Tag: ASM

41.yılında,12 Eylül Askeri faşist Cuntasını ve bugünde devam ettirilen politikaları lanetliyoruz !

 

12 Eylül 1980

12 Eylül, bir krizin içinde yaşamakta olan Türk egemen sınıflarının uluslararası emperyalizmin de desteğiyle sermaye sınıflarının çıkarlarını korumak amacıyla egemen güçler tarafından, planlanmış ve uygulamaya konulmuş askeri bir darbedir.

12 Eylül 1980 de parlementoyu feshederek yönetime el koyan Askeri Faşist cuntanın üzerinden 41 yıl geçti.

Türk devletinin dümeninde bulunan faşist AKP hükümetinin işbaşına gelmesi ve hükümette kalmasında da rolü olan 1982 Cunta anayasası ve yürürlükte olanlarına bugün yeni KHK lar eklenerek, devlet terörü, her türden muhalefete ve her milliyetten halka karşı 12 Eylül Generallerinin politikarını aratmayacak durumda sürdürülmektedir.

41.yılında Askeri faşist Cuntanın baskı ve işkenceleri ve yarattığı  baskı  iklimi sonucu, Avrupa`ya göç eden sürgünlerin sorunları, siyasi haklarının gasbı  da devam etmektedir.

Avrupa Sürgünler Meclisi, demokratik hakların rafa kaldırılması, baskı, işkence, idam ve katliamlara başvuran ve sürgünleştirmenin araçlarından biri olan askeri darbeleri lanetler ve yaşanmaması için mücadelesini sürdüreceğini bir kez daha duyurur.

12 Eylül’ü unutturmayacağız! Özü itibarıyla günümüze dek her hükümetçe sürdürülen ve bugünde AKP- MHP eliyle devam ettirilen 12 Eylül sisteminin mahkum edilip, sonuçlarının bir bütün olarak kaldırılması için mücadelemizi sürdüreceğiz.

41.yılında, 12 Eylül Askeri faşist Cuntasını ve bugünde devam ettirilen politikaları  lanetliyoruz !

Avrupa Sürgünler Meclisi

Yürütme Kurulu

12 Eylül 2021

Ohne-Titel-5-400x300

7 kez okundu.

Alman Kamuoyuna, Basın ve Medya kuruluşlarına; An die deutsche Öffentlichkeit,Presse und Medienorganisationen;

csm_Zeichenflaeche_1_Kopie_f027dcfd57

Almanya`da Türk hükümetinin yandaşları gerici çeteler tarafından evi önünde saldırıya uğrayan Gazeteci Erk Acarer ile dayanışma açıklamaları sürüyor.
Yarın Berlin`de Sınır Tanımayan gazeteciler (RSF) örgütü tarafından  çok sayıda demokratik kurumun destek verdiği ve gazetecilerin katıldığı bir basın toplantısı düzenleniyor.

Yapılacak Basın toplantısının linki; https://www.youtube.com/watch?v=FkpM74JIoMg

https://www.reporter-ohne-grenzen.de/presse/termine/termin/journalisten-besser-schuetzen-auch-in-europa

Reporter ohne Grenzen, PEN-Zentrum Deutschland, dju in ver.di, DJV, Correctiv, Wissenschaftler:innen für den Frieden e.V. (Academics for Peace-Germany), das KulturForum TürkeiDeutschland e.V. und der Börsenverein des deutschen Buchhandels laden deshalb gemeinsam zu einer hybriden Pressekonferenz ein. Mit dabei sind:

  • Erk Acarer, Journalist u.a. für den Exilsender Artı Gerçek und Opfer des Angriffs vom vergangenen Mittwoch,
  • Can Dündar, Journalist und Chefredakteur von Özgürüz (online zugeschaltet),
  • Aslı Erdoğan, Schriftstellerin, und
  • Doğan Akhanlı, Schriftsteller.

Moderiert wird die Pressekonferenz von Anne Renzenbrink, Reporter ohne Grenzen, und Osman Okkan, Journalist und Sprecher des KulturForums. Vor Ort anwesend sein werden auch Kader Konuk, Professorin für Türkische Literatur und Direktorin von „Academy in Exile“, PEN-Vizepräsident Leander Sukov und RSF-Geschäftsführer Christian Mihr.

