkiye’nin gündeminden hiç mi ama hiç eksik olmadı.

CHP’nin tek parti döneminde vatandaşın siyasal ve sosyal haklarını hiçe sayan devlet terörü İttihat ve Terakki’den müdevver Türk ırkçılığının yanı sıra 20’li yıllarda İtalya’da, 30’lu yıllarda Portekiz, İspanya ve Almanya’da kurulan faşist diktatörlüklerden ilham alınarak uygulamaya konulmamış mıydı?

Tüm gazetecilik yaşamında başımızda Damokles’in kılıcı gibi duran Türk Ceza Kanunu’nun 141 ve 142. maddeleri Mussolini’nin ceza yasasından kopya edilmemiş miydi?

1962 senesinde işçi sınıfının sendikal liderleri tarafından kurularak ülke siyasetine emekten yana yeni bir ses getiren Türkiye İşçi Partisi kitlesel bir güçe dönüşmeye başlayınca sadece resmen faşist MHP değil, iktidardaki AP de, ana muhalefetteki CHP de bu yeni sesi susturmak için seferber olmamışlar mıydı?

1965-66’da Akşam gazetesini yönetirken bu tehlikeye karşı kamuoyunu sürekli uyarmış, ayrıca faşizmin kaynaklarını, iktidara geliş yöntemlerini, tekelci sermaye tarafından nasıl desteklendiğini, insan haklarını ve özgürlükleri nasıl ihlal ettiğini açıklayan Faşizm* adlı bir kitap yazmıştım. İktidarın ve sermaye çevrelerinin baskısıyla gazete yönetiminden uzaklaştırılmamın başlıca nedenlerinden biri bu kitabın Akşam Kitap Kulübü tarafından yayımlanmasıydı.

Alman faşizmine beşiklik ve hattâ başkentlik etmiş olan Nürnberg’e altı saat süren tren yolculuğunda bunlar film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyordu.

Ayrıca, Nürnberg toplantısına giderken geride bıraktığımız Belçika tam da o gün Nazi Ordusu’nun Ardenler’e saldırısının 75. yıldönümü dolayısıyla dört gün sürecek olan anma etkinliklerini başlatıyordu. Özellikle bölgenin merkezi durumunda olan Bastogne’daki etkinliklere sadece Belçika’nın değil, Avrupa’nın dört bir yanından, hattâ Amerika’dan onbinlerce insanın gelmesi bekleniyordu.

Ardenler’de Hitler’in ordusuna kahredici son darbe vurulmuştu, varacağımız Nürnberg’te ise Hitler’in en yakın cürüm ortakları layık oldukları cezalara çarptırılmışlardı.

Bu nedenle olsa gerek, cuma akşamı sürgünler sempozyumundaki konuşmalar bittikten sonra Avrupa Sürgünler Meclisi yöneticisi arkadaşlarla sohbet ederken program dışı bir istemde bulundum:

“Yarın sabah erken saatlerde trenle Brüksel’e döneceğiz…Ama ahir-i ömrümde Hitler’in bir zamanlar tüm dünyaya dehşet saldığı ünlü Nürnberg miting alanlarını ve cürüm ortaklarının mahkum edildiği Nürnberg Uluslararası Ceza Mahkemesi binasını uzaktan da olsa görmeden olmaz…

Sağ olsun, Sinan Aydın arkadaşımız, Brüksel trenini kaçırmayalım diye sabahın köründe İnci’yle beni otelden alarak tüm bu alanlara götürdü. Ziyaret saati olmadığı için 11 kilometrekarelik mitingler alanında bulunan ünlü Kongre Salonu’nu da, Nazilerin yargılandığı Adalet Sarayı’nı da ancak dışarıdan görebildik.

***

Nazi mitingleri alanını gezerken ister istemez 21. yüzyılda ülkemizin başına bela olan Türk-İslam faşizminin Yenikapı mitinglerini, Adalet Sarayı’nın önünde duraklarken yine Türk-İslam faşizmi liderlerinin günü geldiğinde nerede yargılanabileceğini düşündüm.

Brüksel’den ayrılmadan önce bilgisayarıma Tutuklu Hukukçular Girişimi’nin dehşet verici sayılarla dolu 10 Aralık 2019 tarihli bir raporu ulaşmıştı.

2016 çakma darbesinden sonra 559.064 kişi yasadışı örgütlerle ilişkide oldukları gerekçesiyle kovuşturmaya tabi tutulmuş, 27’si milletvekili olmak üzere 261.700 kişi gözaltına alınmış, bunlardan 91.283’ü tutuklu olarak yargılanmış.

