İnsanlar acaba neden Avrupa’ya gidiyor?

Engin Erkiner18740282_10155328521799699_248235358121270570_n

Türkiye’den değişik Avrupa ülkelerine yönelik politik göç son bir yılda katlanarak arttı ve bu artış halen devam ediyor. Gelenlerin kesin sayısı bilinmiyor ama az değil… Bunları üç bölüme ayırmak mümkündür:

İlk bölümünü eğitimli sol siyasiler oluşturuyor. Bu arkadaşlar  “barış bildirisi”ne imza attıkları için üniversitedeki görevlerinden atılmışlar ve haklarında da dava açılmış, bu nedenle gelmişler. Bir bölümü iltica etmiş, bir bölümü ise iki yıllık burs bulmuş. Şimdilik iltica etmesine gerek bulunmuyor, iki yıl sonra duruma yeniden bakacaklar…

Bu arkadaşların özellikle Almanya’da kolayca iltica aldıklarını belirtmek gerek. Kimseyi teşvik etmek için değil, gerçek durum böyle olduğu için söylüyorum. Son olarak yıllardan beri tanıdığım bir öğretim üyesi altı aydan az sürede iltica başvurusuna olumlu cevap aldı.

İkinci bölümü, Fettullahçılar oluşturuyor, konumuz bunlar değildir.

Üçüncü bölümü ise değişik nedenlerle ülkeyi terk edenler oluşturuyor. Bunlar sol görüşlü değiller ama ülkede artık yaşayamayacaklarını düşünüyorlar. Son birkaç yıldır Türkiye’den gelen bu kategorideki insanların en çok yerleştiği kent Barcelona’dır.

Konumuz birinci kategoriye girenlerdir.

Bugün Sendika Org’da Önder Özdemir imzasıyla ve “Avrupa’daki siyasal mülteciler: Giden nereye gidiyor?” başlıklı bir yazı yer aldı. 20-25 yıldır bildiğimiz görüşleri tekrarlamakla birlikte bu yazı üzerinde durmak istiyorum.

Yazının özü aşağıdaki belirlemede yatıyor denilebilir:

“Mücadeleden ümidini kesen, kendisini çaresiz ve işe yaramaz hisseden, kavganın kaybedildiği duygusu içinde kendisine ve ailesine “güvenli bir sığınak” arayan insanlar giderek artıyor. Bunların bir kısmı Avrupa’nın çeşitli ülkelerine iltica ediyor. İltica edemeyenler de  “laik-demokrat kaleler” olan Ege ve Akdeniz’in sahil kentlerine yerleşiyorlar. Hal böyle iken “Biz çoğunluğuz, haklıyız ve mücadele etmeliyiz” diyerek kavgayı sürdürmeyi seçenler var.”

Yazıyı yazan arkadaş ulusal karakterimiz olan “birbiriyle ilgili olgular arasında bağlantı kuramamak” özelliğini sergiliyor. Mücadele kendi kendine yürümediğine, değişik örgütler aracılığıyla yürüdüğüne göre; “mücadeleden umudu kesmek” , aynı zamanda sosyalist soldan da umudu kesmek anlamına geliyor. Giden ya da gitmek için yollar arayan insanlar sosyalist örgütleri güvenilir, inandırıcı, gelişme potansiyeli olan yapılar olarak görmüyorlar. Onlardan umudu kesmişler… Kesmeselerdi ülkeden gitmek için bu kadar çaba göstermezlerdi.

Buraya gelen değişik insanlarla konuştum ve tamamına yakını benzer görüşe sahipti: kendilerini sosyalist olarak görüyorlardı, barış bildirisine imza atmışlardı ama sosyalist örgütler hiç iyi durumda değildi. Sürekli aynı şeyleri söyleyip sürekli aynı şeyleri yaparak yerlerinde sayıyorlardı, kendilerini bir türlü yeniden üretemiyorlardı.

Sol ya da sola yakın insanlar ülke dışına gidiyorsa, sosyalist solun sorumluluğu biraz da kendisinde araması gerekir.