Wann: am Mittwoch, 14. Juli, ab 10.30 Uhr

 

ASM ( Avrupa Sürgünler Meclisi ) de yarın yapılmakta olan Basın toplantısına ve Alman Kamuoyuna yönelik bir açıklama yayımladı.

Açıklama şöyle;

asm_3

Alman Kamuoyuna, Basın ve Medya kuruluşlarına;

Türk devletinin yönetimindeki AKP/ MHP koalisyonu ve Tayyip Erdoğan iktidarının demokratik kesimlere ve muhaliflere dönük saldırı, tutuklama, dava açma, sürgüne zorlama politikalari eşliğinde; legal siyaset zemininde olan HDP`ye dönük kapatma girişimleri ve Kürt ulusuna yönelik saldırganlık, işçi haklarının gasbı artan dozda sürüyor.

Yurtdışına sürgüne zorlanan muhalif demokrat, aydın, yazar, gazeteci, akademisyen kesimlere yönelik olarak ta saldırganlık AKP iktidarının avrupada ki yandaşları ve paramiliter güçlerinin saldırı, tehdit ve şantajlarıyla sürmektedir.

İşte son örneklerden biri olan, Gazeteci Erk Acarer AKP iktidarına yönelik eleştirel yazıları nedeniyle Berlin’de saldırıya uğradı.

Bu saldırı gazetecilere, yazarlara, öğretim üyelerine yönelik uzun zamandır devam eden saldırıların bu kez ülke dışına uzanmış çeşididir. AKP sivil güçleri aracılığıyla eleştirel duruşu olanlara gözdağı verebileceğini sanmaktadır.

Erk Acarer ile dayanışmamızı bildirirken bu tür saldırıların bizleri korkutamayacağını yeniden belirtiyoruz.

Almanya hükümetine sürgünde yaşayan Türkiyelilere yönelik saldırılara karşı uyanık olmaya çağırıyoruz.

AKP, Alman hükümetinin tutumundan da cesaret almaktadır.

Bu tür saldırıların muhalif duruşu olan hiç kimseyi yıldırmayacağını yeniden vurguluyoruz.

Saldırı, tehdit ve şantajlar hâklı mücadele içinde olanları Yıldıramaz, Susturamaz !

Avrupa ülkelerinde yaşamakta olan gazeteci, aydın ve muhalifler korunmalı ve Saldırganlar cezalandırılmalıdır !

AVRUPA SÜRGÜNLER MECLİSİ

An die deutsche Öffentlichkeit,Presse und Medienorganisationen;

Begleitet von der Politik der AKP/MHP-Koalition unter Führung des türkischen Staates und der Regierung von Tayyip Erdoğan, welche die demokratischen Kräfte und alle Opositionellen angreift, sie verhaftet, sie verklagt und sie in das Exil treibt und Versucht, die HDP willkürlich politisch zu schließen, spitzt sich die die Aggression gegen die kurdische Nation, die Usurpation von Arbeitnehmerrechten in zunehmendem Maße weiter zu.

Die Aggression gegen die ins Ausland vertriebenen oppositionellen Demokraten, Intellektuellen, Schriftsteller, Journalisten und Akademiker setzt sich mit Angriffen, Drohungen und Erpressungen der Unterstützer der AKP-Regierung in Europa und paramilitärischer Kräfte fort. Hier ist eines der jüngsten Beispiele: Der Journalist Erk Acarer ; er wurde in Berlin wegen seiner kritischen Artikel gegen die AKP-Regierung angegriffen. Dieser Angriff ist eine Variante der langjährigen Angriffe auf Journalisten, Schriftsteller und Fakultätsmitglieder, die sich diesmal außerhalb des Landes erstrecken. Die AKP glaubt, dass sie mit ihren zivilen Kräften diejenigen einschüchtern kann, die eine kritische Haltung einnehmen. Wir bekunden unsere Solidarität mit Erk Acarer und bekräftigen, dass uns solche Angriffe keine Angst machen können.Wir fordern die Bundesregierung auf, bei Angriffen auf hierher geflüchtete Menschen aus der Türkei wachsam zu sein.Auch die jetzige Haltung der Bundesregierung ermutigt die AKP.

Wir wiederholen, dass solche Angriffe niemanden mit einer oppositionellen Haltung einschüchtern werden.Angriffe, Drohungen und Erpressung können diejenigen, die sich in einem gerechten Kampf befinden, nicht einschüchtern oder zum Schweigen bringen!

In europäischen Ländern lebende Journalisten, Intellektuelle und Oppositionelle müssen geschützt und die Aggressoren bestraft werden!

EUROPÄISCHER RAT DER EXILLANT*INNEN

ASM– AVRUPA SÜRGÜNLER MECLİSİ

13. 07. 2021

112 kez okundu.

Enver Toksoy`un ‘Beni Tanıdın mı?’ romanı yayımlandı

Geçmişle bugün arasında bir köprü

1983 yılından bu yana Sürgün yaşamında olan Enver Toksoy arkadaşımızın ‘Beni Tanıdın mı?’ romanı yayımlandı.
Enver Toksoy, Türkiyede devlet baskısına mağruz kalmış ve ülkesini terketmek zorunda bırakılmış biri.
Yaşadığı Almanya`da politik faaliyetlere duyarlı olarak, ASM ( Avrupa Sürgünler Meclisi ) nin 2012 kuruluş sürecinde aktif görev alan Kurucular arasında yer almış ve 2 dönem Yürütme Kurulu üyeliği de yapmış bir arkadaşımızdır.
Enver Toksoy’un kaleme aldığı, otobiyografik ögeler barındıran romanı ‘Beni Tanıdın mı?‘ üzerine Prof. Dr. Kemal BOZAY ile yaptığı söyleşi, Sürgün yaşamına ilişkin duygu ve düşünceleri, Birgün gazetesinde yayımlandı.

Bu söyleşiyi paylaşıyor ve Enver Toksoy`un romanı ‘Beni Tanıdın mı?‘ yi okumanızı tavsiye ediyoruz.

*

Geçmişle bugün arasında bir köprü

1978 sonrasını odağına alan Enver Toksoy’un ‘Beni Tanıdın mı?’ adlı romanı Türkiye ve Avrupa arasında mekik dokuyor. Ülkesinden uzakta sürgünde yaşayan Toksoy’un peşini ne yaşadıkları ne geçmişi bırakmış.

Prof. Dr. Kemal BOZAY

Enver Toksoy’un kaleme aldığı, otobiyografik öğeler barındıran romanı ‘Beni Tanıdın mı?‘ Notabene etiketiyle raflarda yerini aldı. Enver Toksoy ile roman ve sürgün yaşamına ilişkin duygu ve düşünceleri üzerine konuştuk.

Kitap üzerine konuşmadan önce, bu kitabın kaleme alınış hikâyesinden bahsedebilir miyiz? ‘Beni Tanıdın mı?‘ ilk romanım. Tarihe ve yoldaşlarıma karşı duyduğum sorumluluktan kaynaklı, geçmişte yaşanıp da kaybolan değerleri savunmak için yazdım bu romanı. İddiam popüler bir roman hazırlamak değildi, tanıklık ettiğim ve yakın geçmişte yaşanan gerçeklere bir de kendi penceremden yanıt aramak ve vermek içindi. Kaybolan bir tarihsel süreci yaşanmışlığıyla belleklerden ve söylemlerden çıkarıp bir belgeye dönüştürmekti amacım. Yaşadıklarımın toplumsal hafızayı beslediği gibi yüzleşmenin gerçekleşmesine de katkıda bulunacak, onu zenginleştirecek bir değer olarak gördüğüm için yazdım. Hem de bedelini fazlasıyla ödemiş bir sürgünün kaleminden. İniş ve çıkışlarıyla kendi biyografimden kesitler sunmaya çalıştım. Kelimelere döktüm anılarımı.

‘Beni Tanıdın mı?’ dolu dolu bir kitap. Kitapta, cezaevleri, sürgün, kaçış, göçmenlik gibi pek çok tema ele alınıyor. Hepsi kendi başına çok yakıcı konular. Bu yoğunlukla kitabın kahramanı arasındaki ilişkiyi açabilir miyiz? Kahramanımız bunlarla nasıl başa çıkıyor? 
İlk etapta burada sürgün tanımını netleştirmekte fayda var. Sürgün insanın yaşadığı toprağından, yurdundan, ailesinden, sevdiklerinden, halkından, dilinden, kültüründen ve sevdalarından zorla kendi iradesi dışında kopartılmasıdır. İstemediği zorunlu bir yaşama adım atmaktır. Bir yok etme, tüketme ve soy kırma hareketidir. Keza egemenlerin egemenliliklerine karşı bir itiraz, karşı duruş ve bir direnişin kanıtıdır. Sürgün olan insan sadece terk ettiği ülkenin değil sığındığı ülkenin de yabancısıdır. Milyonların içerisinde yalnızsın. O yüzden hep yurduna, ailene, dostlarına kavuşma özlemini, duygularını, umudunu daima taze tutarsın. Nereye giderlerse gitsinler bu duygular da arkandan gelir. Anıları, hayalleri ve sevdaları onları hiç bırakmaz. Bunu biraz önce Bertol Brecht örneğinde de dile getirmeye çalıştım. Boşuna dememişler “Her çiçek kendi toprağında güzel kokar.“ Dünya’nın her yerine gidebilmek, doğup büyüdüğü topraklara gidememek acıdır. Ben romanımda bu hisleri kelimelere dökmeye çalıştım.

Brezilyalı çağdaş edebiyatçı Paulo Coelho dökülen kelimelere ilişkin farklı ama haklı bir vurgu yapıyor: “Kelimelerin kötü yanı, kendimizi başkalarına anlatabileceğimiz ve başkalarının söylediklerini anlayabileceğimiz hissini uyandırmalarıdır. Fakat dönüp de kaderimizle yüzleştiğimizde yetmediklerini görürüz.” Elbette yetmeyebilir ama ben karınca kararınca yaşamımda karşılaştığım sevinçlere ve hüzünlere, direnişe ve ihanete, dostluğa ve sevgiye yer vermeye çalıştım. Kurgularım yaşanan hikâyelerden oluşuyor. Sürgün yıllarımda zaman zaman kalemi elime alıp yaşadığım ve gördüğüm olgular üzerine küçük küçük notlar tutmaya başladım. Amacım onları ilk etapta yayınlamak değildi, bu notları daha çok anılarımda silinmeyecek anlar olarak gördüm. Fakat kim bilirdi bu notların bir gün yayınladığım ilk kitabıma ışık tutacağını. Yazdıklarımda samimi ve gördüklerim karşısında yalın olmaya çalıştım. Zorlukların bilincinde olarak. Bu romanı bundan dolayı bugün hâlâ Türkiye’ye dönemeyen bir sürgünün notları olarak da algılayın, okuduğunuzda öyle tanımlamaya çalışın. “Her insanın anlatması gereken bir hikâyesi vardır” derler ya, bu da benim hikâyem. Sadeliği ile yaşanmış bir sürgünün hikâyesi. Romanın kahramanı romanın bütün evrelerinde cezaevi sürecine, kaçış, sürgün ve göçmenlik yıllarına ışık tutmaya çalışıyor. Özellikle cezaevi yıllarında teslimiyete boyun eğmemenin, güzel değerlere ve ideallere sahip çıkmanın duruşuna vurgu yapıyor romanın kahramanı Hasan. Hukuksuzluğa, adaletsizliğe ve insan haklarının ayaklar altında çiğnenmesine karşı cezaevlerini bir mücadele alanı olarak görmeye çalışıyor romanın kahramanı. Bu noktada onun için dışarı çıkmak, özgürlüğe kavuşmak, demokrasi ve insan hakları mücadelesinde yerini almak önemli bir adımdı. Firar ve sürgün yılları da bunun devamı oldu.

Bir dönemin toplumsal atmosferini anlatmışsınız. Dönem romanlarına baktığımızda, genellikle büyük şehirlerde, Türkiye’nin batısında geçen hikâyeler ön planda, oysa ülkenin doğusu da alevler içinde. Romanınızdan yola çıkarak, bu durumu nasıl değerlendirirsiniz? 
1970’li ve 1980’li yılları anlatan romanların büyük oranda Türkiye’nin batısındaki kentleri ele aldığı bir gerçek. Bu konuda yayınlanan birçok çalışma büyük kentlerdeki toplumsal atmosferi aktarmaya çalışıyor. Oysa ülkenin doğusunda ve özellikle Kürt illerinde gelişen kitlesel mücadele de bir o kadar önemliydi. Benim politik faaliyet sürdürdüğüm Erzincan, Erzurum ve Dersim bölgesi devrimci mücadelenin gelişiminde ve aydınlanmanın güç kazanmasında kuşkusuz bir kilometre taşı oldular. Dolayısıyla bu dönemece ve toplumsal atmosfere Kürt penceresinden bakmak veya gelişmeyi o bakış açısıyla da ele almak ayrı bir önem kazanıyor. ‘Beni Tanıdın mı?’ da kısmi de olsa bu konuya hassas bir perspektifle yaklaşmaya çalıştım.

Kitabınızın yer yer otobiyografik unsurlar da içeren bir roman olduğunu biliyoruz ancak hikâyenin aynı zamanda kolektif yansımalarından da bahsedebilir miyiz?
Romanın içeriği bir yandan otobiyografik ögeler ele alırken diğer taraftan dönemin atmosferini ele alan kolektif olgulara da dikkat çekiyor. Bu noktada roman, okuyucuyu bir duygu seliyle yüzleştirmeye çalışıyor. Bir sürgünün penceresinden bakarak geçmişe ışık tutmaya, geçmişle bugün arasında cereyan eden bir köprü kurmaya çalışıyor. Hem de Doğu ile Batı arasında cereyan eden bir köprü. Erzincan’dan başlayıp Dersim’e, Ankara’ya, İstanbul’a, oradan da Paris ve Köln’e kadar uzanan bir sürgünün yaşamı çıkıyor karşımıza.

Benim için açık bir gerçek: Bir insanın yaşamında anlatmak istediği, bir de anlatmak istemediği hikâyeleri vardır. Bana elbette çok kolay gelmedi, bazı şeyleri tüm yalınlığıyla aktarmak. Bundan dolayı romanda yer alan bazı kahramanları, kişileri ve mekânları anonimleştirerek okuyucuya sunmaya çalıştım. Onlar kuşkusuz romanın kolektif boyutunu da içeriyor.

***

Dağlardan sürgüne

Erzincan doğumluyum. 1978 gençlik kuşağının gelişen devrimci mücadelesinde aktif yer alanlar arasındayım. 1980 Ankara Eğitim Enstitüsü mezunu olmama rağmen, siyasi nedenlerden dolayı öğretmenlik görevine başlayamadım. 12 Eylül 1980 öncesi ve sonrasında Erzincan ve Erzurum cezaevlerinde tutuklu bulundum ve en son tutuklanmamda ömür boyu hapis cezasına çarptırıldım. Erzurum cezaevinden özgürlüğüme kavuşmak için 1982’de firar ettim. Firardan sonra iki yıla yakın Erzincan ve Dersim bölgelerinde siyasal faaliyetlerime aktif olarak devam ettim. Firar sürecimin büyük bölümünü Dersim dağlarında geçirdim. Bu süreç benim yaşamımda önemli bir değişimi de beraberinde getirdi. Ülkede kalma durumum olmadığından dolayı 1983’ün sonlarına doğru Almanya’ya kendimi sürgün ettim. Bu süre zarfında benim açımdan, Almanca ‘Politik Exil’ olarak tanımlanan sürgün süreci başladı. Değerli devrimci Alman şair ve edebiyatçı Bertolt Brecht, Hitler faşizmi sürecinde yaşadığı sürgün yıllarında ‘göçmen’ kavramını daima eleştirmişti. Sonuçta kendi özgür irademizle sonsuza kadar başka bir ülkeye gitmedik diyerek bu kavrama karşı tutum takınmıştı. Çünkü “Biz kaçtık. Yerimizden edildik, sürgün edildik” sözleriyle bu sürece vurgu yapıyor Brecht. Bundan dolayı ben ‘Politik Exil’ kavramını önemsiyorum, daha uygun buluyorum. Yaşadığım sürgünlük sürecinde, 1983’ten bu yana Türkiye’ye gidemedim. Halen Almanya ve Avrupa’nın değişik ülkelerinde değişik kurum ve kuruluşlarda demokrasi, özgürlük ve insan hakları mücadelelerine katılıyorum. Ayrıca çeşitli gazete, dergi ve internet sitelerine yazılar yazıyorum.

109 kez okundu.

ASM : “Bu ülke için, hiç vakit kaybetmeden politik bir genel af ilanı ile barış ikliminin önü açılmalıdır”

20210623_203142

Avrupa Sürgünler Meclisi Yürütme Kurulu 20 Haziran tarihinde on-line olarak tam katılımlı Yürütme Kurulu toplantısını gerçekleştirdi.

Yürütme Kurulu toplantısında; ASM Kongresinin 12 Eylül 2021 Pazar günü Frankfurt`ta yapılması kararlaştırıldı.
Ayrıca ASM Kongresine yetiştirilmek üzere SÜRGÜN Dergisinin 3. sayısının çıkartılması, Kongre öncesi medya ve TV`lerde 12 Eylül askeri Cuntasının 41. yılında yarattığı sonuçların bugünkü siyasi sürece etkileri konusunun işleneceği programlar düzenlenmesi ve ASM Meclis üyeleriyle ilişkilenerek Kongreye katmak ve katkılarını almaya yönelik bir çalışma içinde olunması gerektiğine dönük kararlar alındı.

Ayrıca Türkiye`de siyasi iktidarın artan dozda baskı politikaları, ülkeyi hem içte hem dışta savaş politiklariyla yaşanmaz duruma çevirmesine karşı, tüm ilerici demokratik muhalif güçlerin ortak hareket edebilmesi, çatışmasız bir ortamda başta Kürt sorunu, Hapishaneler sorunu ve ülkemizin mafyatik tarzda yönetilmesi, çürüyen sistemin hukuksuz şekilde yönetilmesi sürecinde, birikmiş sorunlarını tartışabilmek ve çözümler üretmeye dönük; Poltik bir GENEL AF talebini yükseltme çağrısı yapmayı kararlaştırdı.

Barış ikliminin oluşturulmasına dönük ilk elden yapılması gerekenin siyasi özgürlüklerin sağlanması ve Politik tutsaklara Genel Af çıkartılması talebinin tüm toplumsal mücadeleci kesimlerce dillendirilmesi ve mücadele edilmesine dönük yaptığı çağrıyı tüm basın ve medya ya yollamayı kararlaştırdı.
ASM Logo

“Bu ülke için, hiç vakit kaybetmeden politik bir genel af ilanı ile barış ikliminin önü açılmalıdır”

Artan işsizlik, derin yoksulluk, tecavüzler ve kadın cinayetleri, rutin bir işleyiş halini almış, rüşvet, yolsuzluk, yandaş olma hali, hukukun tamamen devre dışı bırakılmış olması, muhaliflerin keyfi olarak ceza evlerine doldurulmaları, başta Kürtler olmak üzere muhaliferin açıkça katledilmeleri halklarımızın yaşamını adeta cehenneme çevirmiş durumdadır. Dayatılan ötekileştirici, düşmanlaştırıcı milliyetçi-ırkçı propoganda ve buna eşlik eden savaş dili, başta Kürtler olmak üzere halka, muhalif kesimlere ve tüm ilerici güçlere yönelen şiddet sarmalı ile ülkeyi yaşanılmaz kılmaktadır. En temel hak ve özgürlükler konuşulamaz hale getirilirken, sisteme biat ve korku iklimi toplumsal yaşamı esir almış durumdadır.

Bizler, bu dünyanın ve bu ülkenin daha güzel yaşanılabilir olacağına inananlar, insandan, doğadan ve barıştan yana olanlar, sürdürülmeye çalışılan bu baskı-sindirme ve şiddet siyasetine hayır demek zorundayız. Egemenlerin tek gayesi düzenlerinin devam etmesi, bunu kabul etmeyenlerin ise dünyalarının her gün yangın yerine çevrilmesidir.

Bizler, 12 Eylül döneminde ve sonrasında ülkeyi terk etmek zorunda kalmış, yurtdışından yıllardır ülkelerine dönemeyen sürgünler olarak tüm muhaliflere ve insandan yana olan herkese seslenmek istiyoruz. Bu ülke için ilk adım olarak;

  1. Çoğu ağır 8 bini aşkın hasta tutsak derhal serbest bırakılmalıdır.
  2. Cezaevlerindeki tüm politik tutsaklara, genel af ilan edilmelidir. Aynı şekilde yıllardır ülkelerine dönemeyen yurtdışındaki politik sürgünlerin, ülkeye dönüş haklarının önündeki engeller kaldırılmalıdır.
  3. Bunlara bağlı olarak, en yakıcı şekilde kendini dayatan Kürt sorununu, hukuksuzluğu, işsizliği, açlığı, yolsulluğu, yolsuzluğu, şiddeti, tecavüzü, kadın cinayetlerini ve çevre katliamını durdurabilmemiz, ülke olarak konuşabilmemiz, tartışabilmemiz ve çözümler üretebilmemiz için hiç vakit kaybetmeden barışcıl politikalarin ve barış ikliminin üretilmesi zorunluluktur .

20.06.2021

AVRUPA SÜRGÜNLER MECLİSİ

ASM

44 kez okundu.

MEDYAHABER TV ‘de SÜRGÜN KONULU CANLI YAYIN GERÇEKLEŞTİRİLDİ

154386007_220520093132528_8376329883615547514_n
28 Subat 2021 – Pazar günü Saat 14.30 `da Koray Düzgören`in yönettiği “HALKLARIN TARİHİ” Programında ASM Eş sözcüsü Mahmut Özkan, ASM Yürütme Kurulu Üyesi – Yazar Engin Erkiner ve Kadın aktivist Meral Tohumcu`nun katıldığı; Emperyalist baskı politikaları, SÜRGÜN’ de Edebiyat, SÜRGÜN ‘de Kadınlar, Sürgün Sorunları ve ASM nin hedeflerine dair bir saatlik  söyleşi gerçekleştirildi.
İlgiyle izlenen Canlı yayın Programı sonrasında olumlu tepkiler alındı.
Önümüzdeki süreçte Avrupa Sürgünler Meclisi (ASM ), çeşitli araçlarla Sürgün sorunlarını işleyen ve kamuoyu duyarlılığını artıran etkinlikler ve programlar gerçekleştireceğini duyurdu.
https://www.medyahaber.info/halklarin-tarihi-28-02-2021/
Daha önce 17 Ocak 2021 pazar günü Medya Haber TV’de 1. programda yine  gazeteci-yazar Koray Düzgören‘in hazırlayıp sunduğu, Sürgünler Meclis Eş Sözcüsü Yazar Metin Ayçiçek,  Sürgünler Meclisi üyesi Dr. Banu Büyükavcı ve sürgünde 50’inci yılına giren gazeteci- yazar Doğan Özgüden’in konuşmacı olarak katıldığı programda Osmanlı’nın son süreçlerinden günümüze TC devletince çeşitli milliyetlerden halklara, muhaliflere, düşünürlere, aydınlara karşı aralıksız sürdürülen baskı, katliam, soykırım, işkence ve sürgünlerin, göçe zorlamaların tarihsel süreci ve günümüzde Avrupaya göç etmek zorunda kalmış sürgünlerin sorunları değerlendirilmişti.
surgunler
https://www.youtube.com/watch?v=HAKYLEf-PXs

40 kez okundu.