Tutuklananlar arasında Anayasa Mahkemesi’nin iki üyesi, 193 Yargıtay üyesi, 2.360 yargıç ve savcı, 562 avukat ve 308 gazeteci bulunuyor.

Aynı dönemde 90’ı belediye başkanı olmak üzere 146.713 kamu görevlisi, 4.463 yargıç ve savcı, 8.693 akademisyen, 6.687 doktor ve sağlık görevlisi, 44.392 öğretmen görevden uzaklaştırılmış.

Devlet terörüne ilişkin bir başka veri:

Adalet Bakanlığı’nın 13 Eylül 2019 tarihli resmi açıklamalarına göre, AKP iktidarı 2006 ve 2019 yıllarını kapsayan 14 yıllık süreçte 178 yeni cezaevi açmış. Sadece bu yılın ilk dokuz ayı boyunca açılan yeni cezaevi sayısı 14… Türkiye’de halen 272 kapalı, 76 açık cezaevi, 4 çocuk eğitim evi, 9 kadın kapalı, 7 kadın açık ve 7 çocuk kapalı cezaevi olmak üzere toplam 375 cezaevi bulunuyor. Cezaevlerinde yatanların toplam sayısı ise 264 bin…

Tayyip Erdoğan’ın 14 yılda inşa ettirdiği 178 yeni cezaevi içinde kuşkusuz en görkemlisi, Türk medyasında verilen rütbe sıralamasına göre büyüklük ve ihtişamda Kuala Lumpur, Manchester, Los Angeles, Antwerp, Rotterdam, Dublin, Birmingham adalet saraylarını da geride bırakarak birinci sıraya oturan İstanbul Anadolu Adalet Sarayı…

60’lı ve 70’li yıllarda haftanın nerdeyse her günü yargılanmak için koridorlarında saatlerce beklediğim, Ant Dergisi’ne yetiştirmek için yazılarımı Hermes Baby daktilo makinesiyle mahkeme kapısında yazdığım Sultan Ahmet’teki adliye sarayı artık tarihe karışmış,

Yine Türk medyasının verdiği bilgilere göre 360 bin metre kare alana yayılmış İstanbul Anadolu Adalet Sarayı 297 adet duruşma salonu, 326 adet savcısı odası, 22 adet başsavcı vekili odası, 30 adet müfettiş odası, 50 adet icra dairesiyle gerçekten göz kamaştırıyor.

Nürnberg’te içine giremediğimiz, karşıdan seyretmekle yetindiğimiz adalet sarayı dıştan bakışta sıradan bir devlet dairesi… Özgürlükleri ve insan haklarını boğazlamaktan sanık Nazi suçluları bu binanın 600 numaralı duruşma salonunda yargılanmış ve bu salon tarihe geçmiş… Günümüzde de bu 600 numaralı duruşma salonunda ağır ceza gerektiren cinayet davalarına bakılmaktaymış.

Türkiye’de gün gelir de, özgürlükleri ve insan haklarını boğazlamaktan sanık Türk-İslam faşizmi suçluları yaptıklarının hesabını vermek zorunda kalırlarsa, yargılanacakları yer herhalde ne bir zamanların külüstür Sultan Ahmet Adliyesi gibi, ne de evkaf dairesi görünüşündeki Nürnberg Adliyesi gibi bir yer değil, mutlaka ve mutlaka kendi kurdukları o dünyanın en görkemli adalet sarayı olan İstanbul Anadolu Adalet Sarayı olacaktır.

19/12/2019

26 kez okundu.

Almanya’da ‘Sürgünler Sempozyumu’ gerçekleşti

surgunler-0579694561_204529077236221_3148663086160805888_o

Avrupa Sürgünler Meclisi (ASM) tarafından Almanya’nın Nürnberg kentinde düzenlenen Sürgünler Sempozyumu’na yoğun ilgi gösterildi.

2012 yılında Almanya’nın Köln kentinde geniş bir katılımla kurulan Avrupa Sürgünler Meclisi (ASM) tarafindan düzenlen Sürgünler Sempozyumu, Teslim Töre ve İbrahim Çetinkaya şahsında sürgünde yitirilenler ile Aralık ayında Maraş, Roboski ve Hapishanelerde katledilenlerin anısına saygı duruşuyla başladı.

ASM eş sözcüsü Mahmut Özkan‘ın açılış konuşması ardından, 2012 yılından bu yana sürdürülen Sürgün çalışmalarından görüntülerin yer aldığı bir Sinevizyon gösterildi.

1971 yılından beri Belçika’da sürgünde yaşayan ve belgesel özelliğini taşıyan bir kitap olarak değerlendirilen ‘Vatansız Gazeteci’nin yazarı Doğan Özgüden ve KHK’ler ile üniversiteden atılan ve çalışmalarına Almanya’da devam eden ‘Barış Akademisyenleri’nden Latife Akyüz katıldı.

Sürgünler Sempozyumu”nda; Avrupa’da Sürgünlük tarihi ve TC tarihinde soykırım, katliam ve Sürgüne zorlanmış halklar tarihi yanında, günümüzde AKP iktidarı döneminde KHK süreci ve yurtdışına sürgün ve göç konuları konuşuldu.

Programda konuşmacı olarak ismi yazılı olan yazar, yayıncı, çevirmen, ve insan haklari aktivisti Ragıp Zarakolu ise sağlık sorunlarından kaynaklı Sürgünler Sempozyumu’na katılamayarak bir dayanışma mesajı yolladı.

Sunumlar ardından dinleyicilerden gelen sorulara cevaplar verildi. 

ASM eş sözcülerinden yazar Metin Ayçiçek‘in kapanış konuşmasıyla Sürgünler Sempozyumu sonlandırıldı.

Etkinlik dinleyiciler tarafından ilgiyle izlendi.

asm_3Screenshot_20191214-155653_Chrome

 

 

91 kez okundu.

“Her Dağın Gölgesi Denize Düşer” – Fevzi Karadeniz

teslim-to%cc%88re

Sevgili arkadaşlar, Değerli dostlar, Yoldaşlar,

 

Çocukluğumuzda- çevremdekilerle – efsanelere bayılırdık. Kaçaklara, kaçakçılara, eşkiyalara…

Lise yıllarımızda artık devrimci- delikanlıydık. Başka duygularımız, başka efsanelerimiz vardı.

Che Guavera’lar, Deniz  Gezmişler…

Şair demiş ya  ” Pasaporta ısınmamış içimiz ” Sınırları Pasaportsuz geçenler…

 Dr. Şıvan’ lar, Necmettin Büyükkaya’ lar, Teslim Töre’ ler…

Erken yaşta bu  dünyadan ayrılan, şimdi Diyarbakır’da bir caddeye verilen adıyla Kürt halkının gönlünde yaşayan Evrim Alataş, “Her Dağın Gölgesi Denize Düşer” de anlattığı muhtemelen deli Fırat gibi çağlayan bir hayatın sahibi olan dayısı Töre’dir.

 Evet! Malatya’nın Akçadağı’nda boyveren bu dağ adamın gölgesi gibi gönlü de Deniz’e düştü.

Onunla ilk kez tanıştığımda  ve “Seni kırk yıldır tanıyorum” dediğimde,

-Nerden?  demişti.

-Nerden olacak Teslim abi, sen bir efsaneydin!..

 En ufak bir böbürlenme, bir kibir, bir büyüklenme göstermeden mahcup bir tavır takınmıştı. Unutamam.

Sonra giderek dost olduk. Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisinde, Avrupa Sürgünler Meclisinde. Güzel

sohbetlerimiz paylaşımlarımız oldu.

Herkesten bir parça vardı Onda. Akçadağ’ın yozlaşmamış köylülerinden,  “…ağır ellerini toprağa basıp doğruldukları zaman” ki işçilerden, daha yirmisinde devrime inanmış, yolunu Nurhak’a düşürenlerden, vadilerde ağırlıklar kuşanan gerillalardan, mey içenlerden, cem tutanlardan herkesden bir parça vardı onda. Teslim Töre barışa, sosyalizme,halkların özgürlüğüne eşitliğine, kardeşliğine inanmış, inanmakla kalmamış bu uğurda mücadeleler vermiş bir devrimciydi.

 İnsan olarak ve siyasetçi olarak elbette  hatalarıyla, zaaflarıyla ama mutlaka barış ve özgürlük mücadelesine katkılarıyla,  özel olarak cesaretiyle fedakarlığıyla Türkiyeli devrimcilerin en çok da ülkelerine hasret giden sürgünlerin yüreğine daima yaşayacaktır.

Fevzi Karadeniz

25. November 2019

103 kez okundu.