Yıllardan beri Türkiye’ye gidip gelen çok sayıda sol insan bulunuyor. Ülkede solun durumunu sorduğunuzda hemen hepsinin cevabı aynıdır: birkaç büyük kentte dar alanlara sıkışmışlar, aynı şeyleri söyleyip aynı şeyleri yapıyorlar.

Diyelim 25 yıl önceki imkanlarla bu kadar bilgi sahibi olunamayabilirdi ama durum artık böyle değildir. Kim nerede ne yapıyor ya da yapmış, biliniyor.

Kimseyi küçümseyecek değilim ama kendiniz dışındakilerin pek duymadığı basın açıklamaları yapmayı, Ankara’da Yüksel Caddesi’nde İstanbul’da Kadıköy Meydanı’nda eylem yapmayı, bunun için gözaltında biraz kalıp çıkmayı “büyük mücadele” diye sunmayın. Avrupa ülkelerine gelen insanlar arkalarında 15-20 yıllık muhtemel hapis cezasını bırakarak geliyorlar.

Önder Özdemir son beş yılda gelip iltica eden bir bölüm insanla söyleşi de yapmış ama söylenenlerin önemli bölümünü garip bulduğumu belirtmem gerekiyor.

Bir kere önceden bilgi sahibi olmadan Avrupa ülkelerine gelen yok denilecek kadar azdır. Hemen herkesin bu ülkelerde yaşayan tanıdıkları bulunuyor ya da Türkiye’deki arkadaşlarının tanıdığı bulunuyor. Gelmeden önce ayrıntılı bilgi sahibi oluyorlar. Yeni gelenler iltica yasalarındaki değişiklikleri benden iyi biliyorlar, bunu belirteyim.

Hiç bilgi edinmeden gelenin bu nedenle aklından biraz şüphe etmek gerekir. 20-25 yıl önce neyse ama aynı durum şimdi geçerli değildir.

Türkiye’de köyden büyük kente gelen insanlar bile yabancılık ve uyum sorunu çektiğine, geride bıraktıklarını özlediğine göre; bambaşka bir ülkeye ve kültüre gidenlerin de bu duygulara sahip olması normal değil midir?

Mülteci olmak önceki hayatına arkanı dönmek demektir. Hayata yeniden başlamak, kendini yeniden üretmek demektir. Türkiye’de iyi eğitim almış olabilirsiniz ama bu eğitim Avrupa ülkelerinde işe yaramayabilir. Bir ülkede üniversite bitirmiş olmak başka bir ülkenin o diplomayı tanıyacağı anlamına gelmez.

Türkiye’de tıp fakültesini bitiren ve doktorluk yapmış arkadaşlarım vardı. Burada eğitimleri yeterli bulunmadığı için doktorluk yapabilir izni alamadılar. Bir bölümü birkaç yıl okuyup değişik kurslara da devam ettikten sonra doktorluk izni alabildi.

Avrupa ülkelerinde çok sayıda diplomalı işsiz bulunuyor. Ya da insanlar eğitimleriyle pek de ilgili olmayan bir alanda iş buldukları için çalışıyorlar. Teknisyenin her çeşidine ise acayip iş bulunuyor. Mesela Almanya’da bu konuda ciddi eleman açığı var. Yarım iyon Suriyeliyi alıp bunların bir bölümünü hemen teknik okullara boşuna göndermediler.

Mülteci oluyorsanız, kendinizi buna mecbur görüyorsanız, eski hayatınızı arkada bırakıyorsunuz demektir. Bunun da sıkıntıları olacaktır ama mültecilik budur. Dolayısıyla bu konudaki şikayetler sadece garip olarak değerlendirilebilir.

Mülteciliği hedefleyen bunları göze alıyor demektir. Bu konuda yaşanmış çok sayıda deney bulunduğu için fazlasıyla bilgi kaynağı vardır.

Bir noktayı açık olarak belirtmekte yarar vardır:

Bir şey yapmak istiyorsan, kimin ne düşündüğüne aldırmayacaksın, yapacaksın. Politik mücadele sadece Türkiye’de değil dünyanın bütün ülkelerinde vardır. Almanya politik olarak hareketli bir ülke olduğu gibi, Türkiye ile ilgili yoğun politik mücadeleyi de bünyesinde barındırır. Türkiye buraya uzak bir ülke değildir, Almanya’da iç olgu durumundadır. Ne çare ki, 1990 yılından başlayarak bunu sosyalistlerden çok daha fazla devlet ve hükümetler anlamıştır. AKP’nin Avrupa örgütlenmesine şöyle bir bakarsanız durumu daha iyi görürsünüz.

Onlar özellikle Almanya’da yürütülen Türkiye ile ilgili mücadeleden rahatsız oluyor, Alman hükümetine bu konuda ikide bir talepler iletiyor, taraftarları aracılığıyla muhaliflerini tehdit ediyor, hatta saldırı düzenliyor; Türkiye’deki sosyalistler ise yıllardan beri olduğu gibi şimdi de Avrupa ülkelerindeki özellikle de Almanya’daki mücadeleyi hiçe sayıyorlar.

AKP bu konuda maalesef sizden epeyce ileridedir

Kabahat Avrupa ülkelerindeki sosyalistlerdedir. Yıllardır Türkiye aşkıyla yanıp tutuşmak dışında bir şey yapmadıkları için, önemli bölümü yaşadığı ülkenin dilini bile doğru dürüst öğrenemediği için, kendilerini sürekli olarak Türkiye’dekilere kabul ettirmek gayreti içindeler. Daha fazla şeyler yapmış olsalardı, böyle bir çaba içinde bulunmaz, ne düşünüldüğünü ciddiye almazlardı.

Avrupa ülkelerindeki Türkiyeli sosyalistlerin durumu da daha iyi olurdu…

Çabaladılar, bir şeyler de yaptılar ama yapılandan yapanlar da memnun değildir.

Türkiye’den konuşması kolay oluyor… Şartlar değişiyor, ülkeden çıkmak zorunda kalıyorlar ve aradan 1,5-2 yıl geçmeden o keskin devrimcileri meyhanelerde aramaya başlıyorsunuz. O kadar çok örnek gördük ki…

Siyasi mültecilere olan ilgi artıyor, artmak zorundadır çünkü sayı sürekli yeni göçlerle büyüyor. Bu konuda yapılan araştırmalar ve bazı doktora çalışmaları bulunuyor ama alınacak daha çok yol var. Bir insana, diyelim 20 yıldır yaşadığı bir Avrupa ülkesinde, soru olarak “Ülke dışına nasıl çıktınız?” diye sorulmaz. Bu soru eskide kalmıştır. “20 yıldır burada ne yaptınız?” diye sorulur.

İnsanların buraya ait tarihlerinin olması gerekir, bu sorulur.

Maalesef çok sayıda arkadaşımızın böyle bir tarihi bulunmuyor ve bu açıklığı Türkiye’dekilere dert anlatmakla kapatabileceklerini düşünüyorlar.

Boşuna çaba tabii…

Kişi olarak son göçten memnunum diyebilirim. Bu kadar çok sayıda eğitimli insanın ülkeyi terk etmesi acı bir şey, burası açık… Hoşuma giden ise, gelenlerin akademik araştırmalara yönlemeleri ve ister istemez şu veya bu kitabıma dokunmaları…

Paris Ev İşgalleri olabilir, 28 yıl yayınlanan kültür dergisi Yazın olabilir veya seçme yazıların toplandığı 25 Yıl Sonra Yazın kitabı olabilir, son olarak da 12 Eylül sonrasındaki mültecilik tarihini de anlatan Mülteciler Göçmenler kitabı olabilir.

Daha fazlası yazılabilirdi aslında ama ilgi yoktu. O ilgi şimdi oluşmaya başlıyor ve bu arada da yıllar geçmiş durumdadır…

Arkanıza bakıyorsunuz ve diyelim ki son 25 yılınızı dolduramıyorsunuz. Geçmişiniz ister istemez Türkiye’ye ya da 25 yılın gerisine atlıyor…

Kötü bir şey ama bu durumda bulunanların sayısı az değil ne yazık ki…

98 kez okundu.

Paylaşım:Